Sözün Ardı/Önü: 132 Zamansız Denemeler: XXVII Unutulan Bir Zamandan | Feridun Andaç

Mart 31, 2026

Sözün Ardı/Önü: 132 Zamansız Denemeler: XXVII Unutulan Bir Zamandan | Feridun Andaç

Size Bakmanın Zamanı

Sizlenen bir zamanın içindeyim. Sesiniz uzak, varlığınız bir imge karşımda. Ama uyanınca güzelim gözleriniz, kirpikleriniz  karşımdaydı.

Sizi göklere taşımak istiyorum; sizin gezegeninize varmak, hangi iklimde boy attığınızı görmek/tanımak istiyorum. Siz, aynı zamanda imbatın esintisisiniz, benim yazarlarımdan olan Tarık Dursun K.’nın İzmir kokan İmbatla Dol, Kalbim öyküsünü mutlaka okumalısınız.

Size bakmanın zamanı böyle bir şey.

Ayaklanmış bir ordu gibi yol alıyorum, beş duyum yetmiyor sizlenmeye; sizi düşünerek yol almaya.

Size bakmanın zamanında yaşamak ne güzelmiş

Gözleriniz Alev, Gözleriniz Sır…

Geçitsiz kıldınız, sözsüz geçtiniz  her duraktan;

Zamana karşıydı bakışlarınız, elleriniz.

Uysal, atak, yalnızdı diliniz.

Kimdi sesinizin rengini çalan,

Kimdi gözlerinizdeki hüzne bakan;

Alıp götüren kimdi sizi,

O zaman ötesi kıyılara?

Sestiniz önce, sonra söz oldunuz;

Ötelerden geldiniz, dönenceniz

Melekler katında yoldu, yordamdı,

Baktınız, gösterdiniz, yaktınız.

Bekleyen zamana bıraktınız sözlerinizi,

Sözdünüz oysa, sevdaydınız, dildiniz.

Alevdi gözleriniz, taşıyandı zamanları;

Sırdı gözleriniz, anlatırdı yüzünüzü;

Ki, haritalarda bir yüz gibi de değildiniz;

Alevdiniz, sırdınız, melektiniz ötelerden gelen.

Giden, Dönüşen

Bakışlarımızın bizi çekip götürdüğü yerdeyizdir çoğu kez. Benliğimizi sırdaş görüntülere hazırlayan bellek yanılmaları da olsa; bir imgeye bakarız çoğunlukla. Arayan göz, hatırlayan söz ırmağından çıkıp gelmiş düşünce, bekleyen kakışla buluşmanın seyirmelerindeyizdir. O alevle karşılaşmada, ilkten anlamayız bizi çekeleyenin ne olduğunu. Sarsalanma anının git-gelindedir bütün benliğiniz. Yüzünüz Araf’a dönüktür sanki!  Sonra sonra ayma halini yakaladığınızda, başınıza gelenin ne olduğunu anlarsınız. Bu da, o ipildeyen duygu ırmağına katar sizi.

İşte bunun kıyısından bakıyorum size.

Size Bakmanın İklimi

Bugün o dönenceye adım attım. Aleve kesmişti ellerim. Gözlerim size bakmanın ummanına açılmıştı.

Bin anda, tüm belirsizlikleri ortadan kaldıran bir bakışla yol aldığımı hissettim.

İçsesimizin diliyle konuşurken de, ne çok engeller yarattığımızı hatırlatan duruşun ötesindeydim.

“Ben bir şey yapmadım,” demiştiniz.

Ana gazetedeki ilanı kesip masanızın bir yerinde tutup, hatta bekletmiştiniz “zamanı gelmesi” için! Yanılıyor muyum!

Anlardır yaşamın bütünlüğünü kuran, bize bunun düşüncesini taşıyan. Bir başına yol alamadığımıza göre; gözün gördüğü, bizi çekelediği yere/göze döner ilerleriz.

Şimdi, kapısız penceresiz bir yerdeyim; önü açık bir alan, sonsuzluk duygusunu veren bir görüntü demek daha doğru.

Orada siz varsınız; narin, kırılgan duruşunuzla gülen yüzünüz…

Geceden çıkmış gibiyim, bir rüyadan uyanmış gibi…Belki de bir bekleyişin uyanışı, görme hali! Duyguların bir Rönesans’a ihtiyacı var mı bilmem! Ama kendime koyduğum tanı bu!

 Uzunca süre kendimi/duygularımı kapattığım yerden çıkarma eylemi…

Evet, bir şey yapmadınız. Bir göktaşı gibi  çıkıp geldiniz karşıma; hatta düştünüz bir anda! Şaşkınım! Size bakmanın dönencesindeyim.

Sizin Şarkınızdaki Söz

Ezgilenecek bir yolculuğa hazırlıyorum kendimi. Ruhumu alevlendiren imgenizin bir rüya olmadığını bilerek yol alacağım. Ama rüyalarıma izdüşüreceğinizi de derinden hissederek ilerleyeceğim.

Yazdığınız Paris metnine yansıyan gözlemlerinizin sizi tanımlayan/anlatan yanlarına da dönerek bu yolculuğa çıkacağımı bilmenizi isterim.

Tutulan Gözler

İki göktaşı gibi baktınız. Alevdiniz, ötelerdendiniz, çağıran parıltıydınız, hatırlatan akkor, taşan deniz, taşıyan sözdünüz.

Göz tutulması mı demeliydi buna? O ilk gelişinizde, bakışlarınıza, gözlerinizin kahverengi alaşımına tutulup kalmıştım…

“Kimdi bu, sahi?” demiştim içimden…

Yüzünüz Sizin

O göz tutulmasından geçip yüzünüze dönünce, bir de sesinizin tınısına; “Melek bu olmalı,” demiştim.

Evet, evet; melekler katından gelmiştiniz. Sizin bilinmeyen, güneş ötesi bir gezegen dediğiniz bu olmalıydı.

Nerelerdeydiniz, söyleyin; onca zaman, hangi iklimde, hangi göklerdeydiniz?

Bakınca size, dünyanın yeniden kurulduğunu düşünüyordum içimde.

Yüzünüz sizin, bu dünyanın atlasıydı.

Çantanızdaki Sesim!

Yolda yürürken siz, çantanızdaydım! Hışırtılar arasından ayak seslerinizi işittim. Yeşilin içinde karanlıkta, ama sizin aydınlığınızdaydım. Sesinizin sesime, elinizin elime değmesini istedim bir an! Siz yolu adımlıyordunuz, sesimde izliyordu sizi.

Çantanızdaydım, siz yolda yürürken yakınınızdaydım.

Bugünkü Bakış

Sizli halim çocuklara yaramıştı bugün!

Ben de kendi dinleyicim olmak isterdim bugün.

Onlar bilemezdi elbet bilinmez bir gezegenden gelen bir Göktaşı’nın aleviyle sarsalandığımı, yeni bir dili öğrenmenin öğrencisi kesildiğimi.

İncelmişti duygularım, incelmişti onlarla aramızdaki söz, dönüşen bir dilin yolcusuydum artık.

Gözlerimde Yüzünüz

Bir Bakışı Solduran Zaman’da böyle bir bölüm yazdım, dahası yazdırdınız. O kitaba bir daha hiç dönmeyeceğimi sanırken, siz sözcüklerimi de alevlendirdiniz. Ve  bunu her gün yazmak, her gün sizden taşınan bir imgeyle orada yol almak istiyorum. Çünkü, her gün gözlerimde taşıyorum yüzünüzü.

Gecesin Sen

Kuytuluklarda bakışların, gecesin sen.

Avazlanan sesin yabanındasın, saklı sözsün.

Celâllenen bakışın sırrısın, dağın iklimi, gözün ağrısı…

Gecesin sen, kapalı gök; divane bakışsın.

Karın ipiltisisin, soğuğun ateşi…

Çözülmez söz, erişilmez yıldız burcu,

Geçilmemiş deniz, açılmamış mühürsün.

Görülmemiş düşsün; zaman ötesi sessin bana.

Yıkıntılarda

Çözülen hayatın duraklarından geçiriyorum bakışlarımı. Her bir yıkıntının anlattığı zamanları taşıyorum gözlerimde. Çözüntü ötesi bir boşluk, hiçlik yaşatıyor her biri bende. Ağrım, sanrım belki de bundan. Gözlerime mil çekilmişçesine, ağulu bir zamana bakıyorum…Yıkıntıların tanımladığı kentin kaybolan zamanına dönüyorum yüzümü.

Sizinle, Gözlerinizle Taşınan

Burada, dilime yansıyan bir başkalaşımın gözü oldunuz. Sizinle bakıp, sizinle görüp, sizinle yol alırken kentimin sokaklarında; yazılacak zamanın notlarını taşıyordum belleğime. İşaretler, izler; biliyordum ki bir süre sonra yeni imgelerle buluşturacaklardı beni. Ve oradan size dönük bir yolculuğa çıkacaktım üstelik.

Galiba, bu zaman aralıklarında siz susarak, bense yazarak anlatıyorduk birbirimizi birbirimize.

Geçişler, Durulmalar, Yansımalar

Doğrusu , sizi merak ediyorum. Hatta tanımak istiyorum. O imgenizin yansımalarından bakarak kurduklarımın da ötesine geçerek, size varmak istiyorum.

Yaşadıklarımız, bize, her geçiş zamanında taşıdıklarıyla yeniden yeniden bir bakış kazandırır. Hem hayata dair, hem de yaşantımızın seyrine dair yeni şeyler gösterir/öğretir bize. Bu nedenledir insandan insana gitmenin her daim bizleri zenginleştirmesi. Bunun bir paydası var mı? Ya da öylece de adlandırılmalı mı? Sanmıyorum! Gene de bir çıkış/bakış/bağlanma yolu için gerekenler olmalı diye düşünürüm. Sizin başka/bilinmeyen gezegene ait olmanız, gezgin ruhunuz, neşeniz, yazma arzunuz, okuma uğraşınız benim için ilk adımda sizi “yeni kıta” kılıyor gözümde. Kaşif miyim? Kolomb’un hırsını değil de ufkunu severim. Ama keşfetmekle öğrenmek bir arada büyütür beni siz de bulduklarımı  (keşfettiklerimi mi demeliyim yoksa, yazsam! İçsesiniz, sanki, “orda durun” der gibi!

Yorum yapın