Masthead header

Soykırımı savunarak, sanata ve yazına ihanet eden Peter Handke protesto edilmeli, okunmamalıdır | Prof. Dr. Onur Bilge Kula

Avusturyalı yazar Peter Handke’ye Nobel Yazın Ödülü verilmesi, doğal olarak bütün dünyadaki yazın çevrelerinde tartışmalara neden olmuştur. Tartışmaları olağan saymak gerekir; çünkü sanat, dolayısıyla da yazın, hangi neden ve gerekçeyle olursa olsun, insan kıyımını, soykırımı savunamaz.  Peter Handke, Sırp diktatör Miloseviç’in Bosna-Hersek’te soykırım yapmasına karşın, bu kitlesel öldürücü ve soykırımcıyı desteklemiştir. Böylece, sanatı ve yazını, insanlık düşmanlığına araçsallaştırmıştır. Bu tavır, köklü ve kalıcı biçimde eleştirilmek, hatta eleştirmekten de öte sanat ve yazın etiği açısından yargılanmak zorundadır.

1989’da Ege Üniversitesi’nce düzenlenen ‘Avusturya Yazını’ sempozyumunda ‘Peter Handke: Dil Yoluyla Bilinç Güdümlemenin İzinde’[1](Kula 1990, s. 67- 77) adlı bir bildiri sunmuştum. Bildirinin başına da Handke’nin ‘Ben Bir Fildişi Kulesi Sakiniyim’ adlı kitabından şu bölüm aktarmıştım: “Bana dilleri küçümseme, dilleri sevme öğretildi. Çocukluğundan itibaren bir Slav dilini öğrenen bizdeki (Avusturya’daki) bir azınlığa biz, ‘Konuştuğunuz dilin çoğunluk tarafından konuşulduğu yere gidin!’ derdik.” Yöre halkının bir bölümünün Slovence konuştuğu Kaernten’de 1942’de dünyaya gelen Handke’ye ait bu sözler, ayrımcılık karşıtlığını imlemekle birlikte, aradan bunca zaman geçtikten sonra, ayrımcı tavrın yazarca da içselleştirildiğini ortaya koymaktadır.

Özellikle ‘Kaspar’ ve ‘Arzusuz Mutsuzluk’ adlı kitaplarında dilin güdümleyici işlevini saltlaştıran Handke, soykırımı desteklemekle, dil-düşünme-kültür arasındaki ilişkiyi hiç gözetmediğini ortaya koymuştur. 1990’da Handke’ye bir mektup yazarak, ‘dil ile kültür birbirini dışlar mı?’, ‘Dilin yol açtığı yabancılaşım engellenebilir mi?’ gibi sorulara ilişkin ne düşündüğünü sormuştum. Mektubum yanıtsız kalmıştı.

Yazın, İnsanı İnsansızlaştırmaya Hizmet Edemez

Handke bazı kitaplarında eleştirel irdelediği “insanlar arasındaki iletişimin barbarlaşması” sorunun bizzat kendisi için de geçerli olduğunu ortaya koymuştur. İnsanın insansızlaştırılması, yazarın soykırımı destekleyen tavrında somutlaşmaktadır. Bu yazımda vurguladığım bir başka konu, Handke’nin sanatın/yazının işlevi veya sanatta yanlılık-yansızlık sorunsalına bakışıdır. Handke, Sartre’ın ‘Yazında Angajman’ anlayışın eleştirmek amacıyla yazdığı ‘Yazın Romantiktir’ (1966) başlıklı yazısında, yazarın hiçbir şeye angaje olmaması, diyesi, yan tutmaması gerektiğini savunmuştur. Sanatta yanlılığı toplumsal gerçekliği değiştirmeyi amaçladığını, belirten bu yazara göre, böyle bir amaç, diyesi, okuyucuyu eleştirel düşünmeye özendirme, yazınsal açıdan “saçmalıktır.” Onun için önemli olan, “kendi gerçekliğini” göstermektir. Handke’nin kendi gerçekliğiyse, soykırımı savunmaktır.

Handke’nin annesi Sloven kökenlidir. Yazar, ‘Arzusuz Mutsuzluk’ kitabında, annesinin Rus askerlerle Rusça iletişim kurduğunu da anlatır. Avusturya’da Sloven azınlık hep küçümsenmiş ve ayrımcılığa uğratılmıştır. Özellikle annesinin deneyimlediği söz konusu ayrımcılık, doğal olarak ‘korku’ üretmiştir. Bu korkuyu Handke de deneyimlemiş ve içselleştirmiş olmalıdır. Böyle olmasına karşın, başka güçsüz kültürel toplulukların dışlanmasını, hatta soykırıma uğratılmasını desteklemesi, sanat ve yazınla bağdaşmadığı gibi, insanlık-dışı bir tutumdur.

Yukarıda sözünü ettiğim bildirimi, Handke’nin yazınsal niteliğine ilişkin şu sözlerle bitirmiştim: “Handke ‘Kaspar’ adlı kitabında içeriği geri plana itmekte, buna karşın biçimi öne çıkarmaktadır. Dil yoluyla bilinç güdümlemeyi saltlaştırarak, tek-yanlılaşmaktadır. Bu tek-yanlılık, okuyucuda ‘boşluk izlenimi’ yaratmaktadır. Okuyucuyu, sanat ile sanatı oyuncak durumuna getirme eğilimi arasında seçim yapamaz duruma getirmektir” (Kula 1990, s. 75- 76)

Peter Handke’ye 2019 Nobel Yazın Ödülü verilmesinin eleştirilmesi, protesto edilmesi gerekir; çünkü sanat/yazın insanlık suçu işlemek için araçsallaştırılamaz. 1990’lı yıllarda Yugoslavya İç Savaşı sırasındaBosna-Herseklilere uygulanan kıyım ve soykırımdan sorumlu tutulan Sırp komutan Slobodan Miloseviç’e destek vermek, insanlık suçuna ortak olmak demektir. Nitekim Kosovalı yetkililer ve insanı önemseyen yazıncılar protesto ettiklerini açıklamaktadırlar.

Handke, Irkçı ‘Eski Avrupa’ Yazının Temsilcidir

‘Eski Avrupa’ yazınının temsilcisi olarak nitelendirilen Handke (DieWelt, 8. 12. 2019), ödül törenindeki konuşmasında Yugoslavya’daki insanlık suçuna ortak oluşuna ilişkin tek bir sözcük bile söylemediği gibi, bu konuya ilişkin sorularla da alay eden bir tavır sergilemiştir.“Hiçbir zaman bir görüşüm olmamıştır; görüşlerden iğrenirim” sözü, bu yazarın düşünsel-ahlaksal tutumunu sergilemeye yeter. Almanya’da yayımlanan (Der Spiegel 18. 6. 2006)) dergisinde yer alan ‘Yazarlar ve Kasaplar’ başlıklı haber göre, Handke yaşamı boyunca savunduğu ve sadık kaldığı diktatör Miloseviç toprağa verilirken Sırpça olarak yaptığı konuşmada “Sırbistan’da bulunmaktan ve Miloseviç’e yakın olmaktan mutluluk duyduğunu” dile getirmiştir. Geçmişinde sürekli bu soykırımcıdan yana tavır alan Handke, onu 2004’de Hollanda’da tutukevinde ziyaret etmiştir. Ayrıca, 1996’da yayımladığı ‘Irmaklara Bir Kış Gezisi ya da Sırbistan için Adalet adlı yazısında “iç savaşın gerçek kurbanları Sırplardır” diyerek, adeta insanlığın sağduyusuyla alay etmiştir.

Ödül töreninde yaptığı konuşmada ‘Köyler Üzerine’ (1981) kitabında yer alan “Hiçbir şeyi suskunlukla geçiştirme!” sözünü aktaran yazar, soykırımı destekleyerek, gerçekten suskunlukla geçiştirmemiştir. Onun bu tavrını, Bosna kökenli yazar Saşa Stanişiç Sırplarca işlenen savaş suçuna ortak olmakla eleştirmiştir (DieZeit, 8. 12. 19). Berlin’de yayımlanan Tagesspiegel (Ludwig Steindorff, 5. 12. 2019) adlı günlük gazete, Miloseviç’in, “Yugoslavya’nın ölümünü belirleyici ölçüde” etkilediğini, bu diktatörün Yugoslavya’yı iç savaşa sürükleyip, 1989- 1995 arasında parçaladığını, “etnik temizlik ve kıyım” uyguladığını görmeyen ya da çarpıtan Handke’nin de Yugoslavya gerçeğini ters yüz ettiğini, bunların düzeltilmesi gerektiğini dile getirmiştir. Bütün bu eleştiri ve uyarlara kulak tıkayan “kararlı bir biçimde yanılmaktan daha korkunç bir şey yoktur” (GerritBartels, Tagesspiegel, 8. 12. 2019) diyen Handke, Sırbistan ve Miloseviç konusunda yanıldığını, yanılabileceğini bir kez olsun dile getirmemiştir. Sadece kendisinin “soykırım inkârcısı” olarak nitelendirildiğini söylemiştir.

Sırpların Bosna’da insanlık suçu işlediklerini bilmekle birlikte, her zaman “ancak”, “ama” diye başlayan tümcelerle bunu olağan göstermeye çalışmıştır. Utanmaz bir tavırla, Miloseviç’in eşinin Kafka’dan aktardığı “bütün yargılananlar güzeldir” sözünü, sanatı ve yazını düzeysizleştirme ve soykırıma araç yapma pahasına utanmazca yinelemiştir. “Miloseviç’in gömülmesi, Yugoslavya’nın da gömülmesiydi” sözleriyle, bu utanmazlığı kalıcılaştırmış ve sanat ve yazına “ihanet” etmiştir.

Ahlaksız ve ağzı bozuk Handke’nin Nobel Yazın Ödülü seçici kurulu için söylediği “Yine ödülü, ibnenin birine verecekler diye çok korktum” sözleri, kendisinin dışında başkasını nitelendirebilir mi? Seçici kurulun başkanı Anders Olsson, İsveç basınında yer alan haberlere göre, “Peter Handke’nin yazınsal yapıtını oldukça farklı değerlendirdik” ve “Serebrinica kıyımı, soykırımdır”(faz, 8. 12. 2019) sözleriyle, kararı savunmakta zorlanmıştır. Öte yandan, bu soykırım savunucusuna ödül verilmesi, ödül kurulunu da bölmüştür. Deneyimli kurul üyelerinden biri, Peter Englund, “Handke’nin Nobel Ödülünü kutlamak, iki-yüzlülüktür” diyerek, ödül verilmesini ve törenleri boykot etmiştir.

[1]Onur bilge Kula (1990): ‘Peter Handke: Auf der Spur von ManipulationdurchSprache’; Ege Batı Dilleri ve Edebiyatı Dergisi 7, İzmir

edebiyathaber.net (11 Aralık 2019)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r