
Murathan Mungan’ın yeni derlemesi Hatırla Sinemaları, Türk edebiyatının usta isimlerinin sinema kültürüne, eski salonlara ve Yeşilçam’a dair yazı, şiir ve öykülerinden oluşuyor. Tarık Dursun K., Selim İleri, Salâh Birsel, Enis Batur ve Mario Levi gibi yazarların eski sinema salonlarına dair anıları ve gözlemleri, Attilâ İlhan, Behçet Necatigil, Adnan Özyalçıner, Ülkü Tamer, Cevat Çapan, Memduh Şevket Esendal ve Murat Gülsoy gibi isimlerin sinema salonları ve izleme kültürü hakkındaki metinleri, Ahmet Güntan, Salih Ecer, Turgay Fişekçi, Ahmet Erhan ve Nilgün Marmara’nın, Pasolini, Visconti, James Dean ve Truffaut gibi sinema ikonlarına ve yönetmenlerine ithaf ettiği yazılar ile şiirler, Orhon Murat Arıburnu, Özcan Erdoğan, Ahmet Güntan ve Fatih Özgüven’in Yeşilçam kültürüne ve repliklerine odaklanan çalışmaları seçkide yer alıyor.
Murathan Mungan’ın seçkilerinin sunuş yazıları her zaman kapsayıcı ve ufuk açıcıdır. Hatırla Sinemaları’nın “Jenerik” başlıklı sunuş yazısı da öyle. Unutulmaz filmlerden, sinema salonlarından yola çıkıp, sinema edebiyat ilişkisini, sinemanın filmleriyle, salonlarıyla, artistleriyle öykülere, şiirlere nasıl yansıdığını anlatırken artık hayatımızda yer almayan o unutulmaz sinema salonlarını, o salonlarda izlediğimiz muhteşem filmleri de anımsatıyor. Bir filmi izleme deneyiminin sadece bir sinema olayından ibaret olmadığını, çocukluğun, gençliğin, taze ümitlerin ve hayallerin birer yansıması olduğunu dile getiriyor. Sinemaları ve filmleri hatırlamanın, aslında kişinin kendi çocukluğunu, gençliğini ve geçmişini özlemesi anlamına geldiğini belirtiyor. Zamanın geride bıraktıklarını ve unutturduklarını edebiyatın gücüyle yeniden hatırlatmanın önemini vurgulamakla kalmıyor, örnekliyor da. Dolu dolu, merak ve ilgiyle okunan bir seçki olmuş.
Murathan Mungan’ın anımsattığı görkemli sinemaların bazılarını görme, salonlarında film seyretme şansım oldu. 60’lı – 70’li yıllar, çocukluğum, aslında bir dönüşümün de yaşandığı yıllardı. Bahçeli müstakil evler 4-5 katlı apartmanlara dönüşüyordu. O görkemli sinema salonları da yıkılıp yerlerine hanlar, apartmanlar yapılıyor ama altlarına bir sinema salonu kondurmayı ihmal etmiyorlardı.
Ankara özelindeki bir başka gelişme de şehrin merkezinin Ulus’tan Kızılay’a kayması olsa gerek.
1920 ve 1930’larda sinema hayatı tamamen Ulus ve çevresinde (Millet Bahçesi Sineması, Kulüp Sineması) yoğunlaşmışken şehrin Yenişehir’e doğru büyümesiyle kültürel ağırlık noktası değişmiş. Ulus’taki sinemalara yetişemedim. Ama, 1949’da açıldığı belirtilen, adı gibi kendi de büyük olan Büyük Sinema’da çok film izledim. Konserler de verilirmiş. İstanbul Şehir Tiyatrosu, Ankara’daki oyunlarının çoğunu burada sahnelermiş ama tiyatro izlediğimi anımsamıyorum. Büyük Sinema’nın pasajında, üst katta Erdal Öz’ün Sergi Kitabevi de vardı. Sıhhiye Meydanı’ndaki 1943’de açılan Ankara Sineması da görkemli sinemalardandı. 1100 seyirci kapasitesi varmış ama oraya nadiren giderdik.


Bahçelievler Son Durak’ta Arı Sineması’nın açılışının büyük bir heyecan yarattığını anımsıyorum. 1760 seyirci alıyormuş. 1969 yılında açılan sinema hem görkemli hem de modern bir yapıydı. TRT televizyonlarının canlı yayın çekimleri için de kullanılıyordu ve daha sonra tamamen TRT stüdyosu haline geldi. Sophia Loren’in katıldığı, Zeki Müren’le birlikte fotoğraflarının bulunduğu gala da bu sinemada yapılmış.
Küçükesat’ta oturuyorduk. Mahallemizde ve yürüme mesafesindeki Kavaklıdere’de birçok sinema açılmıştı. 1971’de açılan Akay Yokuşu’ndaki Dedeman Sineması yabancı film gösterimleri dışında konser etkinlikleri de düzenlenen görkemli sinemalardandı ama yeni eğilim müstakil evlerin yerine yapılan apartmanların altına bir pasaj ve sinema salonu açmaktı. Bunlar da büyük salonlardı ama görkemli değillerdi. Tunalıhilmi Caddesi’ndeki Talip, Kavaklıdere, Esat Caddesi’ndeki Dilek ve Karınca bu tür sinemalardandı. Kavaklıdere Şili Meydanı’nda Çankaya Sineması vardı, o da büyük sinemalardandı, 850 koltuğu varmış. Bakanlıklar’da Batı, Kızılay’da Menekşe sokakta Nergis ve Menekşe sinemaları vardı. Bunlar küçük salonlardı. Bu sinemaların hepsi 60’ların sonunda, 70’lerin başında açılmış.
Dilek Sineması, Türk filmleri gösterirdi. Binektaşı sokakta oturuyorduk ve bize yürüme mesafesindeydi. Cumartesileri sabah 10.30’daki ucuz matineye giderdik ağabeyimle ve Birinci denilen ilk sıradan bilet alıp ödeyeceğimiz tutarı daha da azaltır, kalan para ile sinema kapısının önünde bekleşen çocuklardan Teksas-Tommiks alırdık. Sinema önünde, çizgi roman değiş tokuşu da yapılırdı. Biraz palazlanınca ben de bu işi yapmaya başlamıştım. Dilek’te gösterilen o zamanların büyük starı Erol Büyükburç’un bol şarkılı filmlerini kaçırmazdım, çünkü yardımcı rolde oynayan Yılmaz Köksal’ı çok sever, çok komik bulurdum. Esen Püsküllüoğlu ile başrolü paylaşırlardı. Avare Aşık, Berduş hemen aklıma gelen filmler. Bunlar bol şarkılı aşk komedileriydi ama Yılmaz Köksal sayesinde bir miktar da avantür bulunurdu.
Ünlü çizgi roman Zagor’un Türk sinemasına uyarlamasının galasına yine Dilek’te katılmıştım. Zagor’u oynayan Levent Çakır, galaya Zagor giysisi ile katılmış, Zagor’un ünlü “Ahhh.. yaaakkk!”ı narasını atarak bizlerde unutulmaz bir anı bırakmıştı.



Levent Çakır, 1971’de Zagor Kara Bela ve Zagor Kara Korsanın Hazineleri filmlerini çevirmiş. Yılmaz Köksal’ın da bir Zagor’u vardı ama kovboy filmiydi. Çizgi roman kahramanı Zagor ile ilgisi yoktu. Sanırım bu isim biz çizgi roman meraklılarını filme çekmek için konumuştu. O zamanlar Yeşilçam böyle aldatmacaları çok severdi. Sadri Alışık’ın Red Kit – Atını Seven Kovboy da (1974) bu tür aldatmacalardandı. Bir kovboy filmiydi ama Red Kit yoktu. Aslına sadık kalarak uyarlanan Kartal Tibet’li Karaoğlan ve Tarkan filmleri gözdelerimizdi, hiç kaçırmazdık.
Sinemaya gitmek esas olarak bir aile etkinliğiydi. Anne ve babamla birlikte sinemaya gidiyorsak bizim tercihlerimiz pek dikkate alınmazdı. Annem, Türk filmlerini severdi. Yeşilçam’ın dört starının, Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit’in, Filiz Akın’ın filmlerini kaçırmazdı. Abimin de benim de favorimiz Filiz Akın’dı. Filiz Akın oynuyor diye Yılmaz Güney’in Umutsuzlar’ını (1971) izlediğimi anımsıyorum. Yılmaz Güney’i avantürleri ile zaten tanıyıp sevmiştik ama yaşım itibariyle (10 yaşındaymışım) pek anlamadığım bu filmde Filiz Akın’la oynayarak kalbimdeki yeri perçinlenmişti. Yılmaz Güney’in hiçbir filmini kaçırmaz oldum ki özellikle Arkadaş’ın (1974) devrimci yönelimimde etkisi büyük olmuştur. O filmle hem Melike Demirağ hem de Semra Özdamar gözdem olmuştu.
Babam ise ABD yapımı kovboy filmlerini ve polisiyeleri severdi. John Wayne’ı sevememiştim ama Charles Bronson ve Alain Delon takip ettiğim yıldızlar olmuştu. Louis de Funès’nin Jandarma serisi (Jandarma St. Tropez’de, Süper Jandarma vb.), Franco Franchi ve Ciccio Ingrassia’nini şahane seslendirilen Yavru ile Katip film dizilerini kaçırmazdım. Tabii Yeşilçam’ın bu ilgiyi fark edip hemen uyarladığı Müjdat Gezen (Yavru), İsmail Hakkı Şen’in (Katip) oynadığı Yavru ile Katip’i de izlemiştim.
Özellikle çocuk filmlerine gidelim diye ailelerimizin bir derdi yoktu. Ayşecik’le Zeynep Değirmencioğlu gözdemizdi. Parla Şenol’da çocuk yıldız olarak dikkati çekiyordu. Sonra Ömercik çıktı. Ayşecik’le Ömercik (1969) diye de bir film yaptılar ama ben Ömercik’in tek başına başrolde olduğu filmleri daha çok severdim.
Atatürk Bulvarı’ndaki Akün sanırım görkemli sinemaların sonuncularındandır. 1975’de açılmış. Bu sinemada Hababam Sınıfı’nı izlediğimi anımsıyorum. Sinemanın açılış filmiymiş. Hababam Sınıfı 26 hafta boyunca gösterimde kalıp büyük bir rekor kırmış.
Hababam Sınıfı hayatta en çok okuduğum kitaptır. Filmi izlemeden kitabı ezbere biliyordum. Film güzeldi ama kitapla pek alakası yoktu. Yine de dizinin tüm filmlerini, Kızlar Sınıfı gibi versiyonları dahil izledim.



Akün’ün bulunduğu binanın arka cephesinde ise Çağdaş Sahne vardı. Burada hem kaliteli yabancı filmler gösterilir hem de tiyatrolar sahnelenirdi. Sanırım yapım amacı tiyatroydu ve aynı adla bir tiyatro grubu da vardı. Rüştü Asyalı, Köksal Engür, Tuncer Necmioğlu ve Cezmi Baskın gibi değerli isimler burada unutulmaz oyunlar sahneledi. Yılmaz Güney’in Sürü filmi bu salonda altı ay boyunca kapalı gişe oynadı, diye internette bilgi var.
Bazı sinemalar Türk filmleri, bazıları dublajlı yabancı film, bazıları da altyazılı yabancı film oynatırdı. Çok film üretildiğinden olsa gerek, filmler üç – dört gün gösterilirdi, sanırım sonradan sinema salonları çoğalınca haftalık programa geçildi. Filmler ancak büyük ilgi görürlerse haftayı tamamlar, daha büyük ilgi de “2. Zafer Haftası” diye büyük afişlerle duyurulurdu. Örneğin Maltepe’deki Gölbaşı Sineması’nda Doktor Jivago’nun gösterimi böyle olmuş, filmi izleyebilmek için erkenden gidip uzun kuyruklara girmek gerekmişti. Film 1969’da gösterilmiş. Yine çok küçükmüşüm, 8 yaşında o filmden ne anladıysam, çok etkilenmiş ve Ömer Şerif’e hayran olmuştum.
Geçtiğimiz yıllarda yıkıldığını duyduğum Kızılırmak Sineması, Küçükesat’tan Bakanlıklar’a inen Olgunlar caddesini kesen Kızılırmak sokağındaydı. Biz çocukken Ankara’daki ABD üslerinde çalışanlar ve aileleri için hafta içi sinema, pazar günleri kilise olarak kullanılırdı. 1970’lerin başında herkese açık sinema haline geldi. Orada, 1970’te Meksika’da yapılan Dünya Futbol Şampiyonası’nın filmini izlediğimi anımsıyorum. Halit Kıvanç’ın anlattığı film bir tür belgeseldi. FİFA, turnuvayı TV’den izleyemeyenler için yaptırmış. Henüz Türkiye’de TV’de canlı futbol izleme imkânı olmadığı için film büyük ilgi görmüştü. Pele’nin şahane gollerini izlemiş, hayran olmuştuk. Birkaç yıl sonra sabaha karşı kalkıp Muhammet Ali Clay’in Dünya şampiyonluğu unvan maçlarını TV’den izlediğimiz de anımsıyorum. Joe Frazier ve George Foreman gibi boksörlerle yaptığı bu maçları Orhan Ayhan şahane anlatırdı. Maalesef artık Halit Kıvanç, Orhan Ayhan gibi maç anlatan spikerler kalmadı.
Belgeseller bize yabancı değildi, film gösterimleri başlamadan önce Ziraat Bankası’nın ünlü yönetmen Behlül Dal’a hazırlattığı Türkiye ve dünya’dan haberler içeren 4-5 dakikalık kısa filmler gösterilirdi. Haftanın futbol maçlarından görüntüler de gösterilirdi. Bazen de çizgi filmler olurdu ki ben onlara bayılırdım.
1980’lerin başında Kızılırmak sokaktan Kızılay’a doğru yürürseniz Selanik Caddesi’nde Aykut Sineması’na ulaşırdınız ki sonradan Metropol adıyla ünlenecektir. İlkokuldayken, yani 70’lerin başında, bütün okul, sabah erken saatlerde Aykut Sineması’na götürüldüğümüzü ve komünizm aleyhtarı bir belgesel izletildiğini anımsıyorum. Macaristan ve Çekoslavakya’daki antikomünist başkaldırıları ve SSCB’nin müdahalesini anlatan bu film sayesinde komünizm diye bir şey olduğunu erken yaşta öğrenmiştim. 1980’lerde, ODTÜ’de öğrenciyken Aykut’ta “Guguk Kuşu” gibi önemli filmler de izlediğimi anımsıyorum. Caddeden biraz içeride, özel olarak sinema olsun diye yapılmış bir binaydı.
Hemen her yerde sinema salonu bulmak mümkündü. Maltepe’de Maltepe, As, Kerem, Alemdar, Başkent, Bulvar, Mini ve Burç sinemaları vardı. Artık Kızılay’da Saraçoğlu Mahallesi’nde oturuyorduk ve Gülhane Ortaokulu’nda okuyordum. Maltepe ve Kızılay’daki sinemalar daha yakın geliyordu. Necatibey Caddesi’ndeki Derya Sineması’nı da anımsıyorum. Eve çok yakın olmasına rağmen Kızılay Güven Parkı arkasındaki Sinema 70 ve Cep sineması’na gittiğimi hiç anımsamıyorum. Subay olan Öner amcamın sayesinde de Sıhhıye’deki Orduevi’nin sinemasında da kaliteli filmleri çok ucuza izlediğimiz de anımsıyorum. Sinema çıkışı Orduevi’nde sosisli sandviç yerdik ki o zaman sosis çok az bulunan ve yemesi çocuklar ve gençler arasında havalı bir şeydi.
Öyle bir sinema tutkusu vardı ki, o zamanlar bize uzak gelen Cebeci, hatta Yenimahalle gibi semtlerdeki sinemalara bile giderdik, yeter ki başka yerde göremeyeceğimiz filmler göstersinler.
Çiğdem Kaya Çayır, bu yazıyı yazarken çok faydalandığım“Zamana yenik düşen sinemalar” yazı dizisinde (Zamana Yenik Düşen Ankara Sinemaları I: Sinemanın doğuşu ve Ulus – Lavarla – Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı) Ankara’da 1920’lerden 2000’li yıllara kadar olan süreçte açılıp kapanmış olan iki yüz civarı sinema salonu ve açık hava sineması olduğunu belirtiyor. Başkent Ankara, İstanbul’un ardından Türkiye’nin en fazla sinema salonuna sahip ikinci şehri konumundaymış. Şimdi AVM sinemaları döneminin sonunu yaşıyoruz. Murathan Mungan’ın Hatırla Sinemaları’nın girişinde sözünü ettiği gibi ne bu salonlara sinema diyebiliyoruz ne de o küçücük odacıklarda sinema izlemenin keyfi var. Zaten hızla kapanıyorlar.
* Hatırla Sinemaları, haz. Murathan Mungan, Metis Yay. Ekim 2026.
Kitapta yazı, öykü ve şiirleri yer alan şair ve yazarlar: Adnan Özer, Adnan Özyalçıner, Ahmet Erhan, Ahmet Güntan, Akgün Akova, Alper Atalan, Attilâ İlhan, Barış Pirhasan, Behçet Necatigil, Cevat Çapan, Enis Batur, Esra Zeynep, Fatih Özgüven, Fikret Demirağ, Hüseyin Alemdar, İdris Atmaca, Kemal Özer, Mario Levi, Mehmet Yaşın, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Memduh Şevket Esendal, Murat Gülsoy, Murathan Mungan, Nilgün Marmara, Oktay Akbal, Oktay Akıncı, Orhon Murat Arıburnu, Özcan Erdoğan, Rıdvan Hatun, Salâh Birsel, Salih Ecer, Selim İleri, Şükrü Erbaş, Tarık Dursun K., Turgay Fişekçi, Ülkü Tamer.


















