
Mısırlı yazar, psikiyatrist ve aktivist Nawal El Saadawi’nin 1975 yılında kaleme aldığı ve yıllardır çok satanlarda yer alan Sıfır Noktası’ndaki Kadın dünya edebiyatında sadece bir roman değil; ataerkil sistemin, dini istismarın ve sınıfsal baskının çarkları arasında ezilen bir kadının, Firdevs’in, ölüme giderken bıraktığı sarsıcı bir manifestodur. Bu eser, “sıfır noktası” olarak tanımlanan o mutlak sonun, bir kadın için nasıl yegâne özgürlük alanına dönüştüğünü tıbbi bir kesinlik ve şairane bir öfkeyle anlatır.
Parçalanmış Bir Hayat: Firdevs’in “Sıfır”a Yolculuğu
Eser, El Kanatır Cezaevi’nde idam edilmeyi bekleyen Firdevs’in gerçek yaşam öyküsünden esinlenmiştir. Firdevs’in yaşamı, çocukluğundan itibaren sistematik bir “nesneleştirilme” sürecidir. Babasının yemeğini çalmasıyla başlayan yoksunluk; amcasının tacizi, dini otorite maskesi altında meşrulaştırılan baskı ve kendisinden yaşça çok büyük bir adamla zorla evlendirilmesiyle devam eder. Firdevs için evlilik, bedeli “itaat” olan kalıcı bir kölelikten başka bir şey değildir. Bu noktada Firdevs, cesur bir tespitte bulunur:
”Bütün kadınlar fahişedir. Ben fahişe olduğumu biliyorum, en azından dürüstüm. Diğerleri ise fahişeliklerinin bedelini evlilikle, dinle ya da sevgiyle gizleyerek alıyorlar.”
Ataerkil Üçgen ve Saygınlık Maskesinin Yıkımı
Saadawi, Firdevs üzerinden “saygınlık” kavramını yerle bir eder. Firdevs bir dönem “saygın bir şirket çalışanı” olmayı denese de patronlarının taciziyle karşılaşınca şunu fark eder: Toplum, kadını sadece bedeniyle değil, emeğiyle de sömürmektedir. Sokaktaki fahişelik, evdeki evlilikten veya ofisteki sömürüden daha dürüst bir ilişki biçimidir; çünkü burada pazarlık çıplaktır ve Firdevs kendi fiyatını belirleyerek bedeninin “geçici” sahibi olmayı seçer.
Cinayetin Metafiziği: Bir Kurtuluş Ayini
Firdevs’in bir pimi (muhabbet tellalı) öldürmesi, adi bir suç değil, bir karşı-iktidar eylemidir. O bıçak darbesi, sadece bir adamın kalbine değil; onu küçüklüğünden beri ezen tüm erkeklik sistemine saplanmıştır. Cinayet işlediği an, Firdevs’in hayatında kendi eliyle yazdığı ilk özgün cümledir. Bu eylemle birlikte korku eşiğini aşar. Korkunun bittiği yer, iktidarın hükmünün de bittiği “Sıfır Noktası”dır.
Nawal El Saadawi, Sansür ve El Kanatır Duvarları
Kitabın derinliği, yazarın kendi yaşamıyla da iç içedir. Saadawi, 1981 yılında Enver Sedat rejimi tarafından tutuklanıp El Kanatır Cezaevi’ne gönderildiğinde, aslında Firdevs ile aynı kaderi paylaşmıştır. Kitabın yayımlanma süreci ise tam bir sansür tarihidir. Mısır’daki yayıncılar metni “tehlikeli” bulduğu için eser ilk kez 1975’te Beyrut’ta basılabildi. El-Ezher gibi kurumların etkisiyle kitap “kamu ahlakını bozmakla” suçlandı ve birçok Arap ülkesinde yasaklandı. 90’lı yıllarda radikal grupların “kara listelerine” giren Saadawi, kâğıt kalem verilmediği hapishane günlerinde dahi kaş kalemiyle tuvalet kâğıtlarına yazarak sansüre direnmiştir.
Antigone’den Firdevs’e: Otoriteye Karşı Vicdan
Klasik tragedyadaki Antigone gibi Firdevs de devletin ve erkek otoritesinin yasalarını reddederek kendi içsel hakikatine sadık kalır. İdam sehpasına giderken sergilediği vakur duruş, cellatlarına karşı kazandığı mutlak zaferdir. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış bir insanın kazandığı o “sıfır” noktası gücü, rejimin tüm ordularından daha sarsıcıdır.
Kâğıttan Daha Güçlü Bir Hakikat
Sıfır Noktasındaki Kadın, bugün dünyanın dört bir yanında (İran’dan Türkiye’ye, Mısır’dan Amerika’ya) baskılanan her kadının hikâyesidir. Saadawi, Firdevs aracılığıyla okuyucuyu güvenli konfor alanından çıkarıp şu gerçekle yüzleştirir: Gerçek suçlular saygın mevkilerde otururken; suçun sonucuna mahkûm edilenler, hakikat uğruna idamı selamlamaktadır.
Firdevs’in hücresinden yükselen o son kahkaha, yüzyıllar geçse de unutulmayacak bir meydan okumadır:
“Siz benden korkuyorsunuz, çünkü ben sizin sahip olduğunuz her şeyi elimle ittim. Sizin dünyanız bir yalan, benim ölümüm ise tek gerçek.”

















