Masthead header

Salih Yıldırım: “Şiir benim için başlı başına bir avunmanın kâğıda dökülmüş hâli.”

Söyleşi: Muhammed Münzevi

Avunma Sanatı, Salih Yıldırım’ın Aslan Burcu’ndan sonra ikinci şiir kitabı. Salih Yıldırım, bu kitapta 21 adet şiiri okurun beğenisine sunuyor. Şiirlerini Mahfel, İzdiham, Tahrir ve Şiar gibi dergilerden okuduğumuz şairin şiir dünyası, günümüz şairlerinin aksine daha az tercih edilen “anlatımcı şiir” kapısından bakıyor. Salih Yıldırım’ın şiirlerinde yüksek sesli ve konuşan bir özne var. Bu özne, bize yeni bir dünya sunmuyor ama sanki başka dünyalardan da haberdar ediyor bizi.

Çok Radikal Kararlar Aldım, Her Ne Yoksa Bizim İçin, Sözün Bittiği Yere Kurduğum Kamp gibi şiir adlarıyla da iddialı görünmeyen ancak iddialarını şiirlerinde gizleyen bir şair Salih Yıldırım. Şiirlerinde felsefeden, sosyolojiden ve mitoloji gibi sosyal bilimlerden de şiir duyarlığını genişletiyor. Avunma Sanatı, çok klişe ifadeyle tek solukta okunabilecek bir kitap. Bu şiirleri okumaya başlayan okur, kitabı nasıl bitirdiğini anlamayabilir. Çünkü her dize bir sonraki dizeye götürüyor okuru. Dizeler âdeta birer lokomotif gibi. Salih Yıldırım, “Avunma mı bir sanat ya da sanat mı bir avunma?” sorusunun cevabını kitapta bulmanın garantisini vermese de birçok sorunun cevabını, kırdığı rotalarla sizi akışkan bir şiir ırmağına çağırarak veriyor aslında.

Kaos Çocuk Parkı Yayınlarınca okur karşısına çıkan bu kitap üzerine Salih Yıldırım’a sorularım oldu. Verdiği samimi ve derin cevapları için tekrar teşekkür ederim.

Salih Yıldırım, “Kimdir?” sorusuna nasıl cevap veriyor ve şiiri ile bize ‘ne’ söylemek istiyor?

Kendi hâlinde bir vatandaş. Şiiri sever, sayar ve şiiri ile hiçbir şey söylemek istememenin o iddiasız keyfini yaşar. Zaten şiir, bir şey söylemekten öte bir enstrüman çalmak gibidir. İçinizde biriken melodiyi yazarsınız, gerisi okuyucuya kalır. Bir şey söyleme isteğinde olan insan düzyazı ile ilgilenmeli, şiir yanlış alan.

Salih Yıldırım, sevdiği bir başka şair gibi “nasılsınlara teşekkür ediyorum” mu diyor yoksa bu soruyla hiç de muhatap olmuyor mu?

Nasılsınlara teşekkür ediyorum, bebelere tütünden uzak durmaları gerektiğini söylüyorum.

İlk şiir yazma girişiminiz nasıl gerçekleşti ve o günkü hisleri nasıl değerlendiriyorsunuz? O his, bugün yaşıyor mu yoksa bambaşka bir hâle mi evrildi?

İlkokuldan beri şiir yazıyorum. Şiirle bağım hiç kopmadı. Çocukluğumdan bugünlere dek hep aynı istek ve arzu ile yazdım. Okudukça değiştim. Değiştikçe geliştim.

Kitaplarınızdan ve şiirlerinizden haberi olmayan okur için çok da çaba sarf etmediğinizi biliyoruz. Bu, şiirinize olan güveninizden mi yoksa kitaplar çıktıktan sonra o hikâyenin bitmiş olmasıyla mı alakalı?

Şiir yazmadığım dakikalarda şairliğini unutan biriyim. Şairliğimi kimlik gibi yanımda taşımıyorum. Sosyal medyada sürekli şiirlerimi paylaşmıyorum vs. Ortada iyi bir şiir varsa muhakkak okuyucusunu bulur. İnsanın kendi reklamını yapması itici bir durum. Bu bana tanınırlık adına olumsuz dönüyor farkındayım ama en azından egomu ve tavrımı koruyor olma ferahlığı veriyor.

Salih Yıldırım, en çok hangi şiir ve şiirleriyle avunuyor? Avunmak, şaire ne kadar yakışıyor da buna sanat denebiliyor?

İlk sorunuza verdiğim cevabı burada tekrarlayabilirim. Ben şiirlerimde insanlara bir şeyler anlatmaktan ziyade kendi iç sesini dizelerine yansıtan bir dil kullanıyorum. Şiir benim için başlı başına bir avunmanın kâğıda dökülmüş hâli. “Aslan Burcu” şiirimi iyi bir örnek olarak gösterebilirim buna.

“Avunma sanatı” ifadesini ilk önce Aslan Burcu’nda bir şiirinizde görmüştük.

Ben olamamaktan bahsediyorum en ben halimle diyorsunuz. Bir şiirin başlığından bir sonraki kitabın başlığına giden bu yolculukta bahsettiğiniz kendilik çıkmazı da yol aldı mı ve Salih Yıldırım, Avunma Sanatı’nda bu çıkmazı aştı mı?

Aynı şekilde bir sonraki kitabımın ismini de Avunma Sanatı’nın içerisinde gördünüz ama henüz haberiniz yok. Bazı şiirlerim çok daha büyük bir projenin demosu gibi. Bu yüzden bu şiirlerimin başlıklarını çok daha geniş bir zamanda çok daha büyük bir uğraşa çeviriyorum. ‘Avunma Sanatı’ 2021’de bir şiirdi, 2022’de yirmi bir şiirden oluşan bir kitaba dönüştü. Bu, böyle devam edecek.

Aslolan soruya gelirsek ‘hayır’ diyebilirim. En ben hâlim hâlâ ben olamamaktan bahsediyor. Ben olamamanın bilincinde olmak hem beni ‘ben’e yakın tutuyor hem de ben olamamanın acısını diri tutuyor. Bu çıkmaz bana bir ömür boyu yazdıracak gibi.

Birçok şiirinizde nahif bir kaçış var. “Hadi ben kaçtım” “Hatırla beni dilediğin gibi”. Okurun her zaman gidecek yeri vardır da peki şair, şiirin sonunda nereye gidiyor, Salih Yıldırım kendi bitiminde nereye sığınıyor?

Şiirden kaçmak çok iyi bir şey değil mi? Benim için şiirden sonra sığınacak başka bir yer yok. Bir şiiri bitirmişsem artık kendime yetecek kadar avunmuş ve sığınmamı gereken şartları bir süreliğine rafa kaldırmışım demektir. Sığınma bitti, meydanlara dönüyorum demektir bir şiiri bitirmek. Bir şiiri bitirmek, bir sorunu çözmüş olmak demektir. O yüzden hadi, ben kaçtım, hatırlayın beni dilediğiniz gibi. 

Şiirler çoğunlukla durum tespitleri, incelikli temenniler ya da mizahi kaçışlarla bitiyor. Okur bu süslü sonla avunuyor da şair bu kitapta neyle avunuyor?  Bu avunmanın sanatı nerede başlıyor?

İnanın bana yazmak başlı başına bir avunma işi. Özel bir şeyle avunmama gerek yok. Usta şairlerde gördüğüm de hep buydu benim. Çocuk yaşta okuduğum bir İsmet Özel şiirinde gördüğüm ve etkilendiğim buydu. Şiir, şairin kendini ruhsal ve fikirsel kıvranmalardan men etmek için başvurduğu bir yöntem. Bunu Seyyid Nesimi’de de görebilirsiniz, Metin Eloğlu’nda da. Şiir bir sancıyı normalleştirmek, onunla yaşanabilir olmayı kabullenmek demek. Yani avunmak! Bir diğer deyişle bu acı beni öldürmez ama konuşturur demek. Göğsümdeki ağrı şahlandığında, onu ehlileştirmek için yazmaya koyuluyorum hemen. Şiirden başka beklentim yok diyebilirim.

Kötü şiir çamurdan önce yaratılmıştır” diyorsunuz. Peki, sizin şiiriniz hangi zaman diliminde yaratıldı? Avunma Sanatı yaratıldığı çağın neresinde duruyor?

‘Ben sana hâlâ kötü şiirler yazıyorum’ dediğim bir şiirdi o aynı zamanda. Kötü şiirle olan münasebetim kalubelaya kadar gider diye düşünüyorum. Ben iyi şiiri arayan bir şairim. Buldum dediğim gün hevesim kaçabilir. Oldum ile öldüm aynı anlama gelir bilirsiniz.

Benim şiirim çamurdan öncesini saymazsak şimdiki hâli ile üç evrede yaratıldı diyebilirim. İsmet Özel şiirindeki ciddiyeti gördüğümde, Osman Konuk şiirindeki ‘aslında o kadar ciddi olmaya da gerek yok’ diyen tavrı gördüğümde ve son olarak Mazlum Mengüç şiirindeki ‘hiç ciddi olmadan da anlatabilirsin’ diyen dili gördüğümde. Bu üç şair, bana benliğimde buluşturup karıştırdığım üç şiir dili öğretti. Kendime ait bir şiir dili oluşturma konusunda üstümde çok emekleri var ve bundan haberleri yok. Sanattaki usta-çırak ilişkisinin güzel yanı işte.

Şiirlerinizde sanki herkese diyeceği olan ama yalnız kendine hatta en çok kendine mahcup bir adam var. Bu adamla aranız nasıl? Hep yanınızda mı yoksa başka bir yerden sizi mi gözetliyor?

Bu soruya çok bencil cevaplar vereceğim. Şiir yazarken hiç kimse umurumda değil inanır mısınız? Hiç toplumsal kaygıları olan bir şair değilim. Toplumun dertlerini ciddiye almıyorum. Benim şiirim bana bile yetmiyor, başkasıyla hiç paylaşamam. Ha, okuyucu dizelerimde kendini görürse onla da alakalı olabilir ama bu beni ilgilendiren kısmı değil. İnsanın kendini tanımaya çalışması ve ‘ben’ kavramını enine boyuna irdelemesi, buradan bir sonuca varması yeterince zor iş zaten.

Ben sadece şiir yazarken şairim. Hayatımı şiirlerimdeki gibi üst perdeden iddialı cümleler kurarak yaşayan bir adam gibi yaşamıyorum. Ben derdimi içimde hep şiire saklıyorum. Şiirin başına oturana kadar başkasıyım, oturduktan sonra başkası. Zaten yazarken olduğum adamı yaşarken çevremdekilere hissettirsem çok sıkıcı bir adam olarak tanınırdım. Herkes gibi olmaya çalışıyorum, şair olmamaya çalışıyorum yaşarken. ‘Herkes gibi olmak, olmayacak bir şey.’ der Sezai Karakoç ama ‘bunun için’ çabalıyorum.

Çünkü adamı değilim güzele bakıp iç çekmenin” diyorsunuz bir şiirinizde. Peki, Salih Yıldırım ve şiiri güzelin neresinde, güzele karşı neyle yükümlü?

“Kadınların güzelliği acı, bebeklerin güzelliği neşe verir.” diye muhteşem bir Murat Menteş tespiti biliyorum. Gündelik hayatta kaçtığım bir acıya şiir üstünde yakalandığımı gösteriyor o dize. Çünkü gerçekten ömrümü güzele güzel demenin acısı ile geçirecek kadar acı eşiği yüksek biri değilim. Bizim gibiler birinin güzelliğinden bahsediyorsa durum ciddi demektir.

Şiirlerinizde kemikleşmiş bir mizahi üslup var. Fakat o mizahın içinde bile lirik bir dil gizli. Bu lirik dili çoğunlukla mizah, ironi, zekâ ve hicivle zapt ediyor ya da bastırıyor mu demeli? Salih Yıldırım’ın romantizmle alıp veremediği ne?

Mizah, ironi, hürriyet ve istiklal benim karakterimdir. Ben nasıl bir adamsam şiirim de tam olarak o! Romantizm dâhil hiçbir duygu ile alıp veremediğim yok. Mizah ve ironi, doğduğumdan beri benle. Romantizmi tecrübe ile kazandım diyebilirim. Yani yaşamak beni lirik şiire yöneltti. Yani daha büyük bir davanın varlığına hiç inanmadım

“Sigara, Çay, Şiir” şiiriniz muhatabının bir cümlesiyle şekilleniyor ve aynı doğallık aynı samimiyetle gövdeleniyor. Bu şiirde de görüldüğü gibi siz, şairanelik derdiyle yazan biri değilsiniz. Buradan yola çıkarak şiirlerinizi okuduğumuzdaBu Salih Yıldırım şiiri’ dedirten şey samimiyet mi yoksa retoriklerden biri olan pathos mu?

Samimi olmak ile şairane olmak zıt kavramlar gibi lanse edilmiş soruda, öyle düşünmüyorum. Ben sadece aşina olunmuş şairaneliğe ayak uyduramıyorum diyebilirim. Kendime has olarak kalma çabam bundan. İnanın o kadar çok okudum ki Türk şiirinde göz gezdirmediğim dip kalmadı. Ben okuyarak şekillenmiş bir şairim. Şiir dilimin çok az şairle örtüştüğünü biliyorum. Bana uygun şiir dilini bulana kadar çok sene harcadım. Samimi ya da şairane… Bilemiyorum, bunlar benim düşüneceğim kavramlar değil. Okur karar versin.

Biz onunla âşık olmadık sadece aynı kıyıya vurduğumuz için memnun olduk”. Sizin şiirlerinizde aşk, şiirden önce sonlanıyor. Salih Yıldırım, aşkı neden şiirden önce bitiriyor? Aşkın ömrü şiirden daha mı kısa?

Bitirmiyor, yarım bırakıyor. Aşk hep yarım kalır. Salih Yıldırım şiirinde bile!

Şiirlerinizdeki bireysel şuur, çoğu zaman dinî, tarihî, coğrafi ve toplumsal bellek üzerinden şekilleniyor. Telmihler ve göndermelerle daha da zenginleşiyor. Sizin şiiriniz için çevresi ve çehresi geniş bir şiir diyebilir miyiz? Bu çevreye ve çehreye hangi okumalar eşlik ediyor? Şiirinizdeki bu çevreyle gelen çember tıpkı evren gibi genişlemekte mi yoksa daralmakta mı?

Öncelikle klasikten güncele edebiyat ile aram iyidir. Okuyarak geliştim ve kendimi buldum. Mitolojiye ve fantastik edebiyata tutkuyla bağlıyım. Çizgi romanları çok severim. Doğaüstülük beni cezbediyor diyebilirim. Şiirimden bunun anlaşılması da ayrıca hoşuma gidiyor. Şiirlerimde aklımda yer edinmiş tarihi ve mitolojik kavramları kullanmaktan çekinmem. Bazen bir tarihi olay ya da kahraman o kadar uzun süre düşüncemi işgal eder ki muhakkak bir şiirde bahsetmek zorunda kalırım.

Son olarak Sezai Karakoç ve İsmet Özel şiirinde gördüğümüz o soylu ve çareli muhatap sizin de çok yakınınızda: Allah! İyi şairler, Allah’ı bile kendi kıyılarına taşıyor. Peki, Salih Yıldırım’ın Allah’ı şiirinin neresinde duruyor?

Allah’la konuşmak, söylenmek, şikâyet etmek, durum raporu geçmek büyük terapi. Bir mümin acizliği içinde değil, onun üstün güç olduğunu bilip onu kendimle eşitleyerek sesleniyorum ona. Ölene kadar da konuşacağım. O benim şiirlerimin bir numaralı kahramanı. Kime Allah’ım derdim o olmasa.

edebiyathaber.net (2 Kasım 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r