Masthead header

Sahi bütün iyiler öldü mü? | Ayça Ceylan

Bazı zamanlar vardır ki rastlantıların birbiri ile olan bağlantıları ilkbahar güneşi gibi ışıldar, yolumuzu aydınlatır ve hatırlamamıza olanak sağlar. Böyle anları, anahtar ile temas etmek olarak isimlendiriyorum. Bu çocukluğumdan beri bana eşlik eden bir masalın da parçası diyebilirim. Geçtiğimiz hafta bir süredir takip ettiğim bir “podcast” yayınında içsel konuşmalar üzerine bir bölümü dinleme imkanımın oldu. İçsel sesimizin ya da içsel konuşmamızın bize ne anlattığına gelecek olursak, sualtı yaşamının biyoçeşitliliği kadar zengin ve kadim. Zengin ve kadim deyince de gönlümde sandığı olanlardan hikaye anlatıcılığının büyüsünü ve dönüştürme potansiyelini düşünmek iyi geldi.  

Hikaye anlatıcılığıyla, mitlerden tanıdık isimlerle, yaratılış anlatılarına göndermelerle bezenen bir gelecek tasviri olan “Bütün İyiler Öldü” ile biraz önce yazdığım sorgulamalar içindeyken eş zamanlı olarak karşılaştım. Meryem Gültabak’ın İthaki Yayınları tarafından basılan kitabı “Bütün İyiler Öldü” bilimkurgu evreninin nasıl da toplumsal gerçekçi olarak inşa edildiğini, bana bir kere daha gösteren kitaplardan oldu. Karakterlerin kurgulanmasından mekanların kurgusuna, günümüzün en büyük meselesi iklim krizinden gıda politikalarına kadar birçok başlığı, tezgah başında bir halıyı ince ince dokur gibi işleyen yazarın ilgimi çeken diğer bir becerisi de renklerle yaptığı tasvirlerin büyüleyici evreniydi. Okurun hikayeye eşlik eden görsel bir dünya kurmasına dolayısıyla aktif bir imajinasyon içerisine çekilmesine imkan veriyor. Kitabı bitirip, kendisi hakkında araştırma yaparken senarist olduğunu öğrenmem bazı sorularıma cevap oldu. Elbette cevabını arayan, çok sorum var ancak kim demiş ki tüm sorular tek bir cevaba vesile olur ya da bir cevaba vesile olur.

Kitaptaki karakterlerin düşünüş ve davranış biçimleri ise okuyucuyu taraf tutma konusunda ikilemde bırakıyor. Arada kalmak bazı bazı iyidir. Bize kendi yolumuzu birçok etkeni içine katarak yoğurma imkanı tanır. Ayrıca hiçbir bireyin salt bir iyi veya salt bir kötü olamayacağını bize anlatır. Benlik bize aktarılan arketipsel bilinç, genetik faktörler ve çevresel etmenler üçlüsüyle meydana geliyor diyorsak, olaylara karşı olan tutumlarımız hakkında çetrefilli bir analize ihtiyaç olsa gerek. “Analizleri, sorgulamayı, arada kendine dönmeyi, ezber bozan şeylerle karşılaşmayı seviyorum ben” diyenlerdenseniz bu kitap size göre.

Hikaye, “Kıtlıktan sonra 219 yılı” başlığıyla okuyucusuna merhaba diyor. Yeni bir milat öneren bir bölüm başlığıyla hikayeye giriş yaparken, sahi günümüzde kullandığımız zaman birimine kimler karar verdi, neye ve/veya kime göre yıl 2022? Tabii ki görünen cevabı çoğumuz biliyoruz. Uzun uzun yazmaya gerek yok. Ancak şu soru manidar: Var olmak için beden, mekan ve zamana bağlı bir varlık olan insan türünün zaman tanımına karar verildiğinde haliyle algı sürecine de epey bir müdahale edilmiş olabiliyor. Algı yönetimi nereden çıktı şimdi demeyin çünkü “Bütün İyiler Öldü” kitabında karşılaşacağınız “İyilik Kitabı” tam da bu sorunsala dikkat çekiyor. Dere Gök ya da neredeyse tüm kitap boyunca Elma ismiyle karşımıza çıkan kadın karakter, ezberlediği bu kitabı öğrencilerine aktarmakla görevli. Tabii tek görevi bu değil, sorgulamadan kitabın isteklerine göre bir yaşam sürmeye de devam etmeli. İyilik Kitabı kısa ve öz cümlelerden oluşuyor:

“Erteleyeceğine yap.”
“Ne yapıyorsan onu düşün, yapanı değil, yapılanı düşün.”
“Her şey bugün içindir, bugün yarın içindir.”
“Doğa insanın bedenidir.”

Bu ve birçok cümle bana instagram’da sıkça karşıma çıkan hesapları ve postları anımsattı. Tabii bir de özeleştiri verecek olursam ara ara kendimin de yaptığı ve bana aile mirası olan bazı düşünce pratikleri de kitap boyunca geldi yanıma oturdu. Popüler kültürden “mindfullness” ile aşina olduğumuz bunlara benzer cümleler kadim birçok öğretiden damıtıldı damıtılmasına da acaba insan olarak biz bu cümleleri ne için kullanma amacındayız? Elma “İyilik Kitabı”nın yazarının/yazarlarının -anonim olsa da- 7 kişi olduklarını öngörüyor. Bir politikacı, bir reklamcı, bir şair… Birbirinden farklı hafızaların birleşmesi ile yazılan, kıtlık sonrası insanların hayatta kalıp yeni bir düzen kurmalarını sağlayan, vadiden çıkan o mükemmel kitaba birinci bölümde biraz sempati duymamak zor.

Şimdi gelelim hikayelerin ve aslında yaşamın da içinde kendini çokça yer eden bir duyguya. Evet aşk! Elma ve Uzay A.Ş. çalışanı Dal’ın aşk hikayesi, alışılagelen partner ilişkilerinden onları ayırabilir. Elma “İyilik Kitabı” ile yaşamını tasarlamışken, Dal ise aksine kitabın önerdiklerini sorgulayan bir yapıda. Dualitenin hakim olduğu partner ilişkisi, partnerlerden birinin ölümüyle farklı bir boyuta taşınıyor. Elma, Dal’ın görev esnasında öldüğünü, kutuda -televizyon gibi bir şey olarak düşünebilirsiniz- yayınlanan vasiyet ilanından öğreniyor. Kitaptaki yeni dünya düzeninde ölüm de yaşamın bir parçası, parçacıklarınıza ayrılıp dönüşüyorsunuz/dönüştürülüyorsunuz. Bu nedenle de kendini “İyilik Kitabı”na adayan bir kadının, aşık olduğu bireyi kaybetse bile hayatına her günkü rutininde devam edebileceğini düşünebilirsiniz. Ancak arzu nesnesinin kaybıyla başlayan karakterin dönüşüm süreci benliğinin yıkılmasına ve arketipsel süreçlerin ortaya çıkmasına neden oluyor. İşte tam da bu nedenle “Küçük yaratıkları tanıma rehberi” isimli bölümler okuyucunun içini ferahlatıyor gibi.

“Yürekleri bazen küçük yaratıklara ağır gelir. Bazıları bunu fark eder ve bir süre uyurlar. Uyandıklarında yürekleri genellikle hafiflemiş olur. Bazen hissettikleri ağırlığın yüreklerinden geldiğini anlamazlar. O zaman yürekleri düşebilir… Yürekleri küçük yaratıkların dışında yaşayamaz ve taşlaşır.”

Kalp, beden, zihin, ruh ve rüya temalarıyla okuyucusunu selamlayan “Küçük Yaratıkları Tanıma Rehberi”nin bölümleri, masalların gücünü hafife almamamızı öğütlüyor. Kitapta birçok karakter var. Burada her birinden bahsetmem pek mümkün değil. Ancak her biri hikayeyi birbirine bağlayan ilmekler.
Eğer toksik madde içermiyorsa ileri dönüşüme giden ölü bedenler, insan derisinden yapılan elbiseler, dünyadaki kalıcı her şeyin peşine düşüp, onları bularak canlı yayında yok eden Kara, İkarus ve Odysseus uzay gemileri, vadi halkı, rehabilitasyon, her ay yumurtaları alınan kadınlar,  kıtlıkta birbirini yiyen insanlar ve nicesiyle derin bir karanlığı da anlatan “Bütün İyiler Öldü”, tüm bunlara rağmen insana dair umudunu da kaybetmeyen bir hissiyata sahip.

“Yeni bir yıl değil başlayan, yeni bir çağ… Sana hediyemiz bu işte, mutlu ol dünya…”

Unutmadan kitabın Hamdi Akçay tarafından yapılan kapak tasarımında Dünya’nın etrafında tıpkı Satürn’ün halkalarını andıran, ölü insan bedenlerinden yapılan bir hare var. Okuyucuyu kitaptaki en sürprizli anlardan birine götüren bir “spoiler” gibi.

edebiyathaber.net (20 Mayıs 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r