Masthead header

Romanla gelen uyanış bilinci | Feridun Andaç

Şemsettin Ünlü’nün “Yukarışehir” (*) romanını okuduğumda, benzersiz bir yazarla yüzleştiğimi hissetmiştim.

Romanın dokusu, anlatılan dönem / olaylar, yer / mekân gerçekliği kadar; romancının dil örüntüsü, Türkçe’yi kullanma biçimindeki ustalığı sizi anlatısının içine alıyordu.

“Yukarışehir” bir dönem romanı. Bir ucuyla tarihsel gerçekliğin algılanıp kurgulanışını, diğer yanıyla bir kentin dokusunu gözlüyordunuz roman boyunca.

Sizi alıp götüren o duygunun açtığı kapılarda Anadolu’nun açtığı kapılarda Anadolu’nun bir ucundaki kentte olup bitenlere bakıyordunuz.

Romanın oradan size tuttuğu ayna; hayatı yeniden kavrama, tarihsel olanlara dönüp bakabilme bilincinizde bambaşka bir ufuk açıyordu.

Romancının burada karşımıza çıkardığı “tarihsel dönem, anlattığı olaylar, insan ilişkileri, kentin gerçekliği” onun tasarımıdır. Ama olmayan, yaşanmayan bir şeyin başlı başına kurulması da değildir.

Romancıyı “tarih”e götüren baktıran duygunun ardında, tarihsel olanları anlatmak düşüncesinin bulunduğunu sanmıyorum. O, bir dönem / tarihsel fon ekseninde insan- yaşam- toplum gerçekliğine bakarak, tarihsel toplumsal zamandan kesitler sunmayı amaçlar.

İşte romancının orada bütünleyerek sunduğu dünyadan yansıyanları adlandırmayı, anlamlandırmayı okuruna bırakması onun roman gerçeğinin özünü oluşturur.

Ünlü, ele aldığı dönem, kent, tarihsel olayları YER / ZAMAN / ÇAĞ gerçekliğinde belli bir zemine oturturken; “Şahin”liği öne çıkaracak duygu / düşünce yoğunluğunu da romanına ağdırır. 

Siz o döneme yüzünüzü dönerek romancının dünyasına girer; kopmadan yol alırsınız.

Romancının, tarih bilincini uyanış / kavrayış bilinci için araç kılması, tuttuğu aynada göstermek istediklerinin gerekliliğidir kanımca.

Çünkü o, bir tarihçi değildir. Tarihsel olandan yararlanarak yazdığı romanla gerçeğin peşindedir.

“Yukarışehir” bir başına okunduğunda bir kent kroniği olarak da değerlendirilebilir kuşkusuz.

Ünlü, ele aldığı konu / dönem / insan-aile gerçekliğinin ardından giderek bir dörtlemede o kroniğin sınırlarını genişletir.

“Toprak Kurşun Geçirmez”de Osmanlı-Rus Savaşı ekseninde o kentin insanının öyküsünü sürdürür. 

“Yüz Uzun Yıl”a geldiğimizde Anadolu’da uç veren Milli Mücadele’nin kıpırdanış sürecinin o kente yansılarını buluruz.

“İsmet Paşa’nın Ağır Topları”nda ise kurtuluştan kuruluşa uzanan sürecin tanıklığıdır dile getirilen.

Görüyoruz ki; Şemsettin Ünlü “nehir roman” biçiminde kurduğu romanlarıyla çağın tanığı bir yazarın diliyle konuşur.

Amaçlanan tarih / tarihi anlatmak olmadığına göre, tarihsel dönemi romanına fon alarak insan-toplum-dünya gerçekliğini ve bakmanın bilincine kapı aralamayı yeğlediğini gözleriz.

Romancının savaş gerçeğine bakmasını, salt bir söylem, söyleyiş özelliği olarak göremeyiz. Ünlü böyle de yapmaz. Hayatın bir parçası olarak kılar savaşı. Yaşadığı ortamdan çıkıp savaş ortamına sürüklenişin arka planını vermesi, romanında tarihsel zaman gerçeğini anlamlı kılmaktadır. 

Romancı, savaşı anlatmak için romanını kurmaz.

Bunu, dile getirdiği bir dönemin gerçekliği olarak anlatısına yansıtır. Buna bakarken de, savaşa gidişin, savaş ortamının, savaş sonrasının bütün çıplaklığıyla romanında yer etmesini sağlar.

Ünlü, bu dörtlemesinde benzersiz bir “dönem”, “aile”, “savaş” romanı yazmıştır.

Bu ana izleklerin arka planındaki kent, Türk-Ermeni ilişkileri, zanaatlar, misyonerlerin çalışmaları, aşk, bağlanma gibi alt izlekler ise gene ustalıkla işlenmiştir.

Buradan bakınca savaşın romanını yazmak yerine, tarihsel toplumsal zaman(ların) romanını yazmak onun için daha çekici gelmiştir.

Rus romancı Konstantin Simonov, Ünlü’nün çağdaşı olarak, savaşın tanıklığının / yaşanmışlığının romanlarını kaleme almıştır. Bir o kadar etkileyici, düşündürücüdür onun “İnsan Asker Doğmaz”, “Bir Daha Görüşmeyeceğiz”, “Savaşsız Yirmi Gün”, “Lopatin’in Notları” üçlemesi ile “Gündüzler ve Geceler”, “Albayın Aşkı” romanları.

Çünkü orada yaşanmışlık, içinden tanıklık vardır. Simonov’un, insan ruhunun savaşın gölgesindeki halini / gerçekliğini başarıyla işlemesinde o gözlem gücünün etkisi vardır.

Ünlü ise, bunu “Yukarışehir” adını verdiği “Harput”un gerçeğinde kurar… Romanın başlı başına kahramanı olan kent, bugünden düne uzanan bir köprüdür. Onun öyküsünde tarihin saklı yüzüne yolculuğa çıkarız.

        _______

        (*) Şemsettin Ünlü, Yukarışehir, 2000, Dünya Kitapları, 2004, 327 s.

edebiyathaber.net (18 Ocak 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r