Masthead header

Red Kit sigarayı neden bıraktı?

Red Kit İstanbul'a geldi. Muhtemelen sergide onu ağzında sigarasıyla göremeyeceksiniz. Western klişeleriyle dalgasını geçen kahramanımız, küresel baskıya dayanamayıp sigarayı bırakmıştı.

Red Kit'in sigarayı bıraktığını "muştulayan" haber dün gibi aklımda. Çünkü o zamanlarda çizgiroman öyle kolay kolay basında haber olmazdı. Yıl 1983'tü. Öğrencilerin çizgiromanları ders kitaplarının arasına koyup gizli gizli okuduğu dönemden yeni yeni çıkmaya başlamıştık. Bizim "Teksas-Tommiks" olarak adlandırdığımız sevgili dostlarımız, 1970'lerdeki şaşaalı günlerini arar olmuştu.

Red Kit'i ağzının kenarında ince bir ot parçasıyla ilk o zaman görmüştüm. Yaşça benden büyüklerin "sigarayı bıraktı, ota başladı" esprisini birkaç yıl sonra anlayacaktım.

Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) kampanya yüzü olduğunda hazırlanan posterde "Red Kit bile dayanamadı" yazıyordu. Küresel bir baskının sonucunda yaratıcısı Morris (Maurice De Bevere), sigarayı silivermişti.

Oysa aynı Morris önceleri "Sigara onun karakterinin bir parçası; tıpkı Popeye* ya da Maigretgibi" diyerek sigarayı savunuyordu. Gerçekten de en olmadık anlarda ağzından sigara eksik olmuyordu; düello sırasında, Düldül dörtnala giderken, yumruk yumruğa dövüşürken… Hatta "kötü adam" oturduğu masaya yaklaşırken sigarasını büyük bir umursamazlık içinde sarmayı sürdürüyordu. Morris haklıydı, sigara onun karakterinin bir parçasıydı.

Ama DSÖ'nün bir silgi darbesiyle sigara uçup gitti. Bu kadar basitti. Küresel "sağlık" hareketinin baskısı inanılmazdı. Red Kit de bu baskıdan ve hegemonyadan azade değildi.

Oysa Red Kit, orijinal adıyla Lucky Luke kimilerine göre Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) kültürel emperyalizmini ti'ye alan, yaratılan yanlış tarih algısını mizahla kurcalayan, alabildiğine Avrupalı hatta "frankafon" bir çıkışa sahipti.

Öyle ya Belçikalı bir çizgiromancı neden hiç görmediği bir ülkenin kültürüne ait bir hikayeyi konu olarak alsın?

Belçikalı çizgi roman araştırmacısı Didier Pasamonik, Radikal gazetesinden Alpbuğra Bahadır Gültekin'e verdiği röportajında bunu şöyle açıklıyor: "Bana kalırsa bunun altında Red Kit'in klişelerle dalga geçmesi yatıyor. Western filmler toplumda bir algı yaratmaya çalışıyordu. Kızılderililere karşı işlenmiş bir suçun izleri yok edilmek, kamuoyunda oluşan fikirler değiştirilmek isteniyordu. Aslına bakarsanız Hollywood bu yalanın üzerine kurulmuştu. Red Kit'in başarısının sırrı ise bu algıyı tartışmaya açan ilk eserlerden biri oluşuydu."

Bu yaklaşım bir yanıyla doğru. Red Kit'te kurgulanan "Vahşi Batı" Hollywood'unkine çok benzemez, Avrupalı eli değmiş yumuşatılmıştır. Ama bu yumuşama yeterli mi? Değil elbet!

Avrupa çizgiromanında iki güçlü ekol var. Biri Red Kit, AsterixTen Ten ile tanıdığımız Fransız-Belçika; diğeri Teksas – Tommiks olarak adlandığımız İtalyan fumetti…

Konumuz fumetti değil, ama bu ekolde "Yeni Dünya"nın yani ABD'nin kültürel hegemonyası barizdir. Diğer ekol biraz daha azadedir bu hegemonyadan; ama hiç yok denemez. Hazır sergisi açılmışken konumuz olan Red Kit'te yumuşaktır ama vardır.

Macera denildiğinde akla Western'in geldiği yıllarda yaratıldı Red Kit. 1946'da Belçikalı çizer Morris yaratır onu; daha sonra Belçikalı yazar René Goscinny ile filmlerden tanıdığı ABD'ye gittiğinde tanışır.

İkisinin amacı da sanat yaşamlarını ABD'de sürdürmektir. Morris'in ilk köşeli, sert Red Kit çizimleri Walt Disney ekolüyle tanıştıktan sonra yumuşar. 1950'lerin ortalarında ülkelerine dönmeye karar verirler, Red Kit'in asıl başarısı ondan sonra olur. Goscinny'nin 1977'de ölümüne değin Red Kit maceralarının altında iki imza bulunuyordu.

Goscinny sonrası Red Kit sona ermedi, Morris değişik yazarlarla çalıştı. Ancak galiba en iyi dönemini yaşamıştı.

Red Kit'in Western sinemasıyla dayatılan algıyı ne kadar kırdığı tartışılır.

Konuşan at Düldül (Jolly Jumper) mizahi yükü bence sırtlayıp götüren Rin Tin Tin (Rantanplan), baş kötüler Dalton Kardeşler, ara sıra arz-ı endam eden Jesse James ve Billy The Kid, elinde telgraf yalnız kovboyumuzu her yerde bulan postacı genç, telgraf direklerine tünemiş akbabalar, düellolar, Kızılderili saldırısına çember şeklinde savunma hattı kuran göçmen arabaları, tozlu küçük kasabalar ve şerifleriyle her şey bildik western klişesidir Red Kit.

Ve doğrudur bu klişelerle dalgasını da geçer ama açıktan eleştiri mecrasına girmez; bu yaklaşımıyla aslında toplumdaki algıyı çok da yıkmaz hatta sevimli kılıyor bile denebilir, üstelik muhalif ve aykırı da değildir. Zaten yazının başına dönüp şu da sorulabilir "Yoksa Red Kit sigarayı neden bıraksın ki?"

Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde 10 Mayıs'ta açılan "Red Kit İstanbul'da" sergisini gezerken tüm bu sevimli klişeleri göreceksiniz. Ancak şunu da söylemeden olmaz: Red Kit'i küratör Didier Pasomonik'in gözüyle değerlendirmek de hiç zor değil.

Sonuçta o kötülere her daim dersini veren "Yalnız bir kovboydur". "Kötü"nün kim olduğu sorusunu da Red Kit'le tartışmanın alemi yoktur.

* Popeye, Temel Reis'in orijinal adı.

Haluk Kalafat – bianet.org (12 Mayıs 2012)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r