Özgür Çırak: “İktidar, doğa yürüyüşlerinde bir anda karşımıza çıkan mantarlar gibi”

Mart 26, 2026

Özgür Çırak: “İktidar, doğa yürüyüşlerinde bir anda karşımıza çıkan mantarlar gibi”

Söyleşi: Şenay Eroğlu Aksoy

1-Baksan Herkes İyi’de toplumsal hayatın içinde salınıp duran yozlaşmış iktidar alanlarını, alanın başat temsilcisi erkek kahramanlar üzerinden okurun dünyasına sokuyorsun. Küçücük bir kasabada bile her an hissedilen gerilimle eş zamanlı rant ve alan kavgası görünür oluyor. Üzerinde fazlasıyla kafa yorduğun bir mesele midir iktidar?

İktidar, doğa yürüyüşlerinde bir anda karşımıza çıkan mantarlar gibi. Renkli, estetik ve zehirli. İktidar bir performans biçimi aynı zamanda. Bir sunum. Nasılım, nasıl görünüyorum oradan, gibi soruların cevabı. İktidarla mücadele etmenin kendisi bir iktidar kurmaya dönüşüyor çoğu zamanda. Herkes gücün, o zehirli mantarın kendi elinde olmasını istiyor, iktidar kavramına en eleştirel yaklaşan biri veya gruplar için bile durum bazen bu bence. Baksan Herkes İyi’de de iktidar meselesi de birkaç perspektifle sunuluyor okura. Kamu gücüyle kurulan iktidar, kapital ile kurulan iktidar, bilgiye sahip olmanın verdiği (okul) iktidar. Ve elbette çatışma da tam buradan çıkıyor. Kim iktidarın zirvesindeki koltuğu dolduracak.

2- İlçe Jandarma Komutanı Muhsin Kara, Okul müdürü Sönmez Hoca ve Müteahhit İlhami Kemal Öz arasında gidip gelen hikâye, genç öğrenci Gün’ün onurunu korumak için giriştiği küçük oyun nedeniyle tahmin edilemeyen bir noktaya varıyor. Genç bir çocuğun başlattığı oyun, irili ufaklı iktidar alanlarını işgal eden erkek kahramanların hayatına tahmin edilemeyen zararlar verirken onları birbirine düşürüyor.  Okura oh, dedirten sonun bir masumun dokunuşuyla başlaması özellikle kurguladığın bir şey miydi?

Baksan Herkes İyi’deki Gün’ü masum biri olarak düşünmedim, Gün de bir intikam duygusuyla hareket ediyor. Gün’ü romanın sonunda saçlarını yana yatırıp kendini “aklarkenki hali için yazdım. İnsanın kendini haklı çıkarma kabiliyeti muazzam. Romandaki erkek erillerin arasındaki kavga eninde sonunda patlak verecekti. Gün’ün eylemiyle çatışmanın başlaması da romanın bonusu olsun. Nihayet Gün de kapalı devre bir iktidar aygıtının (okul) çilesini az çekmiyor.

3- Anlatılması zorlu meseleleri ironiye yaslanarak aktarıyorsun. Bazı bölümlerde bu anlatım zirve yaparken hikâyeye eşlik eden kimi ayrıntılarda okuru metnin dışına savurabiliyor- yeni yapılacak binaların çatısına sırtında kaya taşıyan, Sisifos’u da anımsatan, heykellerin koyma planı, o heykellerden birinin gömülmesi gibi- Kahramanla anlatıcı arasındaki mesafeyi iyice açan bu üslup yazara nasıl bir kolaylık sağlıyor? Tüm bunları anlatmak için ironiyi seçmiş olmanın olanakları neler sence?

Bile isteye ironiye yaslanmıyorum aslında. Taklit ettiğimiz hayatın kendisi o kadar absürt bir yerden yüzünü gösteriyor ki dil ister istemez ironinin içinde buluyor kendini. Baksan Herkes İyi’de tek bir anlatıcı da yok aslında. Bir kere bütün karakterler iç sesleriyle başlı başına birer anlatıcı konumundalar. Romandaki iktidarı tek bir anlatıcıya vermem romanın iktidar karşıtı söylemi ile çelişeceğinden bütün karakterleri iç sesleriyle metne eşlik ettirmeye çalıştım. Ayrıca Garip Dede’nin (roman karakterlerinden biri) yer aldığı bölümlerde anlatıcı kendi içinde ikiye bölünüyor, her şeyi bilmek isteyen biri ile, bazı şeyleri örtmeye çalışan birinin sesini duyuyoruz. Bu söylem genişliği, romandaki hiyerarşiyi kırmak içindi. İroni de gayri ihtiyari yapılan bir süse dönüştü. Ben de bundan memnunum doğrusu.

4-Gündelik hayatın içinde şiddetin nasıl normalleştirildiğini de açık ediyor Baksan Herkes İyi. Sönmez Hoca’nın şiddetine uğrayan Gün’ün hikâyesinde otoritenin konumunu hatırlatma, öğrencileri sindirme arzusuyla kullanılan bir yöntemken şiddet, Gün’ün evinde akşam yemeği için alınan canlı tavuğun kesilme sahnesi, daha ontolojik bir alanı işaret ederek hepimizin içinde gizli karanlık alanlara gönderme yapıyor sanki, ne dersin?

*Nasıl ki en muhalif kişi bile iktidar meselesinde zehrin tadına vardığında bir ikincil iktidar kurmaya çalışıyorsa şiddet de benzer biçimlerde nüfuz ediyor toplumsal bünyeye. Kocaman bir şiddet makinesi tarafından dövülüyoruz. Evde başlayıp okulla devam eden iş yerinden sokağa taşan, aslında devletin bir politik tercihi de olan şiddet (ki resmi olarak şiddet aygıtlarını kurma, istihdam etmem hakkı yalnızca devletin) ekmek gibi su gibi bir gıdaya dönüşüyor. Üretim ilişkileri (patron-işçi), yönetim biçimi (yöneten-yönetilen), performans dayatmaları (birey-kariyer-toplum), aile ilişkileri (çocuk-ata) ve daha birçok başlıkta yapıyı statiko halinde tutan şey şiddet veya potansiyel şiddetin gelip kişiyi bulacak olması. Baksan Herkes İyi’de okulda öğretmenin öğrenciye attığı bir şamarla nelerin olabileceğine insanın o en karanlık taraflarından bakmaya çalışıyor.

5-Bu küçük kasabadaki ilişki dinamiklerine bakarken arka planda Türkiye tarihinde derin yaralar açan Maraş Katliamı’na, !2 Eylül’e de değiniliyor. Tüm bu ayrıntılar toplamına baktığımızda bu kasabayla ilgili neler söylemek istersin, muradın neydi romanı yazarken?

Yalnızca bu romandan değil genel bir beklenti benimki. Sanat ürünlerinin toplumsal hafızanın inşasında çok etkili bir harç olduğu kanısındayım. Felaketleri unutma hızımızdan şikayet ediyoruz sürekli. Sanat ürünleri tam da burada asla unutulmayacak, hiç silinmeyecek bir tarihe kaynaklık etmek zorundalar. En şahsi bir konunun ele alınışı bile toplumsal hafıza için altın değerinde olabilir. Benim genel olarak sanat ürünlerinden beklentim bu doğrultuda, kendi yaptığım işlerde de bunu gözetiyorum.

6- “Gazı kaçmış gazoz gibi; ağrılı boşluk; nur topu gibi bir borç; ağzı ışıl ışıl; habis, melanet, kara, suratsız bir gök…” Benzetmeler ve ayrıntılarla ördüğün anlatım kaleminle karakterize bir imza yaratıyor Baksan Herkes İyi’den sonraki çalışmalarından söz etmek ister misin?   

Teşekkür ederim, dilerim yazdıkça bir üsluba ulaşabilirim. Baksan Herkes İyi’deki Gün’ü başka bir romanda bir kez daha okurun karşısına çıkarmayı planlıyorum. Bir kısmını da yazdım ama bitirmek için acele etmiyorum. Bir planım daha var ama sanırım vücut bulması için birkaç yıla daha ihtiyacım var. Bakalım, neler olacak, neler göreceğiz. Soruların için, emeğin için minnettarım.  

Yorum yapın