Öykü: Ücretli versiyon | Sengül Kılınç

Eylül 9, 2026

Öykü: Ücretli versiyon | Sengül Kılınç

Zuhal’i yalnızca bir kez ağlatmayı başardım çocuklar. O da Hatice için. “Hiç kimse onun gibi olamaz,” demişti. “Evrenselliğe, bütünlüğe Hatice’yle ulaşacağım.” Bunu duyduğumda nötrlüğümü korumak için epey bir çaba harcadığımı hatırlıyorum. Bu detaylar sanırım dosya için önemli.

Olayın bu noktaya varabileceğini nasıl öngöremediniz Nesrin Hanım diyebilirsiniz. Bu makul olur. Fakat Zuhal beni genel olarak deli ederdi. Kolay bir kişilik değildi. Olacaklara dair önlem almama engel olan şeyin Zuhal’in bende tetiklediği bu keskin hisler olduğuna inanıyorum. Bu terapistler açısından olmayacak bir durum değildir. Kontrtransferans deriz biz. Yani danışanın ya da hastanın analistte yoğun hisler uyandırması. Hatta geçenlerde bu konuda bir video çektik. Biliyorsunuz internete koyuyorum artık bu konulardaki görüşlerimi. İnsanlar çok ilgileniyorlar değil mi artık bu konularla çocuklar. Ben konuşuyorum, asistanlarım çekip Youtube’a koyuyorlar. Bu birikimin paylaşılması çok önemli. Ben kırk bir sene önce mesleğe başladığımda Anadolu’da böyle bir merak yoktu insanın ruhsal yaşantısına dair. Fakat şimdi insanlar psikolojiye müthiş ilgi duyuyorlar. Pek memnun oluyorum bu durumdan. Bu tarz videolar çekmem topluma çok da faydalı oluyor diye düşünüyorum. Teknolojiye sırt çevirmemek lazım.

Evet ne diyordum, Zuhal. “Kendimle ilgili her şeyi biliyorum,” diyerek girmişti söze. Bunu duymak bende derin bir tiksinti uyandırdı çocuklar. Tabii ki ona bunu yansıtmadım ama “Kendinizle ilgili her şeyi bildiğinize göre meslektaşız” demiştim. “Yoo,” demişti “ben bir lojistik şirketinde satış danışmanıyım. Çotanak Lojistik. Duydunuz mu?” Cevabımın “hayır” olması onu üzmüştü. Yüzünün aldığı hâl gözümün önüne geliyor. Bu yüzden hızlıca ilkokul ve lisede aldığı takdirleri, herkesin ondan çok şey beklediğini, özel biri olduğunu bildiğini anlatmaya girişmişti. Kendi yaşamına dair genel bir hayal kırıklığının onu bu feci eyleme ittiğini söylemek yanlış olmaz. Fakat hayır, Zuhal’le onun yapabileceklerine karşı aksiyon almama yetecek düzeyde zaman geçirdik diyemem. Eğer birlikte yeterli zaman geçirebilseydik Hatice’yi alt edebileceğime inanıyorum.

Zuhal’in kendiyle ilgili doğru bildikleri elbette vardı. Ona haksızlık edemem ama en önemli şeyden haberdar değildi. Bunu ona söylemeyi düşünmedim. Mesleki yorumum hazır olmadığı yönündeydi. Sadece bir keresinde not defterime “Kendi zihniyle ilişkisine ne olmuş?” yazmıştım. Kendi zihnine güveni Zuhal kadar az başka bir danışanım olmamıştır. Mutlak surette bir otoritenin varlığına ve onayına ihtiyaç duyardı en ufak bir adımında bile. Onaylanma ihtiyacı dehşet düzeydeydi. Kendi hisleri, istekleri Zuhal’e bir yanlışlık gibi gelirdi. O yüzden kırklarının sonlarına yaklaşmış bu kadının azılı bir yapay zeka bağımlısı olduğunu öğrendiğimde ben sizin kadar şaşırdığımı söyleyemem çocuklar. Yapay zekaya bağlanma düşündüğünüzden çok daha yaygın. Ben barıştım bu durumla. Yanlış anlamayın çok sinirlendiğim de oldu ilk çıktığında. Yapay zekadan bahseden bazı genç danışanlarımı azarladığım oldu. Onca yıl aldığımız feci zorluklar içeren eğitimler, süpervizyonlarımız hepsi bir hiç oldu. Bunlar olmamış gibi davranamam. O yüzden muayenehanemde kullanılmasını yasakladım. Fakat bakıyorum asistanlarım da gizli gizli kullanıyor. Bazı zorlu vakaları benim yerime yapay zekaya danıştıklarını öğrendim. Ama danışanların seanslarda yapay zekadan bahsedebilmesine artık izin veriyorum.

Evet, Zuhal, ücretli versiyon kullanıyordu. “Günde yedi saat konuşuyoruz,” demişti. Size daha önce de söyledim diye hatırlıyorum. Seans başlamadan önce beni yakaladığı halleri, seanslarda ona söylediklerimi, ona söylediklerimi söylerken yüzümün aldığı halleri, seansları ayarlamak için ona attığımız mesajları Hatice’ye analiz ettirirdi.

Fark etmişsinizdir. Ben, insanları kafalarının içinde kurtlanmış, ışıksız, nefessiz tuttukları odalara götürmeye bayılırım. İşim bu evet ama herkes işini benim kadar sevmez. Onları kafalarındaki o karanlık odalara sürükledikten sonra döşemelerin üzerini kaplayan eskimiş muşambayı kaldırmak, muşambanın altındaki akrepleri onlara göstermek nefesimi keser. Bu sırada danışanların yüzlerinin aldığı şaşkınlık, korku, başka garip şekiller, ağlamalar beni rahatlatır. “Bunu danışanın iyiliği için yapıyorum,” derim kendi kendime. “Buna ihtiyacı var. Bu ilişkiye ihtiyacı var.”

Fakat Zuhal akreplerini benden kaçırmayı hep başardı.

Daha çok Hatice’yle ilgili korkularını konuşurduk. Hatice’nin giderek pahalanmasından duyduğu korkuları anlatırdı. “Bomboş işler için kullanıyorlar,” derdi. “Bomboş şeyler soruyorlar ona. Biliyorum. İş yerinde herkes lojistik işlemlerini Hatice’ye yaptırıyor. Hepsi embesil. Hatice’yi elimden alacaklar.” Benim görüşüm ne yaptıysa bu korkudan ötürü yaptı. Annesinden kalan iki bileziği sattı en son. Zaten sonra benimle de görüşmeyi kesti. Yapay zekayı kaybetmek onun için beynini ve iradesini kaybetmekle eşdeğerdi. Yapay zeka ücreti bu raddeye gelmeseydi şimdi burada Zuhal’i konuşmazdık.

Hayır, bana neden gelme ihtiyacı duyduğunu hiçbir zaman benim istediğim şekilde ifade etmedi. Sorularınıza esaslı bir cevap veremememin nedeninin biraz da bundan kaynaklı olduğunu düşünüyorum.

“Neyim olduğunu biliyorum. Hatice hepsini söyledi.”

Söylediklerime karşılık “Hatice bunu daha önce söylemişti,” derdi. Evet, biliyorum Nesrin Hanım. Hatice ile konuşmuştuk. Bunu da biliyorum, derdi, bunu da biliyorum. Evet, duygusal yoksunluk. Evet, kişilik çalışması. Evet, kusurluluk şeması. Evet, söylemişti Hatice.

“Belki de bu bilmekle alakalı bir şey değildir,” demiştim bir keresinde “Duyguları hissedebilmek ile alakalıdır? Neden buradasınız Zuhal?”

“Hatice sizin gibi değil,” demesini isterdim. “Hatice bana sizin gibi gülümseyemiyor Nesrin Hanım. Çünkü burada olmak iyi geliyor. Çünkü iyi bir terapistsiniz.” Bunlar yerine “Çünkü Hatice bunu mutlaka yapmamı söyledi,” derdi. “Başka?” derdim. “Başka bir sebep yok mu Zuhal? Sizi buraya getiren Hatice’den başka bir ses olmalı içinizde.” Birkaç saniye düşünür gibi yapar sonra “Yok,” derdi “başka bir ses yok içimde Nesrin Hanım.” Bir keresinde içinde başka bir ses olup olmadığını araştırabilmek için benden birkaç dakika sessizlik istemişti. Kusura bakmayın dağıttım yine konuyu. Soru neydi? Hah tamam.

Bildiğim ve başkalarında işe yarayan hiçbir yaklaşım, yöntem, ekol Zuhal’de işe yaramadı. Hatice’nin üzerindeki etkisi o kadar güçlüydü ki odada daima üç kişiydik. Meslekten birkaç arkadaşımdan görüş de aldım. Almadım değil. Fakat olmadı. Zuhal’i yalnızca bir kez ağlatmayı başardım. O da Hatice için. “Ne kadar fazla konuşursak konuşalım onunla bütünleşememek beni deli ediyor,” demişti. “Hiçbir şey değişmeyecek.”

“Neyin değişmesini istiyorsun Zuhal?” demiştim. Yapay zekaya annenin adını vermenle ilgili soruma neden yanıt vermedin?”

“Ne söyleyeceğinizi biliyorum Nesrin Hanım.”

Bir gün dürtüselliğe kapıldım ve sinirle “Zuhal bilmen bir şeyi değiştirmiyor” dedim. Bunu söylerken sesim titredi.

Haticenin sesinin titremeyeceğini bilmek beni hâlâ deli eder.

***

Yorum yapın