Masthead header

Öykü: Saman alevi | Hasan Korkmaz

Kış boyunca camın kenarında yağmuru, karı, gelip geçen insanları izledim. Asfalt üzerinde akıp giden arabaları saydım. Bir sürü film izledim, çoğunun etkisinde kaldım. Zihnimde kendi filmlerimi çektim. Hayali canavarlar yarattım, bir maceradan diğerine atladım. Beyaz atıma binip prensesler kurtardım. Ödüller aldım, ayakta alkışlandım. Daha birçok kahramanlıklara imza atarak geçirdim saydığım günlerimi.

Güneşin sıcaklığını hissettirmesi ile dört duvar mecburiyetim bitti. Dışarıdaydım artık. İnsanlar için olağan olan bu durum, benim özlemimdi, hasret kaldığımdı. Bundan ötürü bütün algılarım açıktı. Binalar arasında, trafik ve iş makinelerinin velvelesinde cırcır böceğini işiten Kızılderili gibiydim. Görülmeyeni görüyor, duyulmayanı duyuyordum. Şehrin gürültüsünü süzgeçleyerek kuşların cıvıltılarına kulak kabartıyordum.  Çam ağacının dibindeki bir parça çim üzerinde, iki beyaz kelebek dans ederek uçuşurken beni selamlıyordu. Fıtratında çalışmak olan karıncaları seyre daldığım oluyordu. Bulduklarını taşırken kervan gibi ilerliyor, sırayı bozmadan layığıyla işlerini yapıyorlardı. Şenlendiriyordu beni bu âsude mahluklar. Lakin bu şenlenme, seni gördüğümde hissedeceğim harikulade duygular yanında hiçbir şeydi. Bir anda kapıdan çıkışın ve tam karşımda telefon ile uğraşırken geçirdiğin dakikalarda, gözlerim sana kilitlenmişti. Sesler kulaklarımda uğultuya dönüşmüştü. Baharın gelmesini kutlayan bilumum canlı gibi her yanımı bir kıpırtı ve neşe kaplamıştı. İçimdeki duvarlar yıkılmıştı ve karanlıktan arınarak aydınlığa boğulmuştum.

Kendimi yeniden doğmuş sayıyorum. Son bir haftadır mutluluk üzerimden eksik olmuyor. Her gün aynı saatte, tanrıçaları kıskandıracak alımlı vücudun ile salınarak geçiyorsun önümden.  Gelincik çiçeği gibi kırmızı saçların adım attıkça uçuşuyor ve pamuk beyazı zarif boynunu görünür kılıyor. Dudaklarımın tenine değdiğini tahayyül ederken başlayan sıcaklık, ateş olup tüm bedenimi sarıyor. Burcu burcu bir koku yayılıyor. İçime çekiyorum, canıma can katıyor, ruhuma huzur veriyor. Bunun esans değil, senin öz kokun olduğunu algılıyor duyularım. Gözlerinin rengi nedir acaba? Deniz mavisi gözler yakıştırıyorum sana; bakınca derinliklerinde kaybolacağım ve sonsuza kadar hapsolacağım bir mavilik. Methiyeler düzmek istiyorum ancak kelimeler yetmiyor. “Başkaları da böyle görüyor mudur seni?” diyorum ve korku düşüyor yüreğime. Bakamasınlar diye efsunluyorum seni. Karşıma çıktığın günden beri yaşadığımı hissediyorum. Hayatın nefes alıp vermekten ibaret olmadığının farkına varıyorum ilk defa.

Başrolünde ikimizin olduğu düşler görerek geçiyor gecelerim. Sevinçli bir hâl ile uyanıyorum sabahları. Seni görebileceğim zamana ulaşana dek dakikaları sayıyorum. Sonunda yerimi alıp bekliyorum. Ayak seslerinden tanıyorum seni. Hazırlıyorum kendimi o görkemli saniyelere ve beliriyorsun kapıda. Bembeyaz giyinmişsin. Kuğu misali süzülerek geçişini izliyorum ki, tam bu esnada dönüp bana bakıyorsun. Sadece dudakların değil, gözlerinin içi ile gülümsüyorsun. Soluğum kesiliyor, kan basıncım yükseliyor. Zamanı durdurmak istiyorum lakin ne mümkün. Tekrar yoluna devam ediyorsun. Aklım başıma geldiğinde, “Deniz mavisi gözler…” diyorum heyecanla. “Baktın bana, baktın bana…” sözcüklerini tekrarlıyorum mütemadiyen. Kahkahalar atarak gülmek istiyorum. Titriyorum.

“Baktı da ne oldu?” diyor kötücül bir ses. Neşe çeşmelerime kör tapa vuruyor sanki bu soru. Kurutuyor bahçemin çiçeklerini. Tüm sevincim bir anda yok oluyor. Hüzne batıyorum.

“Sana baktığında ne gördüğünü anlatayım mı?” diyor. Gözlerim sulanıyor ve duymamak için direniyorum bu lanetli sese.

“Güneşlenmesi için apartman bahçesine çıkarılmış, dizlerinde kırmızı bir örtü ve altında tekerlekli sandalye olan bir insandan başka bir şey görmüyor,” sözleri acı acı yankılanıyor zihnimde. Günlerdir içinde bulunduğum hülyadan uyandırıyor beni ve gerçeğin mızrağını kalbimin en derinine saplıyor. Saman alevine dönüyor mutluluğum. Hislerim dermansız bir maraz ile yer değiştiriyor, ele geçiriyor tüm hücrelerimi. Kapatıyorum gözlerimi ve biriken yaşlar arka arkaya dökülüyor.

edebiyathaber.net (30 Mayıs 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r