Öykü: Kaç promil? | Teoman Murat Özsan

Mayıs 6, 2023

Öykü: Kaç promil? | Teoman Murat Özsan

Emekli banka memuru Yıldırım Bey’in tepesi o gece ilk olarak zurnacının çalgısını kulağının dibinde üflemesiyle attı.

Aslında davulcu ile zurnacı ortaya çıktığında tadı hafiften kaçmış, içinden “Eşref nereden bulmuş burayı?” diye geçirmişti. Böyle alaturka eğlencelerden oldum olası hazzetmezdi. Yine de ara ara hoşnutsuz yüz ifadeleri dışında bir tepki vermedi.

O esnada yanındaki sandalyede oturan yeğeni Mehtap’ın nişanlısı Sinan’la konuşuyor, musiki üzerine koca koca laflar ediyordu. Sinan da gecenin tadını çıkaramamasına mı yoksa hiç ilgisini çekmeyen konuda esir alınmasına mı yansın bilemeden, can sıkıntısını rakıyla gidermeye çabalıyordu. Derken zurnacının ciğerlerine doldurduğu havayı aletine olanca gücüyle üflemesiyle çıkan ses, kulak zarını yırtarcasına aşıp beynini sallayınca Yıldırım Bey yerinden fırladı, adamın yakasına yapıştı. “Kendine gel be adam!”

Zurnacı Faik uyanık biriydi, aletini çalarken gözleri bir yandan da iyi para koparabileceği müşterileri tarardı. Fakat bu tatsız hadisedeki bütün günah ona ait değildi. Yıldırım Bey’in küçük kayınbiraderi Ceyhun “Masadaki en yağlı müşteri o,” diyerek eniştesini işaret etmese, bahşişinin bol olduğunu söylemese, çalgısını adamın kulağının dibinde bu denli yüksek sesle öttürmezdi. Yıldırım Bey onu ayaklarını neredeyse yerden kesecek kadar havaya kaldırdığında çok korktu. Çocuk yaşta zurnayı ona yoldaş yapıp “Haydi bakalım,” dediklerinden beri gözleri nelere şahit olmamıştı ki. O yüzden sarhoşları bir yandan eğlendirirken bir yandan da onlardan tırsardı. “İtin olurum abi, bırak beni,” dedi. Davulcu, heyula gibi adamın arkadaşını silkelediğini gördüğünde diğer masadaydı. Davuluna vurmayı bırakıp tokmağını sıkıca kavradı.

Neyse ki bu manzaraya masadakilerin çoğu -alkolün de etkisiyle- gülerek tepki verirken, geceye ev sahipliği yapan büyük kayınbiraderi Eşref anında yanlarında biterek zurnacıyı oradan uzaklaştırdı. Böylece hadisenin nahoş bir hal almasını önledi. Gülperi de kocasını yatıştırıp yerine geri oturttu.

Eşref, kızı Mehtap’ın üniversite mezuniyet yemeği için burayı methedilen bir mekân diye tercih etmişti. Fakat eniştesine ne kadar da mahcup olmuştu. O stresle Faik’in cebine bolca bahşiş bırakıp bir daha masalarına yaklaşmamasını tembihledi, peşinden koşarak eniştesinin yanına döndü. “Kusura bakma Abi. Böyle bir tatsızlık olacağını tahmin edemedim.”

Yıldırım Bey Eşref’i severdi. Ne de olsa kendisi gibi ağırbaşlı, lafını tartmasını bilen, ağzından kötü söz çıkmayan biriydi. “Senin ne suçun var,” dedi. “Kesin kardeşinin başının altından çıkmıştır.”

Ceyhun’un beygir gibi gülüşünden hadisede parmağı olduğuna karar vermişti. Aslında onu da severdi de it oğlu itin böyle sululukları yok mu, bütün iyi özelliklerini siliyordu. Hele sarhoşken hiç çekilmezdi… İçmenin de bir adabı vardı. Filinta gibi olduğu zamanlar o da şişenin dibini az getirmemişti. Halden anlardı. Ama insan olgunluk çağına adım attı mı kendini rezil etmemeliydi artık. Gel de bunu Ceyhun’a anlat!

Hele ona “Hacı,” demesi yok mu? Allah’ın gücüne gitmesin, derdi hacı olup olmamak değil, küçük kayınbiraderinin bu sözü onunla dalga geçmek için sarf etmesiydi… Karısının her seferinde kardeşine bir bahane bulmasına da ayrıca sinir oluyordu. Yok tekne kazıntısıymış da yüreği çok temizmiş de daha çok gençmiş de… Kırk yaşında adamın gençliği mi kalır? “Şu serseriyi savunup durma!” diye söylenirdi karısına. 

Gülperi başta itiraz etse de sonunda gerçek anlaşıldı. Eşref’in dürtüklemesiyle Ceyhun eniştesinden özür diledi ve durum tatlıya bağlandı.

Gülperi de kocasına bozuluyordu aslında. Eskiden güzel güzel gezer tozar, eğlenirlerken, yaş aldıkça Yıldırım Bey’in üstüne çöken durgunluğa, azalan toleransına, gülmeyi unutmasına anlam veremiyordu. Kardeşinin şakası biraz yersiz olabilirdi ama herkesin huzurunu kaçırmanın da lüzumu var mıydı? Eskinin bu hoşsohbet adamının huysuzluğu ağırbaşlılık sanması ne hazindi. Şu yemeğe gelmek için bile evden çıkana kadar az söylenmemişti. Ama bu yaştan sonra kavgayı içi kaldırmadığından kocasına sesini çıkarmamaya çalışıyordu. Daha doğrusu aralarında ikisinin de aşmamaya özen gösterdiği görünmez bir sınır vardı.

Gecenin kalan kısmı sorunsuz geçti; Mehtap’ın pastasını keserkenki mutluluğu, Eşref’in hazırladığı konuşmayı yaparkenki heyecanı, dilekler, temenniler derken Yıldırım Bey için kutlamanın en güzel saati pastasından aldığı lokmayı ağzına götürdüğünde başladı. Oldum olası tatlıya dayanamazdı. Hele ki fıstıklı ve çikolatalı pastaya… Büyük kayınbiraderi bunu bildiğinden ablasının itirazına aldırmadan eniştesine ikinci dilimi getirmelerini söyledi. Elbette Ceyhun’u bir espri daha yapmaması için tembihlemeyi de unutmadı.

Mekândan çıkıp arabalarını bıraktıkları yere giderlerken Ceyhun’un yürüyüşü içkiyi fazla kaçırdığını belli ediyordu. “Taksiyle dönelim,” dedi karısı.

“Ben sarhoş değilim,” diye itiraz etti hemen.

“Bal gibi de sarhoşsun.”

“Arabayı kullanamayacak kadar değil.”

Karı koca böyle çekişirken onların yakınına park ettikleri araçlarına binmekte olan Gülperi “Biz sizi bırakırız,” diye seslendi. Kocasına baktı. “Değil mi Yıldırım?”

Yıldırım Bey bu bakışları iyi tanıyordu. İstemeye istemeye “Hı hı,” diye mırıldandı.

Ceyhun’un direncini kıran ablasının “Yolda çevirirlerse o kadar ceza ödemeye değer mi?” sözleri oldu. Parayı severdi küçük kayınbirader.

Arabada giderlerken Ceyhun fıkraları peş peşe patlatmaya başladı. Yıldırım Bey dışında herkes katıla katıla gülüyordu. O ise ağzının içinde dönüp duran homurtularla gözlerini kısmış arabayı sürüyordu. Midesi fena yanmaktaydı. Pastanın üstüne o kadar meyveyi yediğine pişmandı. Kızgınlığının hedefine Ceyhun’u yerleştirmekte gecikmedi yine. “Onları bırakmak zorunda kalmasam şimdiye eve varmış ilacımı içmiş olurdum… Adamın içkisinin cezasını ben çekiyorum!”

Küçük kayınbiraderinin evine varmalarına beş yüz metre kalmıştı ki, Yıldırım Bey yolda elini havaya kaldırıp durmalarını işaret eden trafik polisini gördü. Sinyal verip sağa yanaşırken “Bak,” dedi Ceyhun’un karısı. “İyi ki ablanın sözünü dinledin.”

“Allah razı olsun abla,” dedi Ceyhun. Dışarıdaki polise duyurmadan “Hava alırsınız, hava!” derken kahkahayı patlattı.

“Beyefendi iyi akşamlar. Alkol denetimi yapıyoruz. Sürücü belgeniz lütfen.”

Sürücü belgesini uzatırken “İyi vazifeler memur bey,” dedi. “Bir yudum bile almadım,” diye ilave etti ardından.

Belgeyi inceleyen trafik polisi, “Çok güzel beyefendi,” dedi. “Buraya bir üfler misiniz?”

Yıldırım Bey kendisine uzatılan alkolmetreye üflerken içinden karısına söylendi. “Bırak arabasıyla gitsin. Sana ne?” Kayınbiraderinin titreyen ellerle cezayı öderken ki suratı hayalinde canlanınca hafiften sırıttı. “Sululuklarını o zaman yap da göreyim!”

Daldığı düşüncelerden “Sizi aşağı alalım beyefendi,” sözleriyle sıyrıldı. Adamın dediğini anlamadı. “Efendim?”

“Motoru durduralım.”

Yıldırım Bey şaşkın bir vaziyette talimatlara uyarak kontağı kapattı. Anahtarı polise uzatıp arabadan indi.

“Hayırdır memur bey, neden indirdiniz beni?”

“0.5 promil üzeri alkollü demektir. Sizinki 0.62 çıktı.”

“Yani?”

“Yasal sınır üzeri alkollü araç kullanmaktan size cezai işlem uygulayacağım.”

O sözler suratında tokat gibi patladı. “Nasıl olur?” dedi. Televizyonda izlediği gizli kamera şakaları geldi aklına. Etrafına baktı, çekim yapan birisini göremedi.

 “Bakın işte siz de görün.” alkolmetredeki değeri gösteriyordu. Gözlüğünü takıp baktı. Cihazda dediği rakam yazıyordu. “Gece yemeğin üstüne portakal ve mandalinayı çok yedim. Ondan olmasın bu?”

“Hayır beyefendi,” derken memur bir yandan da trafik cezası karar tutanağını dolduruyordu.

Ter damlaları Yıldırım Bey’in ensesinden kuyruk sokumuna doğru ilerlerken döndü arabaya baktı. Gülperi, Ceyhun ve karısı merakla onları izliyordu. Canı daha da sıkıldı.

“Memur Bey aletiniz bozuk olmalı. Yıllardır ağzıma tek damla dahi koymadım.”

İtirazları hiçbir şeyi değiştirmedi. Cezai işlem tamamlanıp araca döndüğünde çok bitkindi. Kaptırdığı ehliyete mi yansın, uğradığı haksızlığa mı? Yüreği sıkışıyordu. Direksiyona geçen karısının yanına oturmaktan çok çöktü. Bir an ağlamaklı gibi oldu sonra aklına meşrubatına gizlice alkol koyabilecekleri geldi. Başını azıcık çevirip göz ucuyla kayınbiraderini süzdü. Bu kadarına da cesaret etmezdi herhalde. Hem öyle olsa anlamaz mıydı? En doğrusu hastaneye gidip kan vermekti. Alkol almadığını ancak böyle kanıtlayabilirdi… Ya o da üflediği cihaz gibi hatalı sonuç veriyorsa? Hepten rezil olurdu. Yolun karanlığı geldi gözlerine oturdu…

Ceyhunların apartmanına kadar kimse ağzını açmadı. Gülperi motoru susturduğunda elini kapının mandalına uzatan küçük kayınbirader birden durdu. Yüzüne yayılan muzip bir gülümsemeyle “Ya Hacı sen bize çaktırmadan içiyormuşsun meğer,” dedi.

Ceyhun ve karısının birbirine dönen gözleri ardından kahkahalarla kısıldı. Yıldırım Bey onlara kızgınlıkla bakarken en çok da karısının “Gerçekten içtin mi?” demesine bozuldu. Bu zevzeğe ağzının payını vereceğine nasıl onlara katılabilirdi?

Yıldırım Bey’in tepesi o gece ikinci olarak işte o an attı. Yüzü aldan mora doğru dönerken göğsü kabardı, kabardı, kabardı ve sonunda ciğerlerinde ne var ne yok karısına aktı.

“Yazıklar olsun sana Gülperi!” Ardından Ceyhun’a döndü. “Siktir git arabamdan!”

edebiyathaber.net (6 Mayıs 2023)

Yorum yapın