Masthead header

Öykü: Gıcırdayarak |  Ali Can Eren

Gece. İçeriden televizyon homurtuları ve annemin “vah vah”ları geliyor. Artık dayanamıyorum, sigara içmem lazım. Yataktan çıkıp balkon kapısına gitmeliyim ama kahrolası parkeler “çaturçutur” edecekler şimdi. Sonra balkon kapısı gıcırdayacak. Derdime bak! Neden yataktan kalkıp balkona çıkarak istediğim gibi sigara içemiyorum? Kaç yaşındayım?

Sol ayağımı yavaşça yere basıyorum, sonra diğerini. Birkaç adım atıyorum, çatırdıyorlar! Bir süre bekliyorum oracıkta. Annemin kanepeden kalkışını hissediyorum. Bana orada olduğunu, gözünün üzerimde olduğunu hissettirecek illa. Kavgalı olduğumuz için, “Leyla, kız gel buraya!” diye bağırmıyor. Onun yerine mutfağa geçiyor.Tabaklar, çatal kaşıklar birbirine vuruyor. Annemin, “Bak, ben buradayım işte!” demesi bu. Bir suçluluk duygusuna kapılmamı, yanına koşup, “Anne sen bırak, ben hallederim,” dememi istiyor, biliyorum. Ama yapmayacağım. Birkaç adım daha atıyorum, birkaç çatırtı daha. Balkon kapısı gıcırdamasa bari, deyip kapıyı hafifçe kaldırarak açıyorum. Gıcırdamıyor bu sefer.Sigarayı yakıyorum.

Gece, karanlık. Biraz soğuk. Keşke üstüme bir şeyler alsaydım. Hasta hasta bu ikisinin eline düşmek istemem. Salih dükkânı kapatmamış henüz. Tam karşımda, masasının karşısında oturan bir kadınla konuşuyor. Gülüyorlar. Kadın benden güzel mi? Nedir bu kadar gülünecek şey? Bir emlakçıda neden bu kadar güler ki insan? Belki Salih benle yaşadıklarını anlatıyor. Kadın görmüş geçirmiş, yaşı da var. Bütün bunlara gülüyor belki de. Salih yol yapıyor, farkındayım. Beni de böyle güldürmüştü. Sonra korkmuştum ben, çırılçıplak öylece kalmıştım karşısında. Taş kesmiştim. Salih gülmüştü yine. Buna mı gülüyorlar şimdi? Kadın kalkıyor. El sıkışıyorlar. Ne için? Bir daire için mi yoksa tekrar mı buluşacaklar, çırılçıplak?

Salih kadını yolcu ederken bana bakıyor. Kumral saçları gece koyusuyla boyanmış, içeriden sızan ışık Salih’i delip geçemiyor. Etrafında, film sahnelerinden çıkma bir ışık huzmesi… Sokağa taşan ışık Salih’le yarılmış, boylu boyuna onun gölgesi ortasında. Gülümsüyor bana da. Kaşlarım çatık, o kadına da gülümsediği için. Salih anlıyor. Yüzünde, “Hadi canım sen de” anlamı taşıyan bir mimik birkaç saniye yanıp sönüyor. Sonra içeri giriyor Salih. Odamın kapısı vuruluyor. İkisi de bırakmıyor peşimi, ikisi de Allah’ın cezası!

“Allah’ın cezası, sigara mı içiyorsun sen,” diye bağırıyor annem. Balkonun kapısı gıcırdayarak kapanıyor. Çatır çutur sesler eşliğinde odanın kapısını açıyorum. Annem gitmiş. Salona gitsem şimdi, “Nedir bu benim senden çektiğim, ne istiyorsun benden,” diye bağırıp çağırsam. Cevabı biliyorum. “Evlen, kız kurusu olacaksın yakında, evlen de kurtulalım senden,” diyecek. Ben de “Bok var evlenecek,” diyeceğim. “Bok var, sen evlendin de ne oldu?” Annem yine ağlamaya başlayacak. “Çoluğun çocuğun olmayacak mı senin,” diye soracak. “Olmayacak,” diyeceğim. Annem def edecek beni başından. Gece rüyalarında beni görecek. Çığlıkları gelecek kulağıma. Bense rüyamda onu görmeyeceğim. Çekip giden bir baba tam karşımda duracak tüm eksikliğiyle. Renkleri olmayacak babamın rüyamda, elini uzatacak, tüküreceğim. Sonra Salih belirecek her zamanki sırıtışıyla. Terleyeceğim, kasıklarımda bir yanma olacak, nefesim kesilecek.

Sabah. Ev karanlık içinde. Annemin horultuları geliyor içeriden. Gece uyuyamamış, belli. Yatak odasından bana lanet ederek çıkmış, salona geçip kanepeye kıvrılmış. Kapım hafif açık, demek beni kontrol etmiş. Üstümü giyiniyorum hızla. Annemle karşılaşmadan çıkıyorum evden. Salih’in dükkânı henüz kapalı. “Geç mi yattı ki,” diye söyleniyorum içimden. Dün geceki kadın da yanında mıdır şimdi Salih’in? Dolmuşu görüyorum. Koşturuyorum yola. Yarım saat sonra atölyedeyim. Akşama kadar makine cızırtısı, kızların dedikoduları, öğle yemeği, erkeklerin arsız bakışları ve yetersiz birkaç sigara molası… Sonra günlük yevmiyeler. Bir paket sigarayla eve değil ama, odaya kaçış.

Akşam. Güneş hızla göçüyor. Her şeyin renginde eşsiz bir koyulaşma var. Eve giriyorum usulca. Kimse yok. İsteksizce oturma odasına bakıyorum.“Nereye gitti bu kadın,” diye düşünüyorum bir süre. “Nereye gidebilir ki, başına bir iş gelmesin!” Sonra, “ne gelirse gelsin,” diye düşünüyorum. “Hakkım yok mu yalnızlığa, şu tedirgin yalnızlık değil mi benden çaldığı?” Sonra içimi bir şüphe ve ardından gelen suçluluk hissi kaplıyor. Annemi arıyorum telefonundan, açılmıyor. Ne oldu acaba, diye düşünüyorum bir vakit. Odama gidip üstümü çıkartıyorum. Sigara paketini atıyorum yatağın üstüne, özgürce. Yerdeki çatırtılardan korkmuyorum. İnce bir kazak geçiriyorum üstüme, paketten bir sigara çekiyorum. Balkonunun kapısı gıcırtılar içinde açılıyor, umurumda olmuyor. Salih’in arabası duruyor dükkânın önünde. Salih iniyor içinden, ardından annem iniyor. Dükkâna giriyorlar. Benden habersiz ev mi bakıyorlar? Gülüşüyorlar boyuna. Neden bu kadar gülüyorlar?Annemi uzun süredir ilk kez gülerken görüyorum.

edebiyathaber.net (13 Şubat 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r