
İtalyan yazar ve felsefeci Vincenzo Latronico’nun, 2025 Uluslararası Booker Ödülü Kısa Listesi’nde yer alan ve Türkçe’deki ilk romanı Kusursuzluk için dijital çağın epik bir panoraması demek yanlış olmaz sanırım.
Bu kısa romanda, Anna ve Tom çiftinin güney Avrupa’dan düşlerindeki yaşam tarzını sunacağı inancıyla Berlin’e yerleşerek, yaşamlarının çoğunu evden dijital tasarımcılık yaparak geçirdikleri bir yaşam biçimini okuyoruz. Sosyal medya yaşamlarının ayrılmaz parçası ve zamanla evden çıkarak, Berlin’in kaotik renkliliğine karışıyorlar, kendileri gibi göçmenler için çalışmalara girişiyorlar. Tüm bu “kusursuz” görünen yaşam içinde kendileri ve ilişkileri sönmeye başlıyor ve yeni arayışlarla önce yeniden güneye, Lizbon’a ardından da, kendilerine miras kalan bir çiftliğe yerleşiyorlar.
Bu basit olay örgüsü içinde, evlerindeki mobilyalardan çiçeklere, sokaklara ve mekanlara kadar detaylı betimlemelerle, yaşamın ontik görünümlerinin fotoğrafını çekiyor yazar. Her iki karakter de, yaşamlarını sürekli zenginleştirme çabalarına rağmen sığlıktan kurtulamadıkları bir döngünün içinde kalıyorlar. Aynı zamanda felsefeci olan yazar, yarattığı evrene fenomenolojik perspektifle yaklaşarak, varoluşun ontik ve otantik yaşanması farklılıklarını oldukça çarpıcı örneklerle sunuyor.
Romanın “şimdi”, “şimdinin hikayesi”, “uzaktan” ve “gelecek” isimli bölümlere ayrılarak kurgulanması; varoluşun içeriden ve uzaktan bakılan döngüselliğini aynalıyor.
Bazen çok yoğun sosyalleşme, partileme pratiklerine rağmen “yeterince” mutlu olamayan karakterler, evlerindeki beslenme, uyku dahil gündelik (ontik) deneyimlerini dahi sıradanlaştırıyor ve sanki aradıkları yaşama heyecanı, her seferinde kişisel dünyalarına doğru sönmeye yüz tutuyor. Bağımlı düzeyde takip ettikleri sosyal medyalarından, arkadaş gruplarından, işlerinden, yaşadıkları şehirlerden dahi sürekli sıkılıyorlar. Sıkıntı, kendimizle ve dünyayla kurduğumuz temasın yabancılaşmasına dair önemli bir görüngü olarak, metin boyunca süreki kendisini hissettiriyor. Bunu aşmak için daha kusursuz planlar yapmaya çalışan çift, her seferinde daha da yaşam iştahından uzak bir gündeliğe savruluyor.
Romanda çarpıcı bir alt katman var. Anna ve Tom’un cinsel yaşamları. Varoluşçuluğun cinselliği seksüel aktivite ile sınırlamayan ve yaşama canlı biçimde temas etme alanı olarak kavramsallaştırmasına parelel biçimde, ontik yaşamları akıp giderken, sürekli seksüel aktivite ile orgazma ulaşan çift, aslında kendilerine ve yaşama yabancılaşmalarına karşı bir savunma geliştirmiş gibidir. Cinsel haz, yaşamdan alamadıkları doyumu ikame eder. Kusursuzluk, otantik varoluşlarından uzaklaşmış iki bedenin temasında varmış gibi bir illüzyon yaratır.
Oldukça yenilikçi, deneysel bir roman olduğu söylenebilecek metin, varoluşçu temaların ışığında bize önemli bir soru sorar: Ontik yaşamlarımızdaki kusursuzluk tahayyülünü gerçek kılmaya dair imkansız çaba, otantik yaşamlarımızdaki kusurlarla dolu lakin daha canlı yaşamlarımıza yeğ midir?
Temiz çeviri için Meryem Mine Çilingiroğlu’na teşekkürler. YKY’ye ise bir öneri. Bunun gibi yoğun kültürel öğelerin olduğu metinlere, en azından elzem öğeler için açıklayıcı dipnotlar eklemeleri, metinden kopmadan anlaşılır okuma için iyi olabilir. Sevdim. Okunmalı.
















