Nighi Vo’dan epik bir yolculuk | Muhammet Halit Koçak

Ocak 23, 2023

Nighi Vo’dan epik bir yolculuk | Muhammet Halit Koçak

Çin Mitolojisine farklı bir bakış

İnsanlık olarak ateşi icat ettiğimiz günden beri hikâyeler anlatıyoruz. Zaferlerimiz, yenilgilerimiz, kahramanlıklarımız, aşklarımız ve dostluklarımız hikâyelerimiz aracılığıyla nesilden nesile aktarılıyor ve onlarla birlikte yaşıyor. Yine de yıllar geçtikçe içerisinde yaşadığımız dünya gibi hikâyelerimiz de değişiyor hatta hikâyelerin içerisinde yaşayan karakterler bile yıllar sonra kendi hikâyelerine yabancı kalabiliyor. Bugün ise ben, hikâyeleri olduğu gibi dinleme ve anlatma görevini kendisine görev edinen keşiş Chih ve duyduğu her şey harfi harfine hatırlayan, neixin adı verilen oldukça ender bir tür kuş olan Zeka Küpü’nün fazlasıyla sıra dışı hikâyesini anlatacağım size.

Illinois’de doğan yazar Nghi Vo’nun “Şarkı Söyleyen Tepeler” ismini verdiği üç kitaplık serinin ilk iki kitabı (geçtiğimiz günlerde İthaki Yayınları’ndan çıkan) “Tuz ve Fal İmparatoriçesi” ile “Kaplan Dağdan İnince”, bildiğimiz ve alışık olduğumuz hikâye anlatım tekniklerinden uzaklaştırıyor sizi. Kitaplar, onları her nerede okuyor olursanız olun sizi Chih’in bulunduğu ateşin başına götürüyor. Bundan sonra yapmanız gereken tek şey ise anlatıcılar hikâyelerini anlatırken onları büyük bir dikkatle dinlemek… Zira hikâyeler, ateşin üzerinde dans eden dumanlar gibi yön değiştiriyor.

Ve size kahramanlarımı tanıtmama izin verin. Hikâyemizin ana kahramanı Chih, Şarkı Söyleyen Tepeler adındaki bir tapınağın genç keşişlerinden biri. Şarkı Söyleyen Tepeler tapınağı, tarihin tozlu sayfalarında hiçbir hikâyenin unutulup gitmemesi için çabalayan ve bu uğurda keşişler yetiştiren bir tapınak. Tabii hikâyelerin unutulmaması kadar doğru hatırlanması da çok önemli. İşte bu noktada devreye bizim genç keşişimiz Chih giriyor. Dünyayı gezerek yeni hikâyeler peşinde koşan Chih, duyduğu her hikâye kırıntısını not ederek onları yaşayan insanların hatıralarını onurlandırmaya ve tabii ki gelecek nesillere sadece doğruları aktarmaya çalışıyor. Okurlar olarak bizim de böylesine onurlu ve bir o kadar da zor bir görevi üstlenen Chih karşısında başımız saygıyla yere eğiliyor.

Tabii Chih bile böylesi zor bir yolcuğa tek başına çıkacak kadar gözü kara değil. Nihayetinde dünyadaki tüm hikâyelerin peşinde koşmak, küçük bir defter ve sağlam bir hafızadan fazlasını gerektiriyor. İşte bu noktada devreye bir neixin kuşu olan Zekâ Küpü giriyor. Bir kez duyduğunu bir daha asla unutmayan neixin türünün üyesi olan Zekâ Küpü sayesinde Chih, karşısına çıkan hikâyeleri eksiksiz bir şekilde Şarkı Söyleyen Tepeler tapınağına ulaştırabiliyor.

Chih ve onun sadık yol arkadaşı Zekâ Küpü’nün yolu ilk olarak Kızıl Göl’ün yanında “Çıkan Fal” adı verilen bir yere düşüyor. Burada soyadının Sun, lakabının ise Tavşan olduğunu söyleyen yaşlı bir kadınla karşılaşıyorlar ve onun kulağa imkansızmış gibi gelen yaşam öyküsünü dinliyorlar. Kendisine Tavşan diyen bu yaşlı kadın, bir imparatoriçe olarak “Parıldayan Işıklar” Sarayı’na gelen fakat daha sonra Çıkan Fal’a sürgün edilen asil bir kadının yanında hizmetçilik yaptığı yılları anlattıkça tarih yeniden canlanıyor ve gerçekler tıpkı karanlık bir gecenin ardından doğan güneş gibi gün yüzüne çıkıyor. Daha sonra tarih kitaplarında “Tuz ve Fal İmparatoriçesi” olarak anılan In-Yo’nun hikâyesi, savaşların susturulmuş ve isimsiz kadınlar tarafından kazanıldığını dinleyen herkes için açık bir şekilde ifade ediyor. Öte yandan Chih, Tavşan’ın anlatmaya devam ettikçe bu hikâyenin sadece geçmişi değil, geleceği de kökünden değiştirecek büyük gerçekleri içerisinde barındırdığını fark ediyor.

Üzerinde düşüneceğiniz katmanlı hikâyeler

Serinin ikinci kitabı Kaplan Dağdan İnince’de ise Chih’in başına bir faninin başına gelebilecek en kötü şeylerden biri geliyor ve bir anda kendisini üç efsunlu kaplanın ortasında buluyor. Tüm iyi hikâye anlatıcıları gibi en güçlü silahı yani hikâyelerine sarılan Chih, kaplanlar ve insanların dâhil olduğu nefes kesici bir öykü anlatıyor. Fakat her hikâyenin olduğu gibi bu hikâyenin de farklı versiyonları olduğu ortaya çıkıyor ve bazen Chih bazen de kaplanlar kendi bakış açılarından anlatarak hikâyeye yön veriyorlar. Böylece ortaya yine karmaşık ama bir o kadar da tatmin edici bir öykü ortaya çıkmış oluyor.

Yazarımız Nghi Vo, Şarkı Söyleyen Tepeler serisinde kurgusal bir dünyaya götürüyor bizi. Bu kurgusal dünyada mamutlar dolaşıyor, kaplanlar konuşuyor ve hayaletler insanlara musallat olmak için fırsat kolluyor. Fakat bu farklı dünya bir o kadar da tanıdık geliyor size. Nghi Vo, kendi kurgusal dünyasını yaratırken Çin efsanelerinden ve Çin mitolojisinden fazlasıyla faydalanıyor. Bu yüzden okuduğunuz kitabın, bizim dünyamızdaki eski mitolojilerde mi geçtiğini yoksa kurgusal bir dünyada mı yer aldığını zaman zaman unutuyorsunuz.

Şarkı Söyleyen Tepeler serisinin her iki kitabı da hikâye anlatımı açısından nevi şahsına münhasır. Hikâye anlatıcısı kim olursa olsun hikâyesini anlatırken asla acele etmiyor ve geçmiş zaman ile şimdiki zaman arasında mekik dokuyarak sizi zaman ve mekân algınızı kaybettirecek bir yolculuğa çıkarıyor. Ateşiniz söndüğünde ve son sayfayı çevirdiğinizde size karanlıkta oturup, üzerinde düşüneceğiniz katmanlı hikâyeler kalıyor. Ve emin olun, böylesi bir yolculuğa çıktığınıza fazlasıyla değiyor.

edebiyathaber.net (23 Ocak 2023)

Yorum yapın