Masthead header

Ne sihirdir ne keramet, “El Çabukluğu Marifet” | Serkan Parlak

Cüneyt Ayral’ın Oğlak Yayınları etiketiyle okurla buluşan “El Çabukluğu Marifet” kitabı; özlü, yalın, akıcı ve günlük konuşma diliyle yazılmış nitelikli bir yemek kültürü kitabı. Salgın günlerinde, yemek yapmayı seven hemen herkese öneriyorum. Cüneyt Ayral kitabı aracılığıyla okurlara aslında değerli bir mesaj veriyor: Aile tarihinizin yemekle ilgili bölümünü bu tarzda yazarak ve yayınlatarak yaşatabilir, gelecek kuşaklara aktarabilirsiniz.

Elimizde “Ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet,” atasözünü hayata geçiren, aslında anı kitabı demek de mümkün, hem nitelikli hem inceliklerle dolu bir yemek tarifleri kitabı var. Annesinin el çabukluğuyla yoktan var ettiği yemekler, Cüneyt Ayral’a esin kaynağı olmuş. Özel sektörde çalıştığı dönemde yirmi yıl mutfaktan uzak kalıyor yazar ancak bu dönemde dünyayı geziyor, farklı malzemelerle yapılmış yemekleri tatma imkânı buluyor. Hatırı sayılır menü koleksiyonu oluşturduktan sonra rahmetli Tuğrul Şavkay’ın öncülük ettiği Mutfak Dostları Derneği’nin çalışmalarına katılmaya başlıyor. Fransa’da yaşadığı iki binli yıllarda yemek yapmakla yetinmiyor.

Ayral, 2004 yılında Paris’e gelir, çocukları için yemek yapmak zorundadır, aşçılık böylece başlar. Elimizdeki bu güzel kitabı yazma amacını şöyle açıklıyor yazar: çalışan anne, babalarla yalnız yaşayan insanlara günümüzün yoğun ve hızlı iş yaşamında destek olmak. Çabuk, kolay ve lezzetli yemekler yaptırabilecek bir şefin değil, yılların oluşturduğu deneyimler bütününden süzülen bir yemek meraklısının ürünü var elimizde. Bu yüzden alçakgönüllü bir çaba olduğunu teslim etmek gerekiyor. Ayral’ın öteki amacı, yemek yapmaya yönlendirerek okurları internet başından uzaklaştırmak. İlk kitabı çıkan bir yazarla yaptığı söyleşinin ardından evine daveti geri çevirmeyen yazar, o gün bilgisayardan siparişle gelen plastik kap içindeki soğuk kadınbudu köfteyi yer ve bu kitabı yazmaya karar verir. Sunduğu imkânlara değil, teknolojinin bizi esir almasına, insani bağlarımızı törpülemesine karşı çıkıyor çok haklı olarak, peşi sıra yemek yapmayı, yaptığımız yemekleri misafirlerimize ikram etmeyi ve paylaşmayı öneriyor.

Yemek tarifleri yazıldığı dönemin sosyoekonomik yapısı, yazarın farklı kültürlere bakış açıcı ve aile yapıları hakkında fikirler verebilir. Yemek kitapları hakkını vererek yazılmışsa mikro tarih kitabı örneği olabilir. Cüneyt Ayral Nişantaşı çocuğu. Kitabın girişinde ninesinin ekmek paparası, anneannesinin marul cacığı tariflerini veriyor. Nostaljiyi yemekler üzerinden yaşıyor. Yoğurtçular, sucular, bozacılar derken lahmacunculara geliyoruz.  Ayral, giriş bölümünde dayanamayıp eski lahmacunlara özlemle ayrıntılı bir kıymalı börek tarifi veriyor.

Gelelim kitabın başka bir güzelliğine. Altın kurallarla başlıyoruz: evdeki buzdolabında her zaman yumurta bulundurulmalı. Soğan, sarımsak ve patatesi mutfağın temel direkleri kabul etmeli. Makarnanın birkaç çeşidini her zaman el altında bulundurmalı. Doymadan ziyade ağız tadını önemseme gayretindeyseniz sızma zeytinyağı, limon, krema, hardal, mayonez buzdolabının demirbaşları arasında olmalı. Gümüş kurallara geçiyoruz: buzdolabında mutlaka kıyma bulundurulmalı. Saf haliyle öğün kurtarabilir, farklı yemeklere lezzet verici olarak eklenebilir, önemli bir protein kaynağı aynı zamanda. Ek olarak, ağız tadına uygun olarak el altında mutlaka değişik baharatlar olmalı.

Buzdolabında her şey var ama eve geldiğinizde yemek yok. Cüneyt Ayral bu noktadan sonra direkt harekete geçiyor ve ışık hızıyla tarifleri sıralamaya başlıyor. Zeytinyağlılarla başlıyoruz. Ispanak, taze fasulye, barbunya, kereviz, enginar, bakla, bamya, patlıcan, lahana, patates ve salata tarifleri peş peşe geliyor. Kapuska ve sarması dışında beyaz lahana salatası önerisi için – özellikle beyaz lahana yapraklarını tuzla ovarak yumuşatma- ardından sıra tavuk, balık ve öteki etlere geliyor. Ayral’ın bu bölümde iş seyahatleri sırasında yediği yemeklerden hareketle önerdiği Sri Lanka’ya özgü körili karidesler, Hint yemekleri, deniz tarağı yemeği tarifleri var, yanlarına ise aşçının diploması niteliğindeki pirinç pilavı.  Alafranga yemeklerle devam ediyoruz. Bu bölümde enfes makarna sosları öneriliyor. Bolonez sosunu mutlaka denemelisiniz.

Serkan Parlak – edebiyathaber.net (25 Mayıs 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r