Mutluluğun sırrı | Derya Balcı

Nisan 6, 2020

Mutluluğun sırrı | Derya Balcı

“Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut (I), ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik” der Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde mutluluk için. Var mıdır mutluluğun tanımı bilemiyorum. Mutluluk insanın kendini tanıması ve bilmesidir. Mutlu olmak hissi ve düşüncesi aklına düştüğünden beri mutlu olmanın yollarını aramıştır insanoğlu. Kendini tanıyan, biyolojisini çözmüş, kavrayabilmiş insan mutluluğun sırrına erebilmiştir. Dünyada var oluşunun nedenini anlayabilmektir mutluluk. Öğrenmektir; bilgiyi paylaşmaktır mutluluk.   

Her kitap yeni bir dünya, yeni umutlar, yeni başlangıçlardır. Umut varsa mutluluk çok da uzak değildir birey için.

Yalnız Kadın adlı romanda çeşitli nedenlerle yalnız kalmış, yalnızlığı yaşam biçimi olarak seçmiş bir kadın kahramanın yaşam mücadelesi anlatılmaktadır.

Günümüz çağdaş Bask Bölgesi – İspanya yazarlarının en önemli temsilcilerinden sayılan Bernardo Atxaga, Joseba Irazu Garmendia’nın takma adıdır. Yazar, 1951 yılında doğmuştur. Ekonomist, Bask dili profesörü, yayımcı ve radyocu olarak değişik görevlerde çalıştı. 1980 sonrası kendisini yazarlığa adadı. Başlıca kitapları alfabetik sırayla; Akordeoncunun Oğlu, Kendini Aslan Sanan Şola, Obabakoak, Yalnız Adam, Yalnız Kadın olarak sayılabilir. Yalnız Kadın; Obabakoak’la başlayıp Yalnız Adam’la devam eden Bask Üçlemesi’nin son kitabıdır.

Kahramanımız Irene 37 yaşında hapishaneden yeni çıkmıştır. 4 yıllık bir hapishane yaşamından sonra özgürlüğün nasıl bir duygu olduğunu, dışarıda yaşamın nasıl sürdüğünü ve kendisinin bu yeni yaşam düzenine ayak uydurup uyduramayacağını sorgular. İrene yalnızdır, yapayalnızdır. Örgüt militanlığını terk edip yeni bir yaşama başlayabileceğini düşündüğü, doğduğu yer olan Bilbao’ya doğru otobüs yolculuğuna çıkar. Bu yolculuk aynı zamanda Irene için içsel bir yolculuk olduğu kadar fiziksel bir yolculuktur da. Barcelona’da başlayan yolculuk Bilbao’da sona erer. Rüyaları ve düşleri ile geçmişini sorguladığı, geleceğinin belirsizliği ile yüzleşmektedir. Yanında taşıdığı mektupları ve arkadaşlarından almış olduğu tablo ve kitaplar bu içsel ve fiziksel yolculukta eşlik eder kahramanımıza. Hapishane, otobüs ve otel odası mekanlarıyla kozmik zamanda yolculuk ederek kahramanın işkence görmüş içsel benliği gözler önüne serilir. Metaforlar yardımıyla geçmiş, an ve umutlar arasında yolculuk hakimdir;  gökyüzü, duman, kuşlar.

İrene, hapishaneden çıktıktan sonra Barcelona şehrinin barlarını dolaşır ve barda tanıştığı bir erkek ile korkunç bir gece geçirir. Bu gecenin ardından kendini tren istasyonunda bulur Bilbao’ya gitmek üzere. Baba evine dönmeye karar vermiştir İrene. Hücre arkadaşlarından Margarita’nın  “… demek bizi bırakıyorsun. Öyleyse sana kalpten mutluluklar. Bundan böyle istediğin kadar elektriğin olacak.” sözleri aklına gelir istasyonda. Her yer ışıl ışıldır. Bilbao’ya tren seferlerinin iptal edildiğini bir askerden öğrenerek otobüs terminaline geçer İrene. Margarita’nın sözleri bu yolculuğunda sürekli yanındadır. Sigara makinesini görünce, içebileceği, istediği sigara markasını seçebilmenin özgürlüğünü yaşar kısa bir süre de olsa. Lark, koyu kırmızı renkli çantası, çantanın içinde evinin anahtarı; özgürlük demekti İrene için.  Dolayısıyla İrene, önceki hayatında etrafında bulunan nesneler yardımıyla yaralarını sarabileceğini düşünür.

Otobüsün hareket saatini beklerken, rüzgarın etkisiyle sigara paketinin cezaevine doğru uçtuğunu görünce, “ya dumanı?” diyerek umutlarının yitip gitmesini istemez. Cezaevi alışkanlıklarından kurtulmanın zaman alacağını düşünür. Özellikle kendi kendine konuşmak…

Mektuplar ile her kararının ardından toplum tarafından yargılanmanın acı yüzü ile karşılaşır. Sonrasında ankesörlü telefonun diğer ucunda babasının sesi duyulur.  Irene için iç  rahatlatıcı mıdır mı bilinmez.

İrene, otobüs yolculuğu süresince iki polisin sözlü ve fiziksel şiddetine maruz kalır. Rahibeler ise otobüs şoförlerinin tehditvari tavırlarına maruz kalırlar. Bu durumdan kadın dayanışması ile kurtulurlar. Fiziksel şiddetin kurtarıcısı sigaradır: Lark. İki rahibe ve iri yarı kadın onun destekçisi olur. Yolculuk sonunda birbirlerine yaptıkları eşlik daveti İrene için bulunmaz fırsat ve yaşamına yön verecek olan karar anı olur.

İlk düş otobüsün sallantıları arasında oluşturulan bir tiyatro sahnesidir. Yaklaşmakta olan bahar ve baharda yağan kar, üç erkeğin konuşmalarının temelini oluşturur. Oyunculardan Larrea, siyasi örgütün başta gelen temsilcilerindendir. Yeti ile Larrea arasındaki aşk ve siyasi görüş ayrılıkları olan iki grup arasındaki diyaloglar İrene’in düşünü şekillendirir.

İkinci düşünde Margarita ile sohbet eder. Doğadan, çiçeklerden ve Margarita’nın sevgilisinden bahsederler. İrene, Michelangelo’nun tablosundaki gibi ellerini uzatarak uyanır düşünden. Adeta arafta gibidir.

Üçüncü düşü ise İrene kendisi kurgular, hayalleri değil. Bir villa vardır ve içerisinde rahibeler, bir hemşire ve kendisi. Fakat kendisinin bu villada ne yaptığını bir türlü çözemez. Kendine yer bulmaya çalışırken imdadına yine Margarita ve Antonia yetişir.

Üç bilge adam Cuenca’dan,

Denize açıldılar bir limandan

Daha çok olaydı yiyecekleri

Devam edecekti hikayeleri.

Kaynak: Bernardo Atxaga, Yalnız Kadın, Aylak Adam Yayınları, Mayıs 2017.

Derya Balcı – edebiyathaber.net (6 Nisan 2020)

Yorum yapın