
Yayıncılıktaki ekonomik daralma, kitap satışlarını düşmesi, okur sayısının azalması gibi gelişmeler nedeniyle Türkiye’de yeni yazarların önünün kapalı mı olduğu sorusuna da cevap aramıştım önceki yazımda (https://www.edebiyathaber.net/yeni-yazarlarin-onu-kapali-mi-metin-celal). Bu yazıdan sonra bir çok tepki aldım. Yeni yazarların neredeyse tamamı “Evet, önümüz kapalı” diyor ve yayınevlerinin ilk eserlere ilgi göstermek bir yana ulaşılamaz halde olduğunu, bir iletişim şansı, örneğin editörün e-posta adresini bulup ulaştıklarını zannettiklerinde ise dosyalarının akıbetini öğrenemediklerini söylüyor. Önce, bu yargı kişisel deneyimlere, yayınevlerinden cevap alamayan yazar adaylarının yakınmalarına ya da kulaktan kulağa aktarılan öykülere dayanıyor, diye düşündüm. Sonra da sorunu somutlaştırmak için yayınevlerinin yeni dosyalara nasıl yaklaştığına bakmaya karar verdim. Dosya kabul ediyorlar mı, hangi türlerle ilgileniyorlar, değerlendirme için bir süre veriyorlar mı, başvurulara cevap veriyorlar mı? Daha da önemlisi, başvuru süreci herkes için açık ve ulaşılabilir mi, yoksa yeni yazarın yayınevine ulaşması hâlâ kişisel ilişkiler, tavsiyeler ve görünmez bağlantılar üzerinden mi gerçekleşiyor? Bu sorulara cevap aramak amacıyla
27 Temmuz 2026 itibariyle, edebiyat ve genel kültür yayıncılığında en çok adı geçen 25 yayınevinin resmî internet sitelerinin “iletişim”, “dosya başvurusu”, “eser gönderimi”, “yazar başvurusu”, “sıkça sorulan sorular” bölümlerini taradım.
İncelediğim yayınevleri şunlar: Yapı Kredi, İletişim, Doğan Kitap, Timaş, Everest, Can, Metis, Türkiye İş Bankası Kültür, İthaki, Ayrıntı, Sel, Kırmızı Kedi, Alfa, Epsilon, Altın Kitaplar, Remzi Kitabevi, Bilgi, Ketebe, Profil Kitap, Dergâh, Ötüken, Destek, April, Artemis, Kapı ve İnkılap Kitabevi.
Araştırmam sonunda ortaya çıkan tablo, yaygın kanının aksine, yeni yazarlara açılan kapıların bütünüyle kapanmadığını gösteriyor. İncelediğim yirmi beş yayınevinin on üçünde resmî internet sitesinde genel bir dosya veya yazar başvuru kanalı bulunuyor. İki yayınevi yeni eser başvurusu almadığını duyuruyor. İki yayınevinde yalnızca belirli bir tür, alt marka veya yarışma üzerinden sınırlı bir başvuru olanağı bulunuyor. Sekiz yayınevinde ise dışarıdan kitap dosyası kabul edilip edilmediğini açıklayan kamuya açık bilgi saptayamadım.
Bu sonuç, “büyük yayınevleri yeni yazarların dosyalarını kesinlikle kabul etmiyor” şeklindeki genellemenin doğru olmadığını gösteriyor. Yapı Kredi, İletişim, Timaş, Can, Sel, Remzi, Bilgi, Ketebe, Profil, Ötüken, Destek, Artemis ve İnkılâp, farklı yöntemlerle de olsa dışarıdan dosya başvurusu alıyor. Buna karşılık Doğan Kitap ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, yayın programlarının yoğunluğu nedeniyle yeni eser başvurusu kabul etmediklerini açıkça söylüyor. Can yayınları ise katalogunda şiir kitapları bulunmasına rağmen “Şiir dosyalarını değerlendiremiyoruz.” diyor.
Metis, İthaki, Ayrıntı, Epsilon, Altın Kitaplar ve April’in resmî sitelerinde ise kitap dosyasına özgü açık bir başvuru yolu ya da yönergesi bulamadım. Alfa Grubunda Alfa, Everest ve Kapı’da herhangi bir başvuru bilgisi yokken, Artemis oldukça ayrıntılı bilgi ile iletişme açık. Kırmızı Kedi’de ise Kırmızı Kedi Çocuk markası yeni yazara açılan kanal olarak öne çıkıyor. Grubun diğer yayınevleriyle böyle bir iletişim şansı görünmüyor. Tabii, bu yayınevlerinin kesinlikle dosya kabul etmediği söylenemez, çünkü yeni yazarları yayınladıklarını biliyoruz ama yeni yazarların bu yayınevlerine dosyalarını nasıl ulaştırdıklarını bulamadım. Yeni bir yazar, yayınevinin internet sitesine girerek dosyasını nereye ve hangi koşullarla göndereceğini öğrenemiyor. Genel iletişim adresinin bulunması, o adresin kitap dosyası kabul kanalı olduğu anlamına gelmiyor.
Araştırmanın en belirgin sonucu, yayınevlerinin dosya kabul etmeleri ile başvuru sistemlerini ayrıntılı ve anlaşılır biçimde açıklamaları arasında önemli bir fark bulunması. Bazı yayınevleri yalnızca bir e-posta adresi ya da genel iletişim formu gösterirken bazıları dosyanın biçiminden değerlendirme aşamalarına kadar kapsamlı bilgi veriyor.
Sel Yayıncılık bu bakımdan en iyi örneklerden biri. Yayınevi, başvurunun tamamlanmış dosya, özgeçmiş, iletişim bilgileri ve eser özetiyle yapılmasını istiyor. Değerlendirmeyi aşamalara ayırıyor; ilk okuma, yayın kurulu için raporlama ve nihai karar süreçlerinin sürelerini açıklıyor. İkinci aşamada yayınevine belirli bir süre için öncelik tanıyan “opsiyon şartı” bulunduğunu da açıkça bildiriyor.
Ketebe, Timaş, Remzi, Artemis ve İnkılâp da başvurunun nasıl yapılacağı ve dosyanın hangi biçimde gönderileceği konusunda yönergelere sahip. Ketebe, Word dosyası ve zorunlu başvuru formu isterken, Artemis yalnızca e-postayla gönderilen PDF dosyalarını kabul ediyor ve metnin 12 punto ve en az yüz Word sayfası uzunluğunda olmasını şart koşuyor. Remzi, basılı dosya veya Word belgesi kabul ediyor. İnkılâp ise yalnızca e-postayla gönderilen, tamamlanmış dosyaları ve Kitap Öneri Formu’nu dolduranları değerlendiriyor.
Ötüken ve Destek çevrimiçi formlarla dosya kabul ediyor. Bilgi Yayınevi önce yazarın ve eserin ayrıntılı biçimde tanıtıldığı bir önbaşvuru formu alıyor ve olumlu bulduğu başvurulardan daha sonra tam dosya istiyor. Bu yöntem, yayınevine gelen çok sayıdaki dosyanın ilk aşamada daha hızlı elenmesini sağlıyor sanırım. Ancak yazarın metninin bütünün görülmeden karar verilmesi ihtimalini de beraberinde getiriyor.
Profil Kitap’ın sitesinde dosya başvurusu kabul edildiği açıkça söyleniyor, fakat dosyanın hangi formatta gönderileceği, hangi türlerin değerlendirildiği ve incelemenin ne kadar süreceği açıklanmıyor. Dolayısıyla bir başvuru kanalının bulunması, sistemin mutlaka şeffaf olduğu anlamına gelmiyor.
Yayınevleri arasında en büyük farklılıklardan biri değerlendirme süresinde ortaya çıkıyor. Remzi Kitabevi incelemenin en az bir ay süreceğini belirtiyor. Bilgi Yayınevi ön başvuru formunu kırk beş gün içinde değerlendiriyor. Yapı Kredi, Timaş ve Artemis üç aylık bir süre veriyor. İletişim ve Can’da bu süre altı aya kadar çıkıyor. Ketebe üç ila altı aylık bir dönem öngörüyor. Kırmızı Kedi Çocuk en az dört ay, İnkılâp Kitabevi ise sekiz ila on ay arasında bir değerlendirme süresi vermiş.
Sel Yayıncılık’ta süreç tek bir süreyle sınırlandırılmıyor. İlk inceleme iki ay, ikinci aşama dört ay, gerekli görülürse iki ay daha uzayabiliyor ve yayın kurulunun son kararı için de bir aylık ek dönem öngörülüyor. Böylece bir dosyanın sonuçlanması olağan koşullarda yedi, ek süreyle dokuz aya uzayabiliyor.
Bu süreler, yeni bir yazarın aynı dosyayla başka yayınevlerine başvurup başvuramayacağı sorununu da gündeme getiriyor. Özellikle Sel’in opsiyon şartı gibi açık düzenlemeler dışında, yayınevlerinin çoğu eş zamanlı başvuru konusunda bilgi vermiyor. Yazar, dosyasını altı ya da on ay boyunca yalnızca bir yayınevinin değerlendirmesinde tutmak zorunda olup olmadığını bilemiyor.
Dosyanın reddedilmesi bu sürecin doğal bir parçası, kuşkusuz. Her yayınevinin yayın çizgisi, bütçesi, yıllık programı ve sınırlı editoryal kapasitesi var. Üstelik birçok yayınevinin yıllık programlarında çok az yeni yazara şans verdiğini biliyoruz. Yeni yazar açısından asıl yıpratıcı olan, ret kararı değil, dosyasının okunup okunmadığını bilememek.
Timaş, Remzi, Ketebe, İnkılâp ve Kırmızı Kedi Çocuk olumlu ya da olumsuz sonucun e-postayla bildirileceğini belirtiyor. İletişim, genel olarak her iki yönde de bildirim yapıldığını, ancak seyrek olarak cevapsızlığın da olumsuz görüş kabul edilmesi gerektiğini söylüyor. Can ve Artemis’te belirtilen süre içinde cevap gelmemesi, dosyanın reddedildiği anlamına geliyor. Yapı Kredi ise olumsuz dosyalara bilgilendirme yapılmayacağını açıkça ifade ediyor.
Bilgi Yayınevi, yalnızca ön başvurunun olumlu olması hâlinde tam dosya isteyeceğini belirtiyor ve olumsuz ön başvuruya ayrıca cevap verilip verilmeyeceği açıklanmıyor. Ötüken, Destek ve Profil’de de cevap politikası belirtilmiyor.
Cevapsızlığın ret sayılması, yayınevi açısından iş yükünü azaltan pratik bir yöntem olabilir. Fakat yazar açısından aylar süren belirsizlik yaratır. Üstelik “cevap gelmezse ret” sistemi, başvurunun alındığını, dosyanın açıldığını veya editoryal incelemeye girdiğini kanıtlamaz.
İncelenen yayınevlerinin hiçbirinde, reddedilen dosyaya dair ayrıntılı editoryal rapor verileceğine dair bir taahhüt bulunmuyor. Hatta bazı yayınevleri bunun tam tersini açıkça belirtiyor. Yapı Kredi olumsuz dosyalar hakkında görüş bildirmeyeceğini, Remzi, yayın kurulunun karar gerekçesini açıklamayacağını, Kırmızı Kedi Çocuk ise olumsuz sonucun bildirileceğini ancak eleştiri yapılmayacağını söylüyor. Sel Yayıncılık da ilk aşamada elenen dosyalar için editoryal gerekçe verilmeyeceğini belirtiyor.
Yayınevlerine her yıl yüzlerce, hatta binlerce dosya gönderildiği düşünüldüğünde her başvuruya ayrıntılı rapor hazırlanmasının gerçekçi olmadığı söylenebilir. Bununla birlikte hiçbir gerekçe vermemek ile uzun bir editoryal rapor hazırlamak arasında başka seçenekler de var. Yayınevleri kısa ve standart ret kategorileri kullanabilir: “yayın çizgimize uygun değil”, “metin editoryal olarak hazır değil”, “benzer bir çalışma programımızda bulunuyor” veya “mevcut yayın takvimi nedeniyle değerlendirilemiyor” gibi açıklamalar, yeni yazara en azından dosyasının neden kabul edilmediği konusunda fikir verebilir.
Sıkça dile getirilen iddialardan biri, yayınevlerinin artık dosyanın niteliğinden çok yazarın sosyal medya takipçi sayısına baktığı. İncelediğim başvuru sayfaları bu iddiayı doğrulamıyor. Başvuru formlarının hiçbirinde takipçi sayısı açık bir değerlendirme ölçütü olarak yer almıyor. Kırmızı Kedi Çocuk yalnızca yazarın varsa internet sitesini ve daha önce yayımlanmış çalışmalarını soruyor. YKY, Remzi, Bilgi, Ketebe, Ötüken, Destek ve Artemis’in formlarında sosyal medya hesaplarına ya da takipçi sayısına ilişkin bir alan bulunmuyor.
Bu bulgu, yayınevlerinin fiilen sosyal medya görünürlüğünü dikkate almadığını kanıtlamaz tabii ki. Editörler ve pazarlama birimleri yazarın sosyal medya görünürlüğünü ayrıca araştırabilir. Ancak sosyal medya takipçi sayısının köklü yayınevlerinin yeni yazar başvuru politikalarında resmî ve zorunlu bir seçim ölçütü hâline geldiği söylenemez.
İncelenen yayınevlerinin başvuru sayfalarının hiçbirinde yazardan baskı masrafına katılması, belirli sayıda kitap satın alması veya yayın ücreti ödemesi istenmiyor. Bu durum, araştırılan yayınevlerinin geleneksel yayıncılık modeli içinde hareket ettiğini düşündürüyor, yani yayınevi dosyayı seçiyor, yayın riskini üstleniyor ve kabul hâlinde telif sözleşmesi yapıyor.
Bununla birlikte başvuru sayfasında yazar katkısının belirtilmemesi, yayın sürecinin ilerleyen aşamalarında hiçbir mali talebin gündeme gelmeyeceğini kanıtlamaz. İncelediğim başvuru yönergelerinde açık bir ücret, baskı katkısı veya zorunlu satın alma şartı bulunmuyor ama bazı yayınevlerinin kataloglarını incelediğimizde özellikle biyografi ve otobiyografi kitaplarının çoğunun yazarının ya da hakkında kitap yazılanın maddi katkısı ile yayınlandığını düşünmemek elde değil. Yine yayınevlerinin bazı alt markalarının özel olarak bu iş için kurulduğu izlenimini elde etmemek elde değil. Aksi taktirde, ana listesinde, esas markalarında bu kadar titiz davranan bir yayınevinin bir alt markasında yoğun olarak ya da tamamen yeni yazarların eserlerinin, aslında hiç iltifat etmediği şiir gibi türlerde kitapların yer almasını izah edemezsiniz.
Araştırmamın genel sonucu, yeni yazarın önündeki kapının bütünüyle kapanmadığı. Türkiye’nin önde gelen pek çok yayınevi dışarıdan dosya kabul etmeye devam ediyor. Sorun, dosyanın yayınevine ulaşıp ulaşamamasından çok, başvurudan sonraki sürecin ne kadar görülebildiği.
Bazı yayınevleri dosyanın biçimini, gerekli belgeleri, değerlendirme süresini ve cevap yöntemini ayrıntılı biçimde açıklıyor. Bazıları yalnızca bir e-posta adresi ya da iletişim formu sunuyor. Bazılarında ise dışarıdan dosya kabul edilip edilmediğini resmî siteden öğrenmek mümkün değil.
Bu tablo, “yeni yazarlara kapılar kapalı” yargısını bütünüyle doğrulamıyor, fakat yeni yazarı sabırla yetiştirecek yayıncılık modelinin ne ölçüde var olduğu konusunda da kanıt vermiyor. Çünkü dosya kabul etmek ile yazara uzun vadeli yatırım yapmak aynı şey değil. Bir yayınevinin başvuru formu açması, metin üzerinde editörlük yapacağını, yazarın ilk kitabı yeterince satmasa bile ikinci kitaba yatırım yapacağını veya yazarı yıllar içinde destekleyeceğini göstermiyor.
Yeni yazarın asıl sorunu ilk dosyayı gönderecek bir adres bulamamak değil, dosyanın hangi ölçütlerle değerlendirildiğini, neden reddedildiğini ve yayınlandığı takdirde yayıncının kendisine ne kadar süreyle yatırım yapacağını bilememek.
Dosya kabul etmek, yeni yazara kapı açmaktır. Şeffaf değerlendirme, editoryal çalışma ve sonraki kitaplara yatırım yapmak ise yazar yetiştirmektir. Bugünkü tabloda ilkini yapan birçok önemli yayınevi var. İkincisinin nasıl yürütüldüğünü öğrenmek ise büyük ölçüde mümkün değil. Ortaya çıkan tablo, yeni yazarlara açılan kapıların tam olarak kapanmadığını, ancak bu kapıların çoğunun nerede olduğu, nasıl açıldığı ve içeri girmeyi başaranları neyin beklediği konusunda ciddi bir belirsizlik bulunduğunu gösteriyor.
















