Masthead header

Kalan sağlar bizimdir! | Burak Soyer

İsveçli yazar Alex Schulman’ın yazdığı Hayatta Kalanlar romanı, annelerinin ölümünden önce kendilerine bıraktığı mektupta yazılanı yerine getirmek için bir araya gelen üç kardeş üzerinden klasik ‘geçmişle hesaplaşma’ kalıbını yıkarak aile içi ilişkiler, yalnızlık, yalanlar, kardeşlik gibi konulara değinirken ‘sır’ı kitabın öznesi yapıyor ve beklenmedik sonuyla okuru ters köşeye yatırıyor.

Birçok filmde, kitapta rastlamışızdır. Çekirdek bir ailenin çocukları anne veya babanın ölümü üzerine eskiden yaşadıkları kasabaya dönerler ve çocuklar arasında geçmişle hesaplaşma başlar. İsveçli yazar Alex Schulman’ın Timaş Yayınları etiketiyle yayınlanan Hayatta Kalanlar kitabı da tam da bu şekilde başlıyor. Nils, Benjamin ve Pierre kardeşler artık birer yetişkin olarak çocukluklarını geçirdikleri yazlık eve giderler. Ancak bu defa durum farklıdır. Zira anneleri, ölmeden önce bıraktığı “Oğullarıma” diye başlayan mektubunda yakılmak istediğini ve küllerinin de o mutlu mesut zamanlara mekan oluşturan göle saçılmasını istemektedir. Üç kardeş de annelerinin bu dileğini gerçekleştirmek için bir araya gelirler.

Kitap bu bir araya gelmeyle açılıyor. Bundan sonra yukarıda bahsettiğim ‘geçmişle hesaplaşma’ durumuyla karşılaşacağımızı zannediyoruz ama yazar Schulman bizi yine ailenin yazlık evdeki günlerine götürse de adeta o günlerden ‘naklen’ yayın yapmaya başlıyor. Ailenin birlikte geçirdikleri güzel gibi görünen anlara şahit oluyoruz ancak burada bir eksiklik olduğunu anlıyoruz: Fertler arasında olmayan ya da zoraki oldurulmaya çalışılan bir bağ. Anne ayrı baba ayrı telden çalıyor. Çocuklar genelde suskun. Yine de kardeşlik görevlerini eğreti bir biçimde yerlerine getirmeye çalışıyorlar. Babanın, ‘babalık’ görevi de yine aynı zoraki çizgide devam ederken anne elinden düşürmediği sigarasıyla kendi aleminde olanları uzaktan seyre dalmakla yetiniyor. Ailenin hayata geçen tek ‘projesi’ Nils, üniversiteyi kazanıyor, giderken kimseye “Eyvallah” demiyor. Fırlama Benjamin’in bir trafoda geçirdiği kazada bir şey hatırlamıyor. Kimse de zaten onun bir şey hatırlayıp hatırlamamasıyla ilgilenmiyor. Pierre okulda sürekli kavga ediyor. Babanın tek derdi salamlı bir şeyler yiyip votka içmek. Yazar Schulman, ailenin içindeki bu kopuk bağı asla somut olarak okurun gözüne sokmuyor. Zaten olan biten ayan beyan ortada. Kitabın sonunda ise geçmişte bambaşka bir olayın gerçekleştiğini Benjamin’in ağzından okuyoruz. Bu bir sır mı değil mi kitabın sonuna kadar gizemini koruyor.

Hayatta Kalanlar’da Alex Schulman kurduğu dille bize ailenin yazlık evinin önüne attıkları masanın yanında bir sandalye ayırıyor ve ailenin yaşadıklarına bire bir tanık olmamızı sağlıyor. Özellikle şimdiki zaman dilini kullanması, biraderler tekrar buluştuktan sonra yaşadıklarını yad ederken o olayın nasıl cereyan ettiğini sonradan flashback’lerle anlatması okuru tam anlamıyla mevzunun ortasına kadar getirip bırakıyor. Benjamin’in yaşadıklarını anlattığı bölümde ise oyuncu ağzıyla söylersek oyunu öylesine büyütüyor ki kendimizi bir tiyatro sahnesinde seyirci olarak buluyoruz. Hayatta Kalanlar, sırlar, ölüm, yalnızlık, kardeşlik gibi konuları ne artısı ne de eksisi olan bir roman olarak okunmayı sonuna kadar hak ediyor. Hayatta kimler mi kalıyor? Orasına siz karar verin… 

edebiyathaber.net (24 Ocak 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r