Masthead header

“Kadınlar bukalemun gibidir!” | Feridun Andaç

Bir kadının, hem de ünlü entelektüel bir kadının, Françoise Giroud’nun bunu söylemiş olmasına sığınarak kadınlar üzerine bilgiççe sözler etmeye  soyunmuyorum sevgili okurum.

Kadınca bakışın/kadın duyarlığının duyarlılığının yazıda/edebiyattaki seyrinden söz ettiğim bir seminerimde, Giroud’nun düşüncelerine değinerek, bizdeki kadın yazarların oluşturduğu edebiyatı “gecikmiş edebiyat” olarak nitelendirmiş; bazı düşüncelerle neden geç buluştuğumuzu anlatmıştım.

Kadınlar üzerine yazmanın erkekler üzerine yazmaktan daha zor olduğunu bilirim. Zaman zaman da bunun kadınların yaşamımızda erkeklerden daha etkin olduğundan kaynaklandığını düşünürüm.

Kadınları severim.

Akıllı, bakımlı, hoş sohbet, güzel, kendi ayakları üzerinde duran, hobileri/ tutkuları/uğraşıları olan kadınlara yakın olmaktan hoşlanırım. Çünkü beslenirim onlardan; ufkumu açtıkları gibi, ayna tutarlar hayata ve bana. Beni keşif yolculuklarına çıkarır her biri. Eksiklerimi görmeye, kendimi tamamlama uğraşıma, öğrenme tutkuma ivme katarlar. Anlayacağınız kadınların yanında yöresinde, hayatlarında olmak insana iyi gelir.

Peki, böylesi kadınları nasıl “bukalemun”(bahtabakan) [*] olarak tanımlayabiliriz?

Bence, eğer öyle olmasalar bu denli etkileyici/kapsayıcı  ve çekim odağında bulunmaları güçleşirdi! Yani, salt kadınsılıklarından değildir etkileyicilikleri.

Gene de, içimden, Giroud’nun bu kalıplaşmış düşüncesine itirazım var!

Evet, kadınlar bukalemun gibidir, ama bazı kadınlar hariç!

Neden bu ayrım, sakınımlı bakış diyeceksinizdir eminim!

Bukalemunluğu, ben, oturmamışlık, “oynaşlık”içinde olan, çıkar peşinde koşan, günün/zamanın kalıbına giren insan olarak gördüğümden; birçok “iyi”/”güzel”i barındıran bir kadına bunu yakıştıramam. Ama gelin görün ki; böylelerini de çok tanıdım. Yanımda, yöremde, hayatımda… Yüzlerindeki maskelerinden hemen anlamanız  çok da mümkün değildir. Ama o maske düşünce, Grioud’nun sözü bazen az bile kalabiliyor! Öylelerinden uzaklaşıp görüşmemek daha iyi gelir insana. Neden mi? Çokyüzlülükleri, bahtabakancı halleri kaldırabilir misiniz?

Evet, bukalemunluk  salt kadınlara özgü bir durum/davranış değil. Bunu insan olan hiçbir insana yakıştıramam. Ama ne yazık ki günümüzde daha sık rastlar olduk böylelerine.

Değişemeyen erkekler…

Değişebilen kadınlarla toplumun değişip dönüşebileceğine inananlardanım.

Kadınların gelişmeye, öğrenmeye, hatta uyum sağlamaya daha açık olduklarını düşünürüm. Daha atak, daha girişken ve gözüpektirler.

Kadınların iktidarı erkekleri güçsüzleştirmez, tam tersi iktidarsız oldukları yanlarını görmelerini sağlar. Bu da, o egemene bakışın yıkılmasına neden olur, bence! Böylesi bir durum aynı zamanda kadını erkeğe bağlı/bağımlı olmaktan çıkarır.

İktidar el değiştirsin, kadınların iktidarı kurulsun değil düşüncem. Aslında “iktidar”ın nasıl yaban/vahşi/can tüketen bir şey olduğunu görmek/göstermek için; bu el değişiminin gerekli olduğunu söylüyorum. Öylesi bir durumda; iktidarsızlığa boyun eğerek  hayatı birlikte nasıl kurmamız gerektiğini öğrenebiliriz belki!

Kadın başarısını kullanır

Evet, öyledir; başarılı kadın başarısını kullanır. Başarılı erkekse bunun altında ezilir. İşte bu ezikliğini göstermemek için iktidarının gücüne sarılır.

Kadın başarısını kullanırken baştan çıkarıcı olur; erkek, bunu iktidar olarak görürken, baştan çıkmak için “av” arayışına düşer.

Garip bir paradokstur bu, ne yazık ki! Çünkü her kadın iktidarı ele geçirdiğinde baştan çıkmayı göze alamaz. Ama erkekler öyle değildir!

Dünya Bankası’nın bir dönemki başkanını, gene ABD’nin eski başkanının hallerini hatırlasanıza… Bunlar uç örnekler elbette. Ama diğerlerini de siz düşünün biraz.

Tutkuyla yaşamak

Bu yanınızı keşfetmemişseniz eğer, körelmişsinizdir demek. Bunu keşfederek yaşamak sizi ayrıcalıklı kılmaz elbette. Gelgelelim hayata dair birçok şeyi anlama/tatma yolculuğunuz yaşantınızı renklendirir; ona bir anlam, değer katar. Üstelik bu, bir bahçe kurmak, orada özlediğiniz tatları yetiştirmek gibidir… Toprak sizi hayata bağlar, tutkularınızı keşfettirir. Yakın olmak gerekir doğaya ve toprağa, bir kadına yakın olmak gibidir çünkü bunlar da…

Kadın filozofumuz var mı?

Azra Erhat’ın yazıp ettiklerine her uzandığımda, “kadın filozof” kavramı gelip bulur beni. Şimdilerde, onun Halikarnas Balıkçısı’yla mektuplaşmalarını okurken; “Osmanlı Münevverinden Türk Aydınına” kitabını da önüme alma gereğini hissettim.

Onun hangi düşünce ikliminde gezindiğini anlamak için, öncelikle, “İşte İnsan/Ecco Homo” kitabının okunması gerektiğini düşünürüm. Hem o beslendiği düşünce iklimini görmek/tanımak hem de onun bir “kadın filozof” olarak derinliğini anlamak için bu kaçınılmaz gelir bana. Dönemi içinde tek, biricik addır Azra Erhat. Akademisyen olup üretenleri bu arenada saymak gerekir mi bilmem! Bedia Akarsu, İonna Kuçuradi vb. Gerçi Erhat da bir dönemler akademisyendi, ama “Mavi Anadolu” düşüncesi onun bu kimliğini çok daha başka bir boyuta taşımış, sofistike kılmıştır. Gene de zaman zaman neden bir Hannah Arendt’imiz, Simone de Beauvoir’ımız yok diye sorarım…

 ______

(*) Çıkarına göre davranışını, görüşünü değiştiren kimse.

Feridun Andaç – edebiyathaber.net (26 Ocak 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r