İlk adımlar: Tuğrul Karataş | Hande Emekçi

Mart 20, 2026

İlk adımlar: Tuğrul Karataş | Hande Emekçi

Söyleşi serimizin bu haftaki konuğu, Epona Yayınları’ndan çıkan “Bu Gecenin Sabahı Yok” adlı ilk kitabı ile Tuğrul Karataş.

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Kitaplarla ve yazmakla olan ilişkiniz nasıl başladı?

Merhaba Hande Hanım, öncelikle bu söyleşi dizisinde bana da yer verdiğiniz için teşekkür ederim. 1993 yılında Muğla’nın Yatağan ilçesinde doğdum. Liseyi Düzce’de Akçakoca Anadolu Öğretmen Lisesi’nde, üniversiteyi Edirne’de sınıf öğretmenliği bölümünde tamamladım. Bir yıllık bekleme sonrasında sınıf öğretmeni olarak atandım. Şu an sınıf öğretmeni olarak görev yapmaktayım.

İlkokulda öğretmenimizin en çok kitap okuyanları ödüllendirdiğini hatırlıyorum. Bir keresinde ben de ödüllerden birini almıştım. Herhalde ilk kıvılcım burasıydı. Kitaplarla asıl ilişkim lise yıllarında başladı. Okuma alışkanlığımı edinmem Sherlock Holmes serisiyle oldu. Gazetelerden biriktirdiğim kuponlarla aldığım kitaplar ileride kuracağım kütüphanemin ilk üyeleriydi. Bu dönemlerde yazmakla ilgili bazı denemelerim oldu. Kompozisyon yarışmasında ikinci olmuştum.

Üniversite dönemiyse okumakla ve yazmakla ciddi şekilde ilgilendiğim zamanlardı. Üniversitede dersine girdiğim Tuncay Öztürk’ü ve Edirne’de iki üç günde bir arkadaşımla yanına uğradığımız Rüzgar Kitabevi sahibi Nazmi Erkan’ı ve bu iki değerli büyüğümüzle yaptığımız sohbetleri anmadan geçemem. Bu dönem edebi anlayışımın da ciddi anlamda geliştiği bir dönemdi. İlk öykülerimi yazdım.

Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma sürecinde neler yaşadınız? 

Üniversite yıllarımda ilk öykülerimi yazdığımı söylemiştim. Sınıf öğretmeni olarak göreve başladıktan sonra Faruk Duman’ın düzenlediği bir öykü atölyesine katıldım. İsteğim hep bir roman yazmaktı ancak yolum öyküyle kesişti. Burada yazdığım öyküler bazı basılı yayınlarda ve çevrimiçi sitelerde yayımlanmaya başlayınca (Sus! adlı öyküm Edebiyat Haber’de yayımlandı) istediğim gibi bir dosya oluşturmaya başladım. İsminin “Bu Gecenin Sabahı Yok” olmasını istiyordum. Henüz bu adda bir öyküm bile yoktu. Önce ismi sonra öyküsünü yazdım. Dosyamın başına da bu ismi koydum. Dosyamı yayınevlerine göndermeden önce Varlık Dergisi’nin düzenlediği Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’ne katıldım. Bir haziran sabahı Mehmet Erte beni aradı. Dosyamın Dikkate Değer bulunduğunu söyledi. Bu konuşma edebiyat yolculuğumda beni en çok sevindiren konuşmadır. Yarışmayı kazansaydım kitabım Varlık Yayınları tarafından yayımlanacaktı. Bu dönemden sonra artık kitabımın çıkmasını istiyordum. Ancak durum benim için karmaşık bir sürece evrildi. Bu karmaşıklık maalesef buraya sığmaz.

Kitabınızı tamamladıktan sonra yayınevi bulma süreciniz nasıl geçti? Kitabınızı basmaya karar veren yayıneviyle yaşadığınız süreç nasıldı?

Yaşar Nabi Gençlik Ödülleri’den sonraöykülerimi tekrar değerlendirme konusunda bir süre sonra Murat Çelik’le tanıştım. Atölyesine devam ettim, onun da emeği çoktur. Dosyam bu dönemde iyice şekillendi.

Yine yayınlanma süreci karmaşık bir hal alacakken Epona Genel Yayın Yönetmeni Sedat Demir’den bir telefon aldım. Sedat Bey dosyam için Murat Hocam ile konuştuğunu, kitabımı basmak istediğini söyledi. Görüşmelerimizden sonra dosyamın kitaplaşma süreci başladı. Kendileriyle uyum içinde çalıştık ve dosyaya son halini verdik.

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz? Kitapta sizi en çok etkileyen bölüm hangisi?

Kitap 10 öyküden oluşuyor. Bölüm bölüm ayıracak olursam ilk bölüm kırsal yaşamdan öykülerden oluşuyor. Burada söylenceler, fantastik ögeler, baba – oğul ilişkileri var. Sonrasında bir masalı ve belki de lisede okuduğum Sherlock Holmes serisine teşekkür için yazdığım başka bir öykü bulunuyor. Bu aslında sonrasında yazmak istediğim romanlar için de bir referans. Son bölümde biraz daha mesleğimle bağlantılı, günümüzden sayılabilecek, yatılı okul deneyiminden de yola çıktığım öykülerim yer almakta.

Öykülerimi ayrı ayrı seviyorum. Yukarıda da belirttiğim üzere öyküsünü yazmadan ismini koymam ve sonrasında kitabın ismi olması dolayısıyla bu sorunuzu ‘Bu Gecenin Sabahı Yok’ olarak yanıtlayabilirim.

İlk kitabı yayımlamanın en büyük heyecanı ve en büyük zorluğu neydi? Kitabınız yayımlandıktan sonra aldığınız tepkiler nasıldı?

Kütüphanenizde kendinizin de yazdığı bir kitabı görmek mutluluk verici. Edebiyatın yazın alanında uğraşan çoğu kimse de bir gün kitabının çıkacağını hayal ediyordur. Bunun gerçekleştiğini görmek, kendi yazdığınız kitabın elinizde olması en büyük heyecan sanırım.

En büyük zorluksa her şeye rağmen kendinizi bu alanda kabul ettirmeniz. Bunun için çabalamanız ve bazı durumlarda yanılmanız. Bolca zorluk var aslında. Hangisi en büyüktür, bilemiyorum.

Kitabım yayınlanalı çok olmadı. Şu anda kendi çevremden, arkadaşlarımdan çok güzel tepkiler alıyorum. Uzun yıllardır görüşmediğim bazı arkadaşlarım içtenlikle beni kutladılar, benimle mutlu oldular.

İlk kitabınızı yayımladıktan sonra yazarlık konusunda düşünceleriniz değişti mi?

Hayır, değişmedi. Yazarlığın hâlâ çok zor olduğunu düşünüyorum. Kitabım yayınlandığı için çok zor bir iş başardığımı söylemiyorum elbette. Kitabın basılması farklı, yazarlık çok farklı. Önümüzde çok uzun bir yol var. İlk kitabın yayınlanması ne kadar zorsa ikinci kitabın yolculuğu ve bunun sürdürülebilirliği eminim bundan daha zor olacak. Ancak elinizde bir kitabınızın bulunması, sonraki adımlar için size güç veriyor. Umuyorum bu yardımcı olur.

Yeni bir kitap için çalışmalarınızı sürdürüyor musunuz? Henüz kitabı yayımlanmamış yazarlara tavsiyeleriniz neler olur?

Yazın alanında isteğimin bir roman yazmak olduğunu söylemiştim. Bu konuda kaba bir taslağım var. Roman için yola çıkıp öykü kitabım oldu. Şimdi ikinci bir öykü kitabı için yola çıktığımı söyleyeyim. Belki ilk roman bu şekilde gelir. Kim bilir?

Tavsiye demektense kendi edebi anlayışımda naçizane bir iki şey söyleyebilirim. Yaşanılan zorluklar herkes için aynı. Orhan Pamuk ilk romanı Cevdet Bey ve Oğulları için (ödül almasına rağmen) uzun süre kitabını basması için yayıncı aradı. Garcia Marquez’in ‘Yaprak Fırtınası’ adlı öykü kitabını yayımlayacak bir yayıncı bulması yedi yıl sürdü. O yüzden önce kararlı olmak ve sabretmeyi bilmek gerekiyor.

Edebiyatın yazın tarafındaysak özellikle Türk edebiyatında öykünün gelişimini görmek açasından cumhuriyetten beri gelen öykücüleri mutlaka bilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Dünya edebiyatında çok önemli isimler var kuşkusuz ancak kendi edebiyatımızı bilmeden o tarafa dönemeyiz.

Yer verdiğiniz için bir kere daha teşekkür ederim.

Yorum yapın