Hasır Şapkalar ve bir hayata sığmayan ihtimaller | Burçin Belge

Ekim 8, 2026

Hasır Şapkalar ve bir hayata sığmayan ihtimaller | Burçin Belge

SPOT: Bir insan aynı anda kaç ihtimali birden arzulayabilir? Bir kadın, kendisine sunulan hayatların dışında bir gelecek tasarlayabilir mi? Margarita Liberaki’nin Hasır Şapkalar romanı, bu soruyu kadınların gündelik yaşantıları, arzuları ve yaratıcı uğraşları içinden soruyor.

Margarita Liberaki’nin romanı, kadınların kendilerine sunulan hayatlarla kurdukları ilişkiyi “anlatma” ve “gitme” arzusuyla, farklı hayatlar yaşamaya duyulan özlemle birlikte düşündürüyor. Bir insan aynı anda kaç ihtimali birden arzulayabilir? Bir kadın, kendisine sunulan hayatların dışında bir gelecek tasarlayabilir mi?

Margarita Liberaki’nin Hasır Şapkalar romanı, bu soruyu kadınların gündelik yaşantıları, arzuları ve yaratıcı uğraşları içinden soruyor. İlk kez 1946’da Ta Psathina Kapela adıyla yayımlanan, başka dillerde Üç Yaz adıyla da tanınan eser, Hârun Ömer Tarhan’ın çevirisiyle Haziran 2026’da Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı. Üç kız kardeşin farklılaşan hayatları, romanda bir kadının kendi sesini bulma arayışına zemin oluşturuyor.

Atina doğumlu Yunan yazar Margarita Liberaki (1919–2001), anne ve babasının ayrılmasının ardından anneannesi ve büyükbabasının yanında büyüdü; Atina Üniversitesi’nde hukuk  eğitimi aldı. 1945’te Paris’e taşınan Liberaki, romanlarının yanı sıra tiyatro oyunları da yazdı. Aile bağları ve yer değiştirme deneyimi, Hasır Şapkalar’daki sorularla birlikte düşünülebilir. Ancak romanın gücü bu biyografik benzerliklerin ve deneyimlerin kurmacada kazandığı çoğullukta aranabilir.

Atina yakınlarındaki bir çiftlikte geçen roman, kızkardeşler Maria, İnfanda ve Katerina’nın üç yazını en küçük kardeş Katerina’nın anlatımıyla izler. İlk aşklar, evlilik ve annelik, aile sırları ve çevredeki insanların hikâyesi, kardeşlerin ortak dünyasını değiştirir. Maria evlilik ve çocuklarla biçimlenen bir hayat kurmaya yönelirken İnfanda yakınlıkla kendi alanını koruma isteği arasında durur. Katerina ise hem çevresindeki hayatlara hem henüz görmediği dünyaya açılmak ister. Bahçelerin, hayvanların ve yaz ışığının canlılığı içinde ilerleyen anlatı, kadınların önlerinde beliren ihtimaller kadar seçimlerini belirleyen koşulları da düşündürür. 

Bir hayattan fazlasını istemek

Kitaptaki pek çok sorunun cevabı Katerina’nın Maria’ya söylediklerinde gizlidir: “İki değil binlerce yaşam, Maria, binlerceymiş gibi bir yaşam sürmek istiyorum (s.196).”

Bu cümle okuru, romana alışılmış bir büyüme hikâyesinin ötesinden bakmaya davet eder. Katerina için olgunlaşmak, tek bir hayat biçimine yerleşip diğer ihtimallerden vazgeçmekle tamamlanmaz. Başkalarının hayatlarına duyduğu merak, onları anlatma arzusuna dönüşür. David’le konuşurken roman yazdığını söyler; romanının kahramanlarını önce kendisine ve kardeşlerine benzetir sonra araya mesafe koyar. Bu sahne, anlatma üzerine düşünceleriyle birlikte, romanı bir kadın sanatçının oluşumu açısından okumaya dayanak sağlar.

Seçimlerin imkânı ve bedeli

Yine de Maria ile İnfanda, Katerina’nın aşacağı hayat basamakları değildir. Maria’nın bedene, doğuma ve gündelik üretime verdiği değeri görmeden onun seçimini teslimiyet saymak eksik kalır. Çocuğuyla yakınlığının içinde ayrılmanın acısı, evliliğinin içinde görünmezleşme duygusu da vardır. Kocası Maryos’un mesleki dünyası genişlerken Maria’nın zamanı bakım sorumluluklarıyla biçimlenir. Seçtiği hayatın değerini teslim etmek, bu eşitsizliği gözden kaçırmayı gerektirmez. Üstelik onun bakım deneyiminin yanında yardımcı Spyridula’nın yükü de durur; aynı evdeki kadınların imkânları eşit değildir.

İnfanda’nın nakışı ise kendisine ait bir alan kurma ve yoğun duygularını düzenleme olanağı taşır. Fakat Tereza Teyze, Nikitas’tan uzaklaşmasını mükemmelliğe erişmek için kazanılmış bir özgürlük olarak gördüğünde, bu alanın anlamı değişir. İnfanda’nın acısıyla başkasının ona uygun gördüğü gelecek arasındaki fark açığa çıkar. Böylece annelik ile sanat, biri tutsaklık diğeri kurtuluş getiren iki kesin seçeneğe dönüşmez. Her uğraşın anlamı, onu yaşayan kadının isteğiyle ve çevresinin beklentileriyle birlikte oluşur. Seçimlerin kazancı ve bedeli, bu yüzden kadınların ne istediğiyle birlikte hangi koşullarda yaşayabildiğine bakmayı da gerektirir.

Anne, Tereza, Lora, Ruth ve Polonyalı büyükanne bu soruları kuşaklar boyunca genişletir. Mektuplar ve günlükler, evin içinde görünen hayatların yanında saklı düşüncelerin de sürdüğünü duyurur. Katerina’nın annesi, kendi mektuplarının kopyalarını saklayan bir kadındır; bu alışkanlık kişisel hafızayı koruma biçimi olarak okunabilir. Kızının merakı, annesinin kendisinden bağımsız bir hayatı bulunduğunu görmesini sağlar. Ancak anlamaya yaklaşmak, o hayatın mahremiyetini ihlal etmeyi kendiliğinden haklı çıkarmaz. Katerina kendi özgürlüğünü isterken annesinin kapalı kapılarına tahammül etmekte zorlanabilir.

Gitmek ve geride bırakmak

Kendine ait bir alan arayışı, evin içindeki mahremiyetten dünyada hareket edebilme hakkına uzanır. Gitmek de bu nedenle yalnız kişisel cesaretle açıklanabilecek bir karar değildir. Polonyalı büyükannenin gidişi aile hafızasında bir yara olarak taşınırken uzaklarda dolaşan Andreas, Katerina’nın hayalinde dünyanın genişliğiyle ilişkilendirilir. Babası Miltos’un kişisel dünyasına çekilebilmesi de kimin kendine ayırdığı alanın olağan karşılandığını düşündürür. Bu farklı hayatları yan yana okumak, kadınlarla erkeklerin arzularına tanınan meşruiyetin eşit olup olmadığını sorgulamamızı sağlar. Bununla birlikte gitmek kusursuz bir özgürleşme değildir: Büyükanne geride bıraktığı yerleri unutmaktan acı duyar, onların fotoğraflarını ister. Uzaklaşmanın içinde kaybetme ve hatırlama ihtiyacı da vardır.

Gitmenin imkânları ve bedelleri, Katerina’nın kendi geleceğini düşünürken yaşadığı tereddütlerde de karşılık bulur. David’e sevgisi ile dünyayı dolaşma isteği kolayca uzlaşmaz. Değişen düşünceleri, kararını tek bir gerekçeye bağlamayı güçleştirir. Andreas hakkında dinlediği hikâyeler ise henüz yaşamadığı ihtimalleri hayal etmesine alan açar. Burada yolculukla yazı arasında bir yakınlık belirir: Her ikisi de kendi hayatının sınırlarının dışına uzanma arzusunu taşır. Yolculuğu bütünüyle yazının simgesine çevirmek, başka yerleri bedeniyle görme isteğini eksiltir; yazıyı yalnız yaşanacak serüvenlerin kaydı saymak da hayal gücünün payını küçültür.

Hayatları birbirine bağlayan anlatı

Dünyayı görme isteği, Katerina’nın hemen çevresine yönelttiği dikkatle birlikte gelişir. Romanın doğası bu arayışın duyusal dilini kurar. Toprağın doğurganlığı, denizde bedenin başka türlü duyumsanması ve yangının yıkıcılığı, doğayı tek bir anlama kapatmamızı engeller.  Katerina’nın dikkati insanlardan böceklere, ev içindeki seslerden otların ışığına geçer.

“Tüm bunlar bir halkayla birbirine bağlı ve ben onu bulmalıyım (s. 248).”

Bu söz, bu dağınık görünen dünyada bağ arama isteğini dile getirir. Binlerce hayat yaşamak arzusu, anlatıda bir biçim arayışına dönüşür. Katerina’nın aradığı genişlik, hayatların sayısı kadar aralarındaki ilişkilerde de saklıdır.

Hasır Şapkalar’ın asıl çekimi, anlatmanın sağladığı genişlikle bilmenin sınırını birlikte hissettirmesinde. Katerina’nın başkalarının hayatlarına uzanan bakışı, kendi tahminleri ve hayalleriyle de biçimlenir. Başka birini anlatabilmek, onun bütün gerçeğini bilmek anlamına gelir mi? Romanın açık bıraktığı gelecekler bu soruyu canlı tutar. Maria’nın kurduğu ev, İnfanda’nın koruduğu alan ve annenin sakladığı mektuplar, Katerina’nın seçiminin doğruluğunu kanıtlayan örneklere indirgenemez. Liberaki’nin romanı, kendine bir hayat tasarlama isteğini başka hayatların çoğulluğuyla birlikte düşünmek isteyen okura sesleniyor.

Yorum yapın