Hasan Öztürk’ün ‘Dünyanın Romanını Okumak’ kitabı çıktı

Ocak 19, 2026

Hasan Öztürk’ün ‘Dünyanın Romanını Okumak’ kitabı çıktı

Hasan Öztürk’ün Dünyanın Romanını Okumak adlı kitabı Matruşka Yayınları tarafından yayımlandı.

Tanıtım bülteninden:

Mavi Yeşil dergisinin editörü Hasan Öztürk, yeni kitabıyla yılın ilk günlerinde okurlarının karşısına çıktı. Onuncu kitap Dünyanın Romanını Okumak (Matruşka, Ocak 2026), edebiyat eleştirisinde çoklukla öykü ve roman kitaplarına yönelen Hasan Öztürk’ün dünyanın edebiyatına açtığı mütevazı pencere görülmesi gereken ve yeni okumalara ilham verici bir kitap. İktidarın Gölgesi ve Roman (2022) kitabında Türkiye’nin yirminci yüzyılının Türk romanına yansımasını değerlendiren Hasan Öztürk, bu yeni kitabında dünya romanına yönelmiş görünüyor. Kitabın önsöz yazısında belirtildiği üzere kronolojik bir ölçü yerine öznel bir yaklaşımla seçilen romanlara, “dünyanın romanını okumak, dünyanın kültürünü bilmektir” felsefesine zemin oluşturacak biçimde özgür bir anlayışla bakılmıştır denilebilir.

Değerlendirdiği romanlar arasında, “dünyanın edebiyatında önemli yerler edinmiş, haklarında çokça yazı yazılmış romanlar olmasına karşılık pek çoklarınca bilinmemiş olanlar” da olduğuna dikkat çeken Öztürk’ün kitabında asıl konu romanken Dünyanın Romanını Okumak kitabının Homeros’un Odyesseia metniyle açılması okura şaşırtıcı gelebilir. Adı geçen destanın bugünlere ulaşan evrensel mesajlarını özellikle vurgulayan Öztürk, destanın olay örgüsünü baştan sona yürüten kahramanı Odysseus’un ‘gerçeğimsi’ karakterine dikkat çekerek “Edebiyat yönüyle asıl önemlisi anlatı geleneğinde yeri büyük bu destanın, uzun bir metin olarak roman türünü beslemiş olmasıdır.” sonucuna varıyor.

Vergilius’un Ölümü, Üstad ile Margarita, Körleşme ve Malina, dünya edebiyatının kült romanları olarak edebî bir ziyafet için Dünyanın Romanını Okumak kitabındadır ve onlar yeniden okumayı bekliyor. Montaigne’in özel yaşamına da girmiş editörü ve aynı zamanda feminizmin öncülerinden Marie de Gourney’in başkarakter olduğu, Yazan Kadının Savunması, Montaigne için farklı okumalara çağrıdır öyle ki karşımıza, denemeleriyle bildiğimizden çok başka bir Montaigne çıkmaktadır. Benzer biçimde, kral/peygamber Davut’un aşk macerasından kültürel bir zenginliğine evrilen yaşamının konu edildiği Bet-Şeba romanı da Öztürk’ün, edebiyat okurunun gündemine getirdiği, gözden kaçmış hayli ilginç bir romandır. Savaşın ateş çemberindeki asker Hitti Üriya’nın zorla el konulan ve zina çocuğu yok edilen karısı Bet Şeba, kadınlık iradesiyle önce devleti yönetecek kraliçe ve sonrasında Süleyman peygamberi doğuran anne olacaktır.  Edebiyat ortamımızda adından pek söz edilmeyen Kanadalı yazar Rachel Cusk’ın, erkek egemen dünyadaki kadın yazarın romanı bilinmesi gereken Övgü’sü, belki de roman yeni okurlarıyla bundan sonra buluşacaktır. Romanın kadın karakteri yazar Faye’in festival etkinliğinin sonundaki bir gecede girdiği denizi kara parçasındaki erkeğin “altın bir ip atıyormuş gibi” işeyerek doldurması, yazan kadının açmazını Papa VI. Alexander’ın yazı vekili kızına Lizbon kardinalinin ‘kalem/penis’ oyunuyla “kanadın, tüyün var mı” sorusuna gidecek gibidir.

Adında ya da içeriğinde manastır sözü geçen romanlar söz konusu olduğunda Northanger Manastırı ile Parma Manastırı akla ilk gelenlerdir. Dünyanın Romanını Okumak kitabında Fransız Aydınlanması’nın öncü düşünürü Denis Diderot’nun Rahibe romanının incelenmesinde başka bir ayrıntı var. Filozof Diderot’nun kız kardeşi de manastır çilesiyle hayattan kopmuş bir kadındır. Gülüşün ve Unutuşun Kitabı, Prag Baharı sonrasındaki dayatmacı iktidarın bellek operasyonu ve bunun karşısında bireyin varoluş kaygısı romanı olarak yeniden gündemdedir. Turgenyev, sona geldiğinde “hiçliğe batarken artık lüzumsuz adam değilim” diyen Çalkaturin (Lüzumsuz Bir Adamın Günlüğü) karakteriyle dünyaya dair bütün işlerine yatağından çözüm üreten Oblomov’un haberini, vaktinden önce vermiş olabilir. Dünyanın edebiyat kayıtlarında Don Kişot başat metin sayılsa da roman türü, edebiyat tarihinin çelişkili konularından biridir. Öztürk’ün, tarihin geçiş evresindeki Fransız düşünür alaycı yazar Rabelais’nin Gargantua ve Pantagruel adlı kışkırtıcı iki kitabıyla bütün ‘şark’ dünyasının “tek romanı olan bir güzel hikâye” Hay bin Yakzân hakkındaki değerlendirmeleri, roman ilgililerinin yerleşik yargılarını gözden geçirmelerine yol açabilir. Türkiye’nin edebiyat ortamında gereken ilgiyi görmemiş olabilir ancak Sessizlik ve Gürültü, edebiyat-iktidar ilişkisi bağlamında yazarın otorite karşındaki direnci ve buna karşılık otoritenin de emrindeki devlet olanaklarıyla özgür düşüncenin temsilcisi yazarı sindirme operasyonunun romanı olarak okunmaya değerdir.   

 Arka kapak yazsının şu cümleleri, kitabın içeriğinin özü olarak okunmalıdır: “Dünyanın Romanını Okumak, sadece okunmuş romanların bir dökümü değil; binlerce yıllık insanlık deneyiminin, dilin ve tarihin iç içe geçtiği bir düşünce laboratuvarıdır. Öztürk, kadim zamanların unutulmuş bilgesi Hay bin Yakzân’dan modern dünyanın körleşen aydını Kien’e, Don Kişot’un doğuş anından Üstat ile Margarita’nın şeytanî başkaldırısına, her bir eseri derinlemesine analiz ediyor. Hasan Öztürk’ün eleştirel denemeler toplamı olan bu son eseri, edebi metinlerin sunduğu ‘durumun ruhuna inen’ bilgiyi arayanlar için bir pusula. Öztürk, romanların yalnızca birer hikâye olmadığını; insanın varoluş kaygısı, iktidarın gölgesi ve özgürlük arayışı gibi evrensel temaların birer aynası olduğunu gösteriyor.”

Yorum yapın