
Söyleşi: Pınar Yılmaz
Hacer Kılcıoğlu’nun ’ın Dünyanın İki Ucu adlı kitabı Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlandı. Yazarla son eseri üzerine konuştuk.
Dünyanın İki Ucu, yayımlanan 13. kitabınız. Hem yeni romanınızda hem de diğer kitaplarınızda arkadaşlık, aidiyet ve farklı ülkeler/kültürler dikkatimi çekiyor. Romanlarınızı, bu konular çatısı altında toplamanız üzerine biraz konuşmak isterim.
Hayattan kopuk edebiyat olmaz. Çocuk okurlarıma ailenin kutsallığını, yeryüzüne sahip çıkmamız gerektiğini, farklı coğrafyaların kültürünü, kendi deneyimlerimi de katarak anlatmayı seviyorum. Çocuğun merak duygusunu uyandırmak önemsediğim bir şey çünkü bizim kültürümüzde merak küçümsenir. Kitaplarımda, yola çıkın ve dünyayı keşfedin, diyorum. Yolculuk sadece başka yerde olmak değil, başka biri olmak içindir diyorum. Etrafındaki dünyayı seversen, kendini de sevmeyi öğrenirsin, diyorum. Çocuk okurlarım başka ülkelerin çocuklarıyla tanışsın istiyorum. Dünyadaki tüm çocuklar kardeştir duygusu iletmek istiyorum onlara. Yetişkin olduklarında dünyanın bambaşka ucundaki bir kardeşini kollasın, onunla savaşmasın, dünya vatandaşı olsunlar istiyorum.
Romanı okurken aklıma çok küçükken mektuplaştığım “mektup” arkadaşım geldi. Dünyanın bir ucunda, fiziksel olarak bir araya gelemediğim mektup arkadaşım… Ancak fiziksel olarak bir araya gelmememiz, zihinsel olarak da gelemeyeceğimiz anlamına gelmiyor, tıpkı Osman ve Rita gibi. Dünyanın farklı yerlerinde de olsa “çocuk” her yerde çocuktur. Edebiyatın kurduğu bu “empati” köprüsü hakkında neler söylemek istersiniz?
Yolculuklarımda çocukları gözetlerim. Falanca müzeyi görmek yerine sokak aralarında oynayan çocukların peşine takılırım. Evet, çocuk her yerde çocuk. Aynı dilde gülümsüyorlar, aynı biçimde kavga ediyorlar, aynı oyunları oynuyorlar. Mesela Bosna’da çocuklar istop oynuyorlardı, kelimeleri farklıydı elbet. Biz yetişkinler onların hayatını bozmazsak eğer, çocukluklarını unutmazlarsa, o masumiyeti, o hayata bakışlarındaki sadeliği, duruluğu, içtenliği kaybetmezlerse ne mutlu bize. Osman, Rita, Sarika, Ayda… Dünyanın iki ucundaki farklı ülkelerin çocukları ama sonuçta çocuklar.

Roman boyunca hem İzmir’in sıcaklığını hem de Hindistan’ın renkli dokusunu hissediyoruz. İzmir, diğer romanlarınızda da aşina olduğumu bir şehir ancak Hindistan, kitaplara konu olmuş nadir ülkelerden sanırım… Neden özellikle Hindistan?
Hindistan’dan döndüğümde farklı biriydim sahiden. Hayatta bazı günler bize armağandır. Hindistan yolculuğum da benim için öyleydi. Ülkede geçirdiğim günler içimden ışık gibi geçti sanki. Çocuk okurumu da bu ülkeyle ve çocuklarıyla tanıştırmak istedim. Dünyada böyle bir yer var, dünya sadece Avrupa’da ya da Amerika’da bir ülkeden ibaret değil, demek istedim. Teknik bir yanı da var. Osman’ın anne babası orada mahsur kalmıştı, e neden Rita ve Sarika olmasın bu kitapta deyip işe koyuldum.
Romanda müzik “birleştirici” olarak yer alan bir eşik. Osman da Rita da diğer karakterler de müzikle güç buluyor adeta. Müziğin evrensel bir dil olarak yer almasını romana dahil etme fikri nasıl gelişti?
Dünyanın İki Ucu kitabıma önce müzik temasıyla başladım. Ergenliğe, o çakıllı yola adım atmak üzere olan kitap kahramanlarımın sık sık bozulan duyguları nedeniyle karışan içdünya dengelerini barıştıran bir tutku verilmeli düşüncesinden yola çıkarak İzmir’de bandocu çocukları yazacaktım. Ama müziğin ve müzisyenlerin tüm dünyaya ait olduklarını düşününce Hindistan müziğini de işin içine kattım. Üstelik Hindistan çok melodili bir ülke.
Osman’ın özgüvenle Rita’nınsa eleştirel bir anne figürüyle kurduğu ilişki iki farklı çocukluk deneyimini sunuyor bizlere. Aile içi iletişimin çocukların “benlik” algısına olan etkisi üzerine hem bir eğitimci hem de bir yazar olarak neler söylemek istersiniz?
Çocuklar hayatın çiçekleri… Solmasınlar isteriz. Ebeveynler olarak görevlerimiz var. Çocuğun, ailede olmak istediği kişi olmasına izin vermeliyiz. Çocuğumuzu büyütürken kendimiz üzerinde çalışmalıyız. Esnemezsek kırılırız. Çocuğa giden yolu bulmalı, oradan yürümeliyiz. Çocukla ben savaşına girmeden, hayatın dengelerini de gözeterek ailede huzur sağlayarak, çocuğun çocukluğunu koruyarak yaşamalıyız. Teşekkürler.

















