Masthead header

Güllerin gülü: W. B. Bayrıl şiiri üzerine bir değerlendirme | Şerif Fatih

W. B. Bayrıl’ınRosa das Rosas” isimli yeni şiir kitabı Mühür Kitaplığı’ndan Ocak 2021’de yayımlandı. Kitap Orhan Veli’nin çevirdiği Baudelaire şiiriyle başlıyor. Baudelaire’in şiirinde deniz ve insan, hırslarına gem vurulamayan iki kardeştir. İkisi de kendi içlerinde derin uçurumlarıyla bilinmez birer hazinedir. Denizin derinliği, görünmeyen vahşiliği ve hoyratlığı insana kendi ruhunu anımsatır.

Rosa das Rosas’ın bütün şiirlerine Latince deyimlerden isimler verilmiş. Kitaba ismini veren Rosa das Rosas yani Güllerin Gülü şiirinin her bölümü “Efendimiz bize günlük ekmeğimizi ver” yakarışıyla başlıyor. Güllerin Gülü çok anlamlı bir gönderme. Hem İslam peygamberi Hz. Muhammed’e bir gönderme yapar hem de Ortaçağ Hristiyanlarının yaptığı bir duaya. İslam inancında Hz. Muhammed güllerin gülüdür. Ortaçağ Hristiyanlarının duası ise şöyledir:

Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver

            Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi

Sende bizim suçlarımızı bağışla.

W. B. Bayrıl’ın Rosa das Rosas şiirinde dikkati çeken nokta; şiirin her bölümünde dua eden insanların ve bu insanların istedikleri şeylerin birbirlerinden farklı olmasıdır. Rosa das Rosas aynı zamanda 11.yüzyılda Portekiz kralı I. Alfonso’dan beri Ortaçağda şiirlerin toplandığı bir güldestedir. Bayrıl’ın hem şiire hem de kitabına verdiği isim bu bağlamlarda değerlendirilmelidir.

W. B. Bayrıl’ın diğer bütün şiir kitaplarında olduğu gibi var olmanın dayanılmazlığı, insanı düşürdüğü melankoli ve varoluşun kapanmaz yarası Rosa das Rosas’a da hâkim. Bu nedenledir ki şair; Rosa das Rosas kitabında, daha önce yayımladığı Melek Geçti, Şer Cisimler, Arzuda Tenha ve Elmas Sıkıntı kitaplarının isimlerini doğrudan zikrediyor. Biz şairin şiirlerinin varoluşu anlamlandırmak isteyenlerin yarasına merhem olacağı görüşündeyiz. İnsan istemese de bir yanı hep uçurumdur. İnsanın dünyadaki ömrü ve kaderi; denizin anda yitip giden köpüğü kadardır.  Şaire göre insan bu anda takılı kalıp oyalanmamalıdır:

Senin kaderin bir köpük

kadar kısa. Denizi seven çocuk. Su

ki ruha şifâ. Sür tekneni açığa. Oyalan

ma bu tekinsiz mal de melancholia

kıyılarında. (Sub Alio Caeli, s. 11.)

Bayrıl kitabında denizi seven çocuk’a sık sık seslenir. Bu Varlık’ın ve denizi seven çocuk’un hatıralarını onaran bir sesleniştir. Carpe Noctem (Geceyi Yaşa) şiirinde denizi seven çocuk, kendini hazırlamalıdır. Fakat neye? Denizi seven çocuk kendini ayın yarılmasına hazırlamalıdır. Hem Hz. Muhammed’in ayı ikiye yaran mucizesine hem de daha sonraki mucizelere, alametlere ve işaretlere.

Kitap boyunca insan ve denizin kardeşliği hiç bozulmuyor. Ancak insanın kısacık bir hayret ve köksüz çiçekler gibi yörüngesiz olmaması salık veriliyor. Bu durum onu teselli etmez:

Suda yüzen çiçekler. Köksüz.

Yörüngesiz. Kimi teselli edebilmiş

yolu yitirmenin hafifliği? (Adsum, s.20.)

Nomen Est Omen (Ad İşarettir) şiiriyle birlikte denizi seven çocuk’un yanında kadın imgesi ve arzular girmiştir şiirine. Ama yine işaretlerin, alametlerin ve mucizelerin peşindedir insan. Yeni mucizeleri, yeni alametleri izlemeli ve o işaretleri kaderine eklemelidir. Nomen Est Omen şiirinden itibaren denizi seven çocuk’a bir sitem başlar. Çünkü ruhu uçurumları yurt edinmiştir, çarmıha müpteladır. O, arzuyu yenmeli ve kalbiyle yürümelidir. Kıyamet gününde ancak o zaman hafif ve kurtuluşa erecek bir yürüyüş mümkündür.

Denizi seven çocuk Inter Sacrum Et Saxum (Bıçakla Sunak Arasında) şiirinde bu kez sırtında görünmez bir çarmıhla çıkar karşımıza. Bu görünmez çarmıhla, ruhu bıçak ile sunak arasına sıkışmıştır. Ama denizi seven çocuk, eskimeyen bir şarkı gibi denize bakmaya mahkumdur. Onun kaderi de hüznü de bundandır.

Şair, Ora Et Labora (Dua Et ve Çalış) şiirinde İslam inancındaki tevekküle gönderme yaparken; Nihil Est (Hiçbir Şey) şiirinde yoktaki varı, yoktaki saflığı imgeler.  Unicorn (Tek Boynuzlu At) şiirinde  ise dilsiz bir iklimde; işaretsiz, peygambersiz, mucizesiz ve alametsiz bir coğrafya da son bulut beklenmektedir. Herkes ölmüştür ve her şey tarih olmuştur. Tek boynuzlu atın yeleleri altında kimsenin duymadığı son şiirdir bu:

Yelelerin

çıkardığı kavisli sesleri

duyacak kimse

olmadıktan sonra

neye yarayacak ki

hem o sözler

son bulutun altında? (Unicorn, s. 57.)

W. B. Bayrıl’ın ilk şiirlerinden bugüne gelene değin hem Türk şiirinin hem de dünya şiirinin geleneğini beraber omuzladığı bizce açıktır. Onun şiiri geleneğin değişimini değil dönüşümünü temsil eder. Geleneği bilen onu dönüştürerek kendi şiirini modern şiire taşıyan bir bilinç. Bilincin kesin hakimiyetiyle kurulan bir imgelem. Onun şiirinde tesadüfe yer yoktur. Bayrıl’ın şiirindeki imgelem diğer şairler için bir imkandır. O diğer şairlere omuzlamaları gereken bir şiir geleneği ve şiir bilinci sunuyor.        

Şerif Fatih – edebiyathaber.net (25 Mart 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r