Masthead header

Fanzin: Kaan üzerine | Nimet Kılıç

2012-iphone4s-gallery3-zoomMutfakta kahvaltıyı hazırlayan karısı, babalarına çok düşkün olan iki kızını, “Babanız haftada bir sabah uyuyabiliyor, yavaş olun, ses çıkarmayın” diye uyarsa da bir an önce babalarının kucağına atlamak isteyen kızlar, annelerinin uzakta olmasını fırsat bilerek yatak odasının önünde oyun kurmuşlardı.

Günlerdir çalıştığı proje yüzünden uykusuz kalan Kaan,  bu gece deliksiz bir uyku çekerek  pazar sabahına  kendiliğinden uyanmanın keyfini yaşamak istemişti. Bu amaçla pencereden sızacak ışığı dahi hesaplamış, camları bordo renkli kalın perdelerle sıkı sıkıya kapatmıştı. Çok az uyuyan bu adamın uzun uzun uyumasına alışık olmayan ev halkı ise o uyurken odaya girmiş, bir an önce kalksın, uzun süren puslu, sisli kışın ardından bahara uyanan tabiatın neşesine ortak olsun, ormandaki ağaçların üzerine vurarak yeşilin tonlarını kışkırtan güneşin, göl üzerinde yaptığı ışıltılı dansı kaçırmasın istemişti.

Kaan, kapının ardından gelen çocuk kahkalarıyla gözünü açtığında yüzünde güzel bir rüyadan arta kalmış gülümseme vardı. Heyecanla sağ yanına baktı, boştu. “Aklımda” dedi, tekrar gülümsedi. İnsan böyle uyanır mı diye iç geçirdi. Sanki ladese tutuşmuşlardı. Uyurken aklımda, uyanınca aklımda, rüyamda karşımda. Ladesim lades olsun mu? Olsun… Ladesim lades olsun mu? Olsun… Aklımda… Her an, her yerde … Aklımda …

Ses ve ışığın kolkola girip uykusundan ettiği bu tatil sabahına, içinde dalga dalga yükselen bir med cezirin heyecanını saymazsa, sıradan koşuşturmaların, rutin konuşmaların, kısır çekişmelerin olacağı bir Pazar gününe daha uyandığını düşünecekti. Kahvaltı edilecek, çocuklar giyindirilecek, büyük kız tenis kursuna, küçük kız bale dersine bırakılacak, en yakın alışveriş merkezine gidilip trendler takip edilecek, mutlaka aynı yerde kahve içilecek, yer bildirimi yapılacak, mutlu aile pozu verilerek sosyal medyadan mesaj gönderilecekti.

Uzun süredir, her ortamda insanların teknoloji ile kurdukları bağımlı ilişkinin ontolojik boyutlarına dair kafa yoran ve bu yönde paylaşımlar yapan Kaan, kendi kabullenemese de, aynı esaretin bir parçası olduğunu, kahvaltı sofrasında yaptığı paylaşımlardan sıkılan karısının, kulağında takılı kulakları aşabilmek için yüksek sesle “Hadi geç kalacağız, hala devam edecek misin, burada mısın, hu hu!” demesiyle fark ettiğinde, Facebook’ta “ Sevdiklerimizin gözünün içine bakarak iletişim kurmanın güzelliğini hatırlamalı ve hayatımıza teknolojinin esiri değil, efendisi olarak devam etmeliyiz” şeklinde bir durum güncellemesi paylaşmıştı. Kulaklıklardan birini çıkarıp, “Bugün çok yorgunum, evden çıkmak istemiyorum, sen halledersin çocukların kurslarını” diyerek tekrar elindeki telefona dönünce, bir yandan masayı toplamaya çalışan karısı, “Ne zaman yaşama karıştın ki, hep göm kafanı o telefona!”  diye söylendi.  Kaan kulaklığın sesini kısarak duyduğu sözlere ”Bilip bilmeden karışma, bu benim işim, gelişmeleri sürekli takip etmek zorundayım, boş boş konuşup canımı sıkma!” diye cevap verdi. Karısı, “Seninle aynı sonuçsuz tartışmalara girip enerjimi boşa harcamayacağım, ne halin varsa gör!”diyerek  kızlara “Hadi çabuk olun, Selin sen kırmızı eşorfmanı giy, Pelin sen de beyaz kilotlu çorabını unutma diyerek seslendi.

Kaan, durum güncellemesine gelen yorumlara cevap yazmaya çalışırken kucağına atlayan Pelin,” Ama baba , ben senin de gelmeni istiyorum, seni çok özlüyorum” deyince, kızına sıkıca sarıldı, kıvırcık saçlarını okşadı, ”Söz veriyorum haftaya da ben götüreceğim sizi, bugün biraz dinleneyim olur mu meleğim“ diyerek yanağından öptü. Sıcacık sarıldığı babasından sözü koparmanın mutluluğu ile kucağından inen Pelin, ablasının yanına koştu.

O esnada telefona gelen bir mesajla Kaan’ın kalbi yerinden çıkacak gibi oldu:  “Özledim”

Nimet Kılıç – edebiyathaber.net (22 Nisan 2014)  

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r