“El Kızı” nasıl kült roman oldu? Neden bu kadar çok okunuyor?  | Metin Celâl

Ocak 21, 2026

“El Kızı” nasıl kült roman oldu? Neden bu kadar çok okunuyor?  | Metin Celâl

Orhan Kemal’in 1960 yılında yayımlanan “El Kızı”, 2024’ten itibaren büyük bir popülerlik kazandı ve çok satanlar listelerinde yer aldı. Kitap 2024 sonunda 33 baskıdayken 2025’te hızla 70 baskıya ulaşmasıyla dikkati çekti. 2025’in çok satan 10 kitabı arasında da “El Kızı”nı gördük. 2026 Ocak ayında 85. baskıya ulaşmış durumda. Okur sayısı bir çığ gibi artıyor. 

Bu yeniden canlanmanın nedenleri ne olabilir diye araştırdım. Orhan Kemal’in oğlu Işık Öğütçü “okurun kitabı birbirine tavsiyesi ile kitap en çok okunanlar listesine girdi. Bir okurun yorumu şöyleydi: ‘Orhan Kemal beni nerden tanıyor’” diye cevap verdi.

Gerçekten de kitabın bir uyarlaması (dizi/film) veya kitapla ilgili bir olay okur ilgisini tetiklememiş. Biraz araştırınca Işık Öğütçü’nün dediği gibi okurun ilgisi ve arkadaşlarına tavsiye etmesi ile bu değerli eserin onlarca yıl sonra yeniden çok okunan bir kitap haline geldiğini anlıyoruz. Sosyal medya platformlarında (Instagram, TikTok, YouTube) paylaşılan yorumlar, incelemeler ve alıntılar, kitabın viral olmasını sağlamış. Geçtiğimiz yılda yaygınlaşan okuma gruplarının kitaba ilgisi de satışları artırmış.

Orhan Kemal’in yazar olarak gücü, eserlerinin her zaman okurdan ilgi gördüğü bir gerçek. Yine de okurun 65 yıl önce, 1960’da yayınlanmış bir romana bu kadar ilgi duymasının altında yatan neden ne olabilir diye merak ediyorsunuz. Ben de “El Kızı”nı yeniden okudum.

Orhan Kemal’in eserleri benim okurluk gelişimimde önemli bir evredir. Onun eserlerini biraz erken okuduğumu söyleyebilirim. Çocukluğumun geçtiği 60’lı – 70’li yıllarda pek çocuk kitabı yoktu. Bazı batı klasiklerinin kısaltılmış versiyonları ve Kemalettin Tuğcu’nun eserleri yaygın olarak okunuyordu. Kemalettin Tuğcu’dan sonra Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’a, onlardan sonra da Orhan Kemal’in eserlerine dadanmıştım. “Dadanmıştım” diyorum, çünkü benim ilk gençlik çağlarında okuma biçimim, eğer bir yazarın okuduğum ilk kitabını sevdiysem bütün kitaplarını bulup okumak şeklindeydi. Orhan Kemal’le de öyle oldu.

Dayımın kitaplığında bulduğum ve benim o yaşlarımdaki duygularıma oldukça uygun eserler olan Arkadaş Islıkları, Baba Evi ve Avare Yıllar gibi romanlarıyla başlayıp bulabildiğim tüm roman ve öykü kitaplarını okumuştum. “El Kızı”da bunların arasındaydı. Akıcı anlatımıyla, ustalıkla kurduğu dramatik yapıyla okuru hemen içine çektiği için Orhan Kemal’in tüm eserleri merakla okunur ama doğrusu konusu nedeniyle “El Kızı” bana pek hitap etmemişti. Çünkü gelin kaynana çatışmasından yola çıkarak aile içi çatışmaları ele alıyor ve kadınların toplumsal konumunu tartışmaya açıyordu, ben de henüz ilk aşkını bile yaşamamış bir ergendim.

Bir rivayete göre Orhan Kemal bu romanı ağlayarak yazmış. Orhan Kemal’in “El Kızı”nı 1958 yılında Seçilmiş Hikayeler dergisinde yayınlanan “Gavurun Kızı” öyküsünden yola çıkarak kaleme aldığı biliniyor. Kitabın ilk baskısı 1960’da Ak Kitabevi’nden çıkmış. 1966’da Nejat Saydam tarafından sinemaya uyarlanmış. Türkan Şoray, Ekrem Bora ve Tunç Oral başrollerde oynamış.  1989’da 6 bölümlük dizi olarak TRT için çekilmiş. Yönetmen Ünal Küpeli, oyuncular Perihan Savaş, Engin Çağlar ve Saime Bekbay…

“El Kızı”’nı Orhan Kemal bir Yeşilçam filmi gibi kurar. Anlatılan ilk bakışta bir ailenin dramatik öyküsüdür. Aile arasında sıkça rastlanan bir çatışmayı, gelin ile kaynana çatışmasını ele alarak anlatmaya başlar Orhan Kemal. Kötü kaynana, saf ve boyun eğmiş gelin ve onların arasında kararsız kalmış, etkiye açık bir kişi olarak damat… Zalim kaynana Hacer oğlunu kimselere, özellikle silik, ezik gelinine yakıştırmamaktadır. Aslında niyeti yoksulluk ve sıkıntı içinde büyüttüğü oğlunu kendine saklamaktır ama bu evliliğe engel olamamıştır. Oğlu istemediği kızla evlendikten sonra aynı evde yaşamak zorunda kaldıkları gelini Nazan’ın hayatını cehenneme çevirir. Nazan sürekli olarak maddi ve manevi şiddete maruz kalır.

İstanbul’da bir kenar mahallede büyüyen Nazan, kadının itaatkâr olması, aşırı neşe ve coşku göstermemesi ve ağırbaşlı olması gibi dayatmalarla büyümüştür. Kaynanası ya da kocası ne yapsa sesini çıkarmayacak, boyun eğecektir. Boyun eğmesinin sonucunda da iyice ezilecek ve trajik sonunu hazırlayacaktır.

Başlangıçta karısını seven, onu kaynanasına karşı koruyup kollan biri gibi görünse de zamanla annesinin sürekli evdeki gerilimi artırması ve sinsice kurduğu tuzaklar ve oyunlarla bu gerilimin nedeni olarak her şeye boyun eğen Nazan’ı gösterip oğlunu buna ikna etmeyi başarması ile Mazhar da tavır değiştirir. Karısına kötü davranmaya hatta dövmeye başlar. Ve mutluluğu dışarıda, barlarda, pavyonlarda tanıştığı kadınlarda arar. Kendini “Jale” diye tanıtan Neriman ile tanışır. Neriman Nazan’ın tamamen tersi bir karakterdedir. Kolayca baş eğmeyen, ne yaptığını bilen, özgürlüğünü önemseyen güçlü bir kadındır.

Yeşilçam filmlerinin yapısına göre Neriman “kötü kadın” olarak romana girecektir ama Orhan Kemal bu kuralı tersine çevirir. Neriman toplumun kendisine dayattığı rolleri kabul etmez, mücadele eder. Kendisine göre doğru olanı yapar.

Hacer Hanım’ın gelinini büyü yapıyor diye suçlaması ve oğlu Mazhar’ın bunun bir oyun olduğunu bilmesine rağmen büyüyü boşanma bahanesi olarak görüp Nazan’ı boşayıp İstanbul’a ailesini yanına yollaması ile birlikte evdeki değişim de başlar.

Nazan her şeyini kaybetmiş bir halde kötü kaderine doğru İstanbul’a yol alır ve roman farklı bir boyut kazanır. Nazan’ın İstanbul’da uğradığı mahalle baskısı onu çaresiz bir şekilde önce “kötü yola”, ardından suça ve nihayet hapishaneye kadar götürecektir. 

Diğer yanda Neriman ailenin yönetimini ele almaya başlar. Evdeki dengeler değişir ve zamanla kaynana adeta mağdur hale gelir. Hacer hile ve entrika gibi araçları kullanarak evdeki iktidarını koruma mücadelesi verir. Ama Neriman Nazan gibi kolay lokma değildir. Zeki bir kadın olarak kaynanası Hacer’in tüm oyunlarını önceden anlar. Yine de iyilikle yaklaşır kaynanasına ama aynı şekilde karşılık görmeyince Hacer’in evden uzaklaştırılmasını sağlar.

Orhan Kemal bu aile trajedisini cumhuriyetin ilk yıllarında, küçük bir Anadolu kasabasında anlatmış. Genç, başarılı avukat Mazhar devrime inanmış biri olarak kasabada önemli bir figürdür. Aldığı davalarda da iyiden, doğrudan yanadır. Bu tavrı ile kasabada önemli bir kişi haline gelmekle kalmamış zenginleşmiştir. Yani cumhuriyetin çocuğu olarak cumhuriyetin nimetlerinden faydalanmaktadır. Tabii bu doğrucu tavrı bazılarının karanlık işlerine çomak sokmaktadır. Bu nedenle ölüm tehditleri alır ama dorudan, adaletten yana tavrını terk etmez. Avukat Mazhar’ın ilşikilerinde genç cumhuriyette yaşanan değişimin sancılarını, güç odaklarının değişime direnişini ve yaşanan çatışmaları görürüz.             

Orhan Kemal’in dili yalındır. Anlatılarını akıcı diyaloglarla geliştirir. Okuru hızla romanın içine çekerken karakterlerin içsel gerilimlerini ve toplumsal konumlarını bu diyaloglarla ve onları destekleyen kısa betimlemelerle inşa eder. Okurun romana bağlanmasını kolaylaştırır.

“El kızı” Nazan dışlanan ama merkezde olan bir karakter. Toplumun kenarında görüneni merkeze almak Orhan Kemal’in eserlerinde sıkça yaptığı bir şey. Anlatıları dramatik gücünü buradan alıyor. Orhan Kemal bu eserinde de gördüğümüz gibi melodram ile gerçekçilik arasındaki çizgiyi daima dengede tutuyor. “El Kızı” da sık sık melodrama yaklaşıyor ama Orhan Kemal bu duygusallığı hiçbir zaman abartmıyor ve yapay bir noktaya taşımıyor. “El Kızı”, toplumcu bakışla yazılmış bir roman olarak bu iki uç arasında duygusal ama inandırıcı bir yerde duruyor.

“El Kızı” 1960’da yayınlanmış bir roman olmasına rağmen ele aldığı konular, sorunlar bugün hâlâ geçerli. Kadının aile içindeki görünmez emeği, erkek egemen hiyerarşinin “doğal” sayılması, yoksulluk ve sınıf atlama hayalleri ile yapılan yanlış tercihler bugün de geçerli. 1960’ta yayınlanmış olduğu bilgisi metni eskiltmek yerine, “hiçbir şey değişmedi” duygusunu güçlendiriyor.

Tabii son yıllarda okurun klasiklere dönüş eğilimi de önemli etken. Hızlı tüketilen romanların yarattığı doyumsuzluğun okuru “kanıtlanmış metinlere” yöneltitiğini biliyoruz. Bu açıdan da Orhan Kemal, güvenilir, toplumsal vicdanı temsil eden, “okuru kandırmayan” bir yazar olarak okurun ilgi alanında. Bu güven duygusu da “El Kızı”nı çok okunanlar arasına taşıyan önemli bir faktör. Orhan Kemal’in politik ve ahlaki duruşu, bugün yeniden değer kazanıyor. “El Kızı”’nda da gördüğümüz gibi  Orhan Kemal’in eserlerinde mazlum yüceltilmez ama anlaşılır, kötü karakterler şeytanlaştırılmaz ve en önemlisi insanlar toplumsal koşullar içinde değerlendirilir.

Sonuç olarak, “El Kızı”’nın iki yıldır çok okunması ve giderek daha çok okunacak olması bir tesadüf değil. Roman, edebî açıdan yalın ama derin, sosyolojik açıdan güncelliğini koruyan, okura hem hikâye hem özlenen değerler sunan bir metin.

Bugünün okuru, “El Kızı”nda sadece geçmişi değil, kendi hayatındaki kırılmaları, adaletsizlikleri ve sessiz direnişleri görüyor. Bu nedenle “El Kızı”, nostaljik bir “klasik” olarak değil, yaşayan bir roman olarak okunuyor.

Yorum yapın