Masthead header

Edebiyat ve efsane üreten Kaz Dağları | İhsan Kurt

Benim de çok sevdiğim, sözleri Behçet Kemal Çağlar’a, bestesi Münir Nurettin’e ait olan ve

Yok başka yerin lütfu ne yazdan ne de kıştan
Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış’tan

diye başlayan şarkı Kaz Dağlarına geldikten sonra duygularımda, düşüncelerimde daha zengin bir anlam kazandı… Başka gezenlerin, gören gözlerin neler hissettiklerini bilemem ama ister Kaz Dağı isterse mitolojideki adıyla İda Dağı deyiniz bana buraların canlı bir huzur verdiğini söyleyebilirim. Üç günlük de olsa huzur adına ve anlamına yakışır yeni baştan bir yenilenme.

Mustafa Seyit Sutüven (solda) ve Sabahattin Ali 1940’ların başında Akçay’da. Fotoğraf: Ruhi Naci Sağdıç

“Gönlüm darlandı da çıktım dağlara/ Gönlüm eğlencesi dağlar merhaba” diyen Ruhsati olup dağlara çıkmak gerçekten “darlanan”, moda tabiri ile strese giren, bunalan insanın ruhuna bir serinlik, bir huzur getiriyor. Sizleri bilmem ama ben böyle hissediyorum.

Kara dağlar, dumanlı dağlar, yüce dağlar, bulutlu dağlar… Oldum olası “tatil” deyince aklıma, hayalime üzeri yemyeşil bitki örtüsüyle, çeşitli türden ağaçlarla kaplı yüce dağlar beni hep huzura çağırmıştır. Hislerim peşinen benzer zengin duygularla doludur.

Dağları oldum olası severim. Edebiyatımızda yürekli, yürekleri yüce ozanlar dağlara seslenir, hatta dağlarla oturup konuşur. Dağlar gerek efsanelerde gerekse mitolojilerde, destanlarda önemli yer tutar. Türk tarihinde olduğu kadar diğer milletlerin kültüründe de dağlar özel ve özgün yer alır. 

Daha önce Kaz Dağlarının adını bol oksijeni ile meşhur olduğunu duymuştum. Öncelikli olarak dağlara sırtını dayamış tatil evlerinden bir yer tuttuk. Bunun için Edremit, Akçay gibi tatil yerlerinin sahillerinde sabırsızca biraz dolaştıktan sonra gönlümü de yönümü de dağlara çevirdim.

Hakkında mitolojiler, efsaneler anlatılan, üretilen Kaz Dağları üzerinde sadece zengin bitki örtüsünü değil aynı zamanda zengin bir insanlık kültürünü de zirvelerinde yaşatıyordu. Bu dağlara önceden sahip olan, bu dağların etrafında yaşayan milletler kendi mitolojilerini üretmişler, unutulmazlık, kutsallık ve yücelik atfetmişlerdir. Bu dağlarla ilgili o kadar çok mitolojik öyküler vardır ki her biri de dağlara kutsal, yüce kimlikler giydirmişlerdir. Mesela bunlardan birinde mitolojiye göre Zeus, Olymposlu tanrıçaların en güçlüsü olduğu söylenen Hera ile bu dağların zirvesinde yapılan bir tören ile evlenmişlerdir. Yine ilk güzellik yarışması da burada gerçekleştiği, Yunan mitolojisinin önemli karakterlerinden biri olan Paris’in İda Dağı’nda büyüdüğü de kabul edilmektedir.

Aynı zamanda aşkın, sevdanın, güzelliğin bir sembolü haline gelen Kaz Dağları Türk toprakları olduğunda da efsaneler üretmeye devam etmiştir. Sarıkız ve Hasanboğuldu efsaneleri şimdilerde yörede yaşamaktadır. Dağlar sadece yücelikleri ile değil efsaneleri ile de yazarlara, şairlere, sanatçılara da ilham vermiştir. Mesela “Hasanboğuldu” hüzünlü bir aşk hikayesidir. Yazar Sabahattin Ali bu efsaneyi öyküleştirmiş, adına bir şiir yazmış ve galiba daha sonra da Orhan Aksoy tarafından 1990 yılında sinema filmi çekilmiştir. Ayrıca Sarıkız efsanesi de filme çekilmiş.

Sutüven, şairin zengin efsanelere vurgu yapan şiirini hatırlamadan geçmek mümkün değil. Soyadını da buradan alan Şair Mustafa Seyit Sutüven’in uzun şiirinden bazı bölümleri okuduğumuzda Sutüven Şelalesinin hangi efsanelere şahit edildiği, tarihi geçmişi de anlaşılıyor:

Akhalılar da bir zaman

Şair, ilâhe, kahraman,

Şi’rini burda içtiler.

..

Öyle füsunludur bu yer

Şi’rine borçludur Homer

Çünkü senindir İlyada.

Afrodit olmadan ilâh

Dağdan inerdi hersabah

Elde gümüş hamam tası.

Burda Moğol, Yunan, Mısır,

Med, Roma, Türk, asır asır

Taptı döküldüğün yere.

Söylediğim masal değil;

Atları, kahraman Aşil

Burda sulardı bir zaman.

Burda gezerdi Keykubat,

Burda keserdi Mihridat,

Burda içerdi Antuvan!

Gezilerimde ben kitaptan, edebiyattan uzaklaşmış olsam da bunlar benden uzaklaşmıyor. Gezdiğim Sutüven Şelalesi ve Hasanboğuldu Göleti iki şair ve yazarı hatırlamama sebep oldu. İlki belki ilk gençlik yıllarımda şiirlerini okuduğum Mustafa Seyit Sutüven idi. İkincisi de Hasanboğuldu efsanesini ve aynı zamanda ağıdını yazan Sabahattin Ali… Gezdiğim yerlerde, doğanın güzelliklerine edebiyatın, şiirin eşlik etmesi bende zengin duygular çağrıştırdı. Bu duygularla mutlu oldum, yaşamanın aynı zamanda böyle bir şey olduğunu anladım. Belki de bu duruma Kaz dağlarının bedenimi ve zihnimi dinlendiren bol oksijeni sebep oldu. Her ne olursa olsun edebiyat da doğa da huzuru çağrıştırıyor… Doğasız edebiyat edebiyatsız doğa insana yavan gelir diye düşünüyorum.

Bu gezi sırasında belki bazı insanlar için son huzur yeri olacak olan garip bir mezarı ziyaret etmem de benim için düşünce ve duygu zenginliği oldu.  Çünkü Kaz Dağlarını dolaşırken beni düşünceye salan ve etkileyen bir şey var ki anlatmadan geçemeyeceğim. Altınoluktan zirvelere doğru tırmanırken Tahtakuşlar köyüne uğradık. Yeni yapılmış bazı binaları saymazsanız, dar sokakları, bir katlı şirin evleriyle çok eski zamanlardan kalmış hissi uyandırıyor burası. Bu köyün içinden dolaşarak Çamlıbel köyüne geçtik. Amacımız burada filmlerdeki replikleri ve okuduğu şiirlerle akıllarda yer eden, ülkemizde çok iyi tanınan bir sinema sanatçısının mezarını ziyaret etmekti. Bize göre köyün çıkışında bir tepe üzerinde yer alan mezarlık içerisinde bu sanatçının mezarını aramaya başladık. Daha önce mezar taşının bile olmadığı, kendisinin bunu vasiyet etmiş olduğunu duymuş olmama rağmen mezar taşlarında isim aradım. Sonra mezarın kenarında bir şeyler satan yaşlı bir kadının tarifi ile sadece küçük taşlarla çevrilmiş olan mezarlığa ulaştım. Üzerinde ziyaret edenlerin bıraktıkları anlaşılan küçük taşlara yazılmış notlar, mesajlar olan bu garip mezarlık Tuncer Kurtiz’e aitti. Elbette bu tür mezarlar çok görmüştüm. Ancak bir dönem adından çok söz ettirmiş şöhretli birinin böyle bir mezarda yatmayı vasiyet etmiş olması da bana çok manidar geldi. Hüzün, huzur, düşünce, ölüm, hayat, hatıralar artarda sıralandı. Belki de cevabını hiçbir zaman bulamayacağım sorular içinde nasıl bir çıkmazda olduğumu anlayamadım. Bir süre bu garip mezar karşısında donup kaldım.

Sonra Kaz Dağlarının efsaneler doğuran bir yer olduğunu hatırladığımda ister istemez aklıma galiba bu mezarla birlikte de yeni bir efsane doğuyor diye düşündüm. Gerçekten de mezarlığın hemen dışında bir şeyler satan yaşlı kadının iki cümleyle “O, mezarının öyle olmasını istemiş. Onun için ne mezar taşı ne de adı sanı yok” demesi bir efsanenin başlangıcı gibi geldi bana. Şimdiden toprakla bir olup toprak olmuş olan bu mezar veya mezar yeri hakkında zamanla neler üretilecek, neler anlatılacak? Kim bilir? Burası Kaz Dağları, Homeros’un İlyada adındaki eserinde birçok mitostan bahsettiği yer. Zeus, Hera ile bu dağların zirvesinde evlenmiş. Altınok’un yamaçlarında Çamlıbel Köyünde yer alan bu garip mezar Kaz Dağlarının yeni efsanelerinden biri olacak gibi. Nedenini bilemiyorum ama mezarı ziyaret ettiğimde bende bu hisler uyandı. Sarı Kız efsanesi, Hasanboğuldu efsanesi ve bilemediğim başka efsanelerden sonra şimdi de “Garip bir mezar efsanesi” doğacak gibi. Aramızda bazı sözleri efsane olan sanatçının mezarı da efsanelere karışmış olarak görünüyor.

edebiyathaber.net (3 Haziran 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r