Masthead header

Douglas Adams: Pink Floyd’la gitar çalan çılgın mizah ustası

“İşte teknolojiye verdiğimiz tepkiler:

1.     Doğduğumuzda var olanlar sıradan ve normaldir, dünyamızın işleyişinin doğal parçasıdır.

2.     Biz on beş – otuz yaşları arasındayken icat olunanlar heyecan verici ve devrimci hamleler, mesleki fırsatlardır.

3.     Otuz beş yaşımızdan sonra icat edilenler ise dünyanın doğal düzenine aykırıdır…”

11 Mart 1952 günü, Londra’nın iki yüz kilometre kadar kuzeyindeki sessiz sakin üniversite kentinde yaşayan Adams ailesine bir bebek doğar. Adını Douglas koyarlar. Gelecekte mizah anlayışlarını külliyen değiştirecek bir faninin doğduğundan henüz kimsenin haberi yoktur.

O tarihlerde Cambridge’de yaşayan İngilizler sokakta yürürken şapkalarını çıkarıp selâm vermeye ya da beş çayı davetlerinde “bugün acaba neden yağmur yağmadı, azizim?” tarzında can alıcı sorularla birbirlerini şaşırtmaya devam etmektedir.

Bu heyecanlı yaşam temposuna ayak uyduramayan baba Adams bir başka kente taşınınca annesi de altı yaşındaki oğlu Douglas ve üç yaşındaki kızı Susan ile birlikte dedesinin yöneticisi olduğu hayvanları koruma barınağına taşınır. Yine bir küçük üniversite kasabası olan Essex’te hayatın anlamını keşfetmeye çalışan Douglas, önce okuma öğrenmeye karar verir. Daha lise yıllarında  boyu bir sekseni aşan bu sarsak gencin kimsenin aklına gelmeyen tuhaf şeyleri konu etmesi hocalarının da dikkatini çekmiştir. Umumi arzu üzerine üniversite eğitimine St. John’s College’da İngiliz Edebiyatı bölümünde devam eder.

Diplomasını aldıktan sonra 1974’de Londra’ya taşınan Douglas, çok geçmeden bir TV dizisinin senaristleri arasında kendine bir yer bulur. O yıllarda BBC’de yayınlanan ünlü komedi dizisi Monty Python ekibinin oyun yazarı, yetenekli aktör Graham Chapman ile tanışır ve kısa bir süre birlikte çalışma fırsatını bulur.

“Öğrenme deneyimi şöyle bir şeydir:  ‘Şu az önce yaptığın şey var ya? Bir daha yapma onu!’ “

İyi bir başlangıç yapsa da Douglas henüz pistten havalanamamıştır. Uçuş kontrol kulesinden bir türlü onay gelmeyince hastane kapıcılığı, marangozluk, temizlikçilik ve en nihayetinde Katarlı bir zenginin bodyguard’lığı türünden mesleki faaliyetlerine devam eder.

Birkaç denemeden daha başarısız çıkınca morali iyice bozulan Douglas, bir süre için annesinin yanına dönüp özeleştiri yaparak kendi kendiyle hesaplaşmaya çalışır. En sonunda, sürekli hava koşullarından şikayet eden mızmız bir çiftçi gibi davranmaktansa, işine konsantre olmaya karar verir.

O günlerde sırt çantasını alıp gittiği Avusturya’nın Innsbruck kentinde kafası bulutlanmış bir vaziyette çimenlerin üzerinde sırt üstü hayal kurarken, cebinde taşıdığı “Otostopçunun Avrupa Rehberi”nden esinlenip “Otostopçunun Galaksi Rehberi” üzerinde düşünmeye başlar. Beynindeki gri hücrelerin bu konuya yeterince yoğunlaştığını fark edince ülkesine geri dönüp yeniden kolları sıvar. 1978 yılında BBC radyo kanallarından birinde “Otostopçunun Galaksi Rehberi”nden ilk bölümleri yayınlanmaya başladığında artık uçak motorlarını çalıştırmış, piste çıkmıştır.

 “Başkalarını suçladığınızda, değişim gücünüzden vazgeçersiniz.”

Yalnızca İngiltere’de onbeş milyondan fazla satacak olan “Otostopçunun Galaksi Rehberi” dizisinin ilk kitabı yayınlandığında takvimler 1979 yılını göstermektedir.

Yetmişli yılların sonları, yani Türk vatandaşlarının yurt dışına turist olarak ancak iki yılda bir çıkabildiği, Amerikan Doları, Alman Markı türünden kâğıt parçalarını cepte taşımanın, yabancı içkileri evlerde bulundurmanın yasak olduğu, doğalgazın bilinmediği, benzin almak için sabaha karşı kuyruğa girdiğimiz, fuel oil olmadığı için odun sobalarının kurulduğu, sular kesildiği için tankerlerin yolunu beklediğimiz,  elektrikler sürekli kesildiği için mum satışlarının zirve yaptığı o günler…

“Teslim tarihlerine bayılırım. Yanımdan uçup giderken çıkardıkları vınn sesini severim.”

Douglas Adams yazamamaktan, verilen teslim tarihlerine bir türlü ayak uyduramamaktan şikâyetlense de ünlü dizinin ilk dört romanını, yani “Hitchhiker’s Guide to the Galaxy – Otostopçunun Galaksi Rehberi” (1979), “The Restaurant at the End of the Universe – Evrenin Sonundaki Restoran” (1980), “Life, The Universe and Everything – Hayat, Evren ve Herşey” (1982), “So Long and Thanks for all the Fish – Elveda ve Bütün Balıklar için Teşekkürler” (1984) adlı eserleri beş yıl gibi kısa bir sürede tamamlamıştır.

Artık yeni dönem bilim kurgu türünün tartışılmaz ustalarındandır. Mizahla bilim kurguyu, fantastik öykülerle hicvi bir arada götürmenin en güzel örneklerini üretmektedir.

Dizimizin kahramanı Arthur Dent bir gün eskiden yaşadığı sakin kasabaya geri döner. Faturalarını ödemediği için telefonları kesiktir. Sabah olduğunda bahçe içindeki tek katlı evinin önündeki azman yol makinelerinden yükselen gürültüyle uyanır. Dediklerine göre bir otoyol inşa edilmektedir ve evi yıkılacaktır. İtiraz etmek ister, ancak duyurunun o yakınlardaki bir devlet dairesinin ikinci katında sergilenen ilan panosuna çok önceden asıldığını öğrenir. Tam o sırada devasa uzay gemileri de aniden tepelerinde belirmiştir. Yıldızlar arası geçişleri hızlandırmak için tasarlanan yeni bir “hiper uzay yolu” nedeniyle Dünya adı verilen gezegeni birkaç dakika içinde un ufak edeceklerini anons etmektedirler. İçki arkadaşı Ford Prefect, Arthur Dent’e otuz bilmem kaç milyon ışık yılı ötedeki merkez üssünde bu duyurunun seneler öncesinden yapıldığını,  artık itiraz etme süresinin çoktan dolduğunu ve yapılacak bir şey kalmadığını açıklar. Zaten kendisi de aslen safkan bir dünyalı olmayıp, Betelgeuse yakınlarındaki küçük gezegenden gelmiş bir uzaylıdır.

Absürd olayları, ilginç karakterleri, kendine özgü uçuk espri anlayışı ve toplumsal hiciv boyutuyla her yaştan pek çok okuyucuyu derinden etkileyen serüven artık başlamıştır. Aradan dokuz yıl geçtikten sonra, bir çılgın sanat eseri olarak tüm dünyada nam salan bu hikâye “Mostly Harmless – Çoğunlukla Zararsız” (1992) ile kaldığı yerden yoluna devam eder.

Popüler müziğe, rock gruplarına büyük yakınlık duyan Douglas Adams pek çok romanında Beatles, Pink Floyd, Procol Harum gibi toplulukların eserlerinden esinlenmiş, bölüm başlıklarını, hatta bazı konularını o dönemin şarkı sözlerinden seçmiştir. Aynı zamanda iyi bir gitarist olan ve evinde 24 farklı gitar bulunduran Adams, bir keresinde Pink Floyd’un Londra’da verdiği bir konserde misafir sanatçı olarak sahneye çıkıp gitarıyla gruba eşlik etmiştir. Aynı şekilde Procol Harum grubunun lideri Gary Booker ile de yakın dostlukları vardır, hatta dönemin en ünlü şarkılarından “A Whiter Shade of Pale”in bir kez Douglas’ın evinde canlı olarak çalındığı iddia edilir.

“Katıksız aptalların bile sorunsuz kullanabileceği basitlikte ürünler tasarlamaya çalışan insanların en büyük hatası sıfır numara gerzeklerin yaratıcılığını hafife almalarıdır.”

Hiç durmadan üretmeye devam eden Douglas Adams ile kendi gibi bir mizah anlayışına sahip TV yapımcısı John Lloyd’un birlikte hazırladıkları, henüz adı konulmamış davranışların, tuhaf durumların, çılgın objelerin tanımlandığı The Meaning of Liff (1983) ve ardından The Deeper Meaning of Liff (1990) adlı sözlükler yayınlanır.

1987 yılında “Dirk Gently’s Holistic Detective Agency – Kutsal Detektiflik Bürosu” ve bir yıl sonra da serinin devamı olarak The Long Dark Tea-Time of the Soul  yine Douglas Adams Fantastik Kurgu Üretim Merkezi’nin alametifarikaları olarak raflarda yerini alır.

BBC kaynaklı en önemli yapıtlardan biri kabul edilen Doctor Who TV dizisi için de üç bölüm yazan kahramanımızın geride bıraktığı en anlamlı çalışma, yine BBC için 1989 yılında hazırladığı bir doğa dokümanteridir. Mark Carwardine ile birlikte Madagaskar, Endonezya, Yeni Zelanda, Zaire, Çin, Brezilya ve Şili’de nesli yok olma tehlikesi altındaki değişik hayvan türleri üzerinde yaptıkları araştırmalar bir yıl sonra Last Chance to See adıyla yayınlamıştır.

“Hiçbir şey ışıktan hızlı yayılmaz, kendi özel yasaları olan kötü haberler muhtemel bir istisnadır.”

Yeni bir “otostopçu” projesi üzerinde çalışırken ani bir kalp krizi geçirip, karısı ve kızıyla birlikte yaşadığı Santa Barbara, Kaliforniya’daki evinde son nefesini verir. Douglas Adams “ışıktan hızlı yayılan istisnaya” dair görüşünde haklı çıkmış, 11 Mayıs 2001 gününün “kötü haberi” daha güneş batmadan tüm dünyaya yayılmıştır.

Procol Harum’dan Gary Cooper onu müziğiyle uğurladı. Oxford Üniversitesi profesörlerinden Richard Dawkins ise cenaze töreninde ona şu sözlerle veda etti:“Bilim bir dostunu, edebiyat bir ışık kaynağını, dağ gorili ve siyah gergedan ise yürekli bir koruyucuyu kaybetti.”

Hasan Saraç

Ç o k   O k u n a n l a r