Dışarıda Kalmak:Ayla Kutlu’nun Çığlıksız Kadınları “Sen de Gitme Triyandafilis” Üzerine | Sermin Erkan

Mart 26, 2026

Dışarıda Kalmak:Ayla Kutlu’nun Çığlıksız Kadınları “Sen de Gitme Triyandafilis” Üzerine | Sermin Erkan

Ayla Kutlu’nun 1990 Sait Faik Hikâye Ödülü’nü alan Sen de Gitme Triyandafilis kitabını okurken insanı en çok şaşırtan şey, içindeki acının ne kadar sessiz taşındığıdır. Kitaptaki on öykü, Hatay’ın çok kültürlü ve tarihsel açıdan yüklü coğrafyasına tutunmuş, toplumun görünmez saydığı kadın figürleriyle kurulan bu kitap, Türk öykücülüğünde ender rastlanan bir duyarlılığın ürünüdür.

Ayla Kutlu’nun öykülerinde sevgi, yalnızlık ve kırılgan hayatlar iç içe geçer. Kutlu, kimi zaman korumak, kimi zaman sahip çıkmak diye başlayan duyguların nasıl bir baskıya dönüşebildiğini gösterir.

Kutlu’nun öykülerinde büyük olaylar yoktur. Gündelik hayatın küçük anları vardır. Bir bakış, yarım kalmış bir cümle, insanın içinde yer eden bir kırılganlık, kapının önünde bekleyen biri… Yazar çoğu zaman tam da bu anlarda durur. Çünkü insanın, en çok bu anlarda kendini ele verdiğini bilir.

Bu dünyada insanlar çoğu zaman görünmeden yaşarlar. Onların hayatı büyük anlatıların içinde yer almaz, ama gündelik hayatın küçük hareketlerinde, kırılgan ilişkilerinde ve saklı duygularında kendini gösterir. Kutlu’nun başarısı da tam burada ortaya çıkar: büyük dramlar yaratmadan, insanın içindeki küçük çatlakları görünür kılabilmek.

Aşk, Özlem ve Ayrılığın Sessiz Trajedisi:

Kitabın merkezinde yer alan Triyandafilis karakteri, bu kırılgan dünyanın en güçlü simgelerinden biridir. Triyandafilis yalnızca bir kişi değildir; aynı zamanda korunmak ile hapsedilmek arasındaki o ince çizginin de temsilidir. Ona gösterilen ilgi ve özen, ilk bakışta bir sevgi biçimi gibi görünür. Fakat öykü ilerledikçe bu ilginin içinde başka duyguların da dolaştığı hissedilir: korku, kontrol etme arzusu ve belki de toplumun “normal” saydığı düzeni koruma isteği.

Triyandafilis’in hikâyesinde sevgi her zaman huzur veren bir duygu değildir. Sevgi çoğu zaman kaybetme korkusuyla birlikte gelir. Bu nedenle öykünün en çarpıcı anlarından biri, Pierre ile yaşanan sahnedir.

Triyandafilis’in tekrar tekrar söylediği söz, aslında onun dünyasının sınırlarını da ortaya koyar:

Triyandafilis avazı çıktığı kadar bağırıyordu:
“Ne pars pas… Ne pars pas[1]…” (s.47)*

Burada dil bile bir tür yabancılaşma yaratır. Fransızca söylenen bu söz hem bir sevgi çağrısı hem de ulaşılamayan bir dünyanın işaretidir. Pierre gider ve Triyandafilis’in çağrısı karşılıksız kalır.

Kutlu’nun anlatısındaki trajedi de tam burada oluşur: karakterlerin duyguları çok güçlüdür, fakat dünyayı değiştirecek güce sahip değildir.

Ayla Kutlu, karakterlerini yargılamaz, açıklama yapmaz, sadece insanların birbirine nasıl davrandığını gösterir.

Bu yüzden Kutlu’nun öykülerini okurken asıl mesele olayların kendisi değil, olayların içindeki insan hâlidir. Bir susuş, bir kapının kapanışı… Bu küçük anlar, karakterlerin dünyasını açan gerçek anahtarlar olur.

Öyküler aynı zamanda belirli bir coğrafyanın ruhunu da taşır. Antakya ve İskenderun yalnızca birer mekân değildir, çok katmanlı bir tarih, farklı kültürlerin yan yana yaşadığı bir hafıza alanıdır. Bu şehirlerin sokaklarında Türkçe, Arapça, Rumca ve başka dillerin izleri dolaşır; farklı inançların ve yaşam biçimlerinin hatıraları birbirine karışır. Kutlu’nun öykülerindeki karakterler de bu çokkültürlü atmosferin içinde şekillenir.

Bu nedenle Sen de Gitme Triyandafilis yalnızca bireysel hikâyelerin anlatıldığı bir kitap değildir. Aynı zamanda bir şehir hafızasının, bir toplumsal geçmişin ve insan ilişkilerinin karmaşık doğasının da hikâyesidir. Kutlu, küçük insan hayatlarını anlatırken aslında daha geniş bir insanlık manzarası kurar.

Umudun İnce Dili

Ayla Kutlu’nun Altın öyküsünde geçen bir sahne, aslında kitabın birçok öyküsünde dolaşan duygunun özeti gibidir, konuşma sırasında Nine altından söz eder, kız lafa atılır:

“Nine, altın altın diyorsun, hiç bulamamışsın.”

“Bulamadım demiyorum, görmedim diyorum. Elime sürünüp geçenlerin farkına varsaydım, altına keserdim şimdi, bu saatte. Güneşin kızıdır o. Giderken, yanına katılır… ben de giderdim.” (s.102)*

Bu söz ilk bakışta basit bir savunma gibi duyulabilir. Oysa içinde derin bir insan hâli saklıdır. “Bulamadım” demek, kaybı kesin bir gerçek olarak kabul etmektir. “Görmedim” demek ise başka bir ihtimali açık bırakır. Çünkü görülmeyen şey, bir yerde hâlâ vardır.

Kutlu’nun öykülerindeki insanlar da çoğu zaman hayatın sert gerçekleriyle karşı karşıyadır. Yoksulluk, kayıp, korku ve yalnızlık onların gündelik hayatının bir parçasıdır. Ama buna rağmen karakterler dünyayı bütünüyle karanlık bir yer olarak görmez. Küçük bir ihtimali, ince bir umudu saklı tutmaya çalışırlar.

Bu nedenle “görmedim” sözü yalnızca bir inkâr değildir. Aynı zamanda insanın hayata tutunma biçimlerinden biridir. Bazen insan gerçeği değiştiremez; ama onu söyleme biçimini değiştirerek içinde küçük bir umut alanı açabilir.

Ayla Kutlu’nun öykülerindeki umut da tam olarak böyle bir umuttur. Gürültülü değildir, büyük sözler söylemez. Ama insanın içindeki o küçük direnç noktasını korur. Bu yüzden “bulamadım demiyorum, görmedim diyorum” cümlesi yalnızca bir karakterin sözü değil, aynı zamanda Kutlu’nun insanlara bakışının da bir işaretidir. Hayat ne kadar ağır olursa olsun, insanın içine küçük bir ışık payı bırakır.

Kadın Figürleri ve Kırılganlığın Gücü

Ayla Kutlu’nun öykülerinde kadın karakterler sessiz bir merkez oluşturur. Yüksek sesle konuşmaz, büyük sözler söylemez, ama öykülerin duygusal ağırlığını taşıyan asıl kişiler çoğu zaman onlardır. Karakterlerin iç dünyası uzun açıklamalarla değil, küçük ayrıntılarla ortaya çıkar: bir hareket, bir bakış, bir suskunluk. Kutlu okuru zorlamaz, onu yavaşça karakterlerin dünyasına yaklaştırır.

Bu kadınlar zor koşulların içinde yaşar, ama hayata tutunma biçimlerini de bulurlar. Bazen bir hatıraya, bazen bir umuda tutunarak. Bu kırılganlık zayıflık değildir, tersine içinde direnci barındıran bir güçtür. Boyun eğişlerin arasında direnen, kimi zaman yaratan, kimi zaman yok olan insanlardır bunlar.

Yalnızlık, koruma ihtiyacı, sevgi arayışı, özgürlük isteği… Bu duygular yalnızca öykü karakterlerine ait değildir, okurun kendi hayatına da dokunur. Kutlu, küçük insan hayatlarını anlatırken aslında daha geniş bir insanlık manzarası kurar. Sen de Gitme Triyandafilis bu yüzden yalnızca bir öykü kitabı değildir. İçinde, toplumun kadınlara yüklediği rollere, görünmez kılınan acılara ve buna rağmen süren hayatlara dair sakin ama güçlü bir soru yartar. Kutlu bu soruyu sormaz, göstermekle yetinir. Yanıtı okura bırakır.

*Sen de Gitme Triyandafilis, Ayla Kutlu, Everest Yayınları, Birinci Basım, Aralık 2025

**Ayla Kutlu Edebiyatı, 1. Kadın Yazarlar Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Bilgi Yayınları, Birinci Basım, Mayıs 2012


[1] Fransızca “Gitme”

Yorum yapın