Masthead header

Dergi çıkarmak, dergide yazmak… | Feridun Andaç

feridun andac 10.tif100. yazı olması nedeniyle

Dergi çıkarmak bende bir düş değil, her ân olabilecek/uygulanabilecek bir düşüncedir.

Biz, bu alevi Hüseyin’le (Haydar) ortaokul sıralarında (“Ayna” deneyiminde) yaşamış; alıp lisedeki zamanımıza taşıyarak; teksirle önce “Taşra”, sonra da “Haykırış”ı çıkarmıştık. O ara, durmayıp on beş günde bir yenilenen duvar gazetesi hazırlayıp ediyordum.

“Ne gereği var şimdi bu siyasi ortamda bunlarla uğraşmaya,” diyen edebiyat öğretmenime inat yapıyordum sanki bunu!

Sonra…

Dergiler hep hayatımda oldu, dergili zamanlarım da…

Sait Maden’i tanıdığımda Halil İbrahim Bahar’ın “Soyut” dergisini hazırlıyordu. Dahası derginin mutfağıydı onun Ankara Han’daki bürosu. Oradan “Varlık”, “Yeni Dergi”ye açıldığımı; Cemal Süreya’nın “Papirüs”ünün öyküsünü dinlediğimi söylemeliyim. Vedat Günyol’un “Yeni Ufuklar”ını kendim gidip keşfetmiştim. İlk yazımı yayımlayan Memet Fuat’la buluşmam ise “Yazko” dönemine denk gelmişti.

Dergilerde yazarak yol almanın önemini/cesaretini Asım Bezirci, Fethi Naci, Adnan Özyalçıner, Hayati Asılyazıcı ve Kemal Özer’in yakınlıklarından öğrendiğimi söylemeliyim. Bunu apayrı bir yazıda ayrıntılı anlatmalıyım.

1987’de, edebiyatın dışında, “Ekonomide Dayanışma” dergisinin yönetimini üstlenmemle dergicilik hayatım başladı. Ardından “Yayın Dünyası”, “TYS Edebiyat” amatör ruhlu dokunuşlardı.

2000’lerin başında “Dünya” grubunda Dünya Kitapları’nı oluştururken, asıl projem de “Le Magazine Littéraire” vari bir edebiyat dergisiydi. Bir ara derginin Türkçe edisyonu için yazışmalar bile yapmıştık. Sonra, “Satırarası” yayın dergimizi, bir sonraki aşamada edebiyat dergisi olarak tasarlarken; Dünya, yayıncılık defterini kapatmıştı.

Tam da o günlerde Semih GümüşNotos”u çıkarmaya karar kılmış, destek isteği için benimle de görüşmüştü.

Benim dergi düşüncem o günlerde de gündemimdeydi, küllenmiş değildi. Bugün de öyle.

Çizimler, tasarımlar, içerik çalışmaları, örnek sayfalar…

Derken…

Bu düşünceyi dijital ortama taşımak başka bir ufuk açmıştı elbette…

Yakın zamanda da bir fanzin gündeme geldi.

Giderek bir edebiyat grubuna dönüşen, benim de derslerimi izleyen arkadaşların yazın uğraşılarının enerjisini taşıyacak özgür bir mecra olarak “İpilti” ye yol açtık. Dahası onların heyecanını buraya taşımayı öngördük.

Doğrusu bir ürün dergisi yapmak başka bir şey, enikonu her sayısının içeriğini belirleyip, yazı/görselini kotarmak, yazı yazdırıp söyleşiler/dosyalar hazırlamak bambaşka şeyler.

1990’lardan beri medya, edebiyatın/kültür ve sanatın mecrasına dönüşüp, hatta önünü keseli beri; nitelikli edebiyat dergilerinin soluk alma şansı azaldı.

1990’larda dijital dünya ile tanışınca; ilkin Superonline’ın kuruluşunda oluşturulan “site”nin kültür sayfalarında yazmaya, online yayında okurla buluşmaya başladım.

Ardından, 2000 yılında Yeni Sayfa’nın kuruluşunda yer alıp, orada, “Edebiyat Penceresi” adıyla online edebiyat dergisi çıkardım. Ki, bu aralıksız iki yılı aşkın süre (sanırım 33/34 sayı) çıktı.

O günden beri de, yayıncı/yazar olarak, bu dünya ile bağım hep sürdü.

2012’de ise “Edebiyat Haber”le yolumuz kesişti. Göz açıp kapanan bu süreçte, Emrah Polat’la yol aldık. Yazıştık. Düşüncelerimizin çok azı yansıdı buraya. Ama kısa bir sürede bir kültür sanat mecrasına dönüştü “Edebiyat Haber”. Evet, “haber” ötesi bir “dergi” işlevine de büründü zamanla. Emrah, bunun gizli kahramanı. Bu tür bir yayıncılığın hiç de kolay olmadığını bilirim. Hele hele zamanla yarışıyor olmak, görsel tasarımı sürekli önde tutmak apayrı bir bakış/düşünce, maharet gerektirir. En ötesi de tutku/sadakat/sabır.

Aslında dergiciliğin özü de budur. Ve her dergi kendi ömrünü de bunlarla yaratır, sürdürür, sonlandırır.

Birçok dergide yazdım, yazıyorum da. Dijital medyada da öyle… Tüm bunlar beni “dergi” kurmak/çıkarmak düşüncemden vazgeçirmedi, dahası sürekli besledi.

İnsan yapıp ettikleriyle övünmemeli, yapacaklarını da sürekli sayıklamamalı. Hatta kimi kez de uluorta anlatmamalı… Yalnızca üretip ortaya koymalı derim.

Çok sözdense, az sözle yol alıp; yazmalı yalnızca. Yaza yaza ancak bu “kültürsüzlüğümüzün kışı”ndan geçebiliriz ancak.

Bugün gelip eşiğinde durduğumuz Türkiye gerçeği de sanki bunu anlatıyor bize.

Dergilerde yazmak edebiyat duygusunu besler, yazan insana iyi gelir; çünkü her dergi biraz da yazının mutfağı, edebiyatın laboratuvarı, kültür ortamının belleğidir.

İşte “Edebiyat Haber”de de bunun için yazıyorum. O duygularımı hem besliyor, hem de edebiyat dergisi kurma düşüncemi canlı tutuyorum sevgili okurum…

Feridun Andaç – edebiyathaber.net (9 Haziran 2015)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r