
David Harvey’in Marx’ın Grundrisse’si İçin Kılavuz adlı kitabı Metis Kitap tarafından Onur Orhangazi çevirisiyle yayımlandı.
Tanıtım bülteninden:
Karl Marx’ın 1857-58’de tuttuğu defterlerden oluşan ve o dönemki ekonomik kriz nedeniyle giriştiği siyasal iktisatla hesaplaşma tasarısının meyvesi olan Grundrisse, Marx’ın düşüncesinin anlaşılması için kilit önem taşıyan metinlerden biri. Marx’ı anlamaya bir ömür vermiş Harvey, dünyayı bir süreliğine durdurmuş olan COVID-19 salgını sırasında kaleme aldığı Grundrisse İçin Kılavuz’daki amacını “Marx’ın düşünme biçimine bir kapı açmak ve olabildiğince çok insanı bu kapıdan geçmeye cesaretlendirmek” diye tanımlıyor. Yorumunu okura dayatmayan ama ister istemez yazarın kendi deneyim ve bilgisiyle şekillenmiş bir okuma sunuyor.
David Harvey, Marx’ın çok erken bir tarihte fark ettiği üzere, sermayenin kendi iç yasaları nedeniyle sürekli büyümek zorunda olduğunu, dolayısıyla kâr oranı düşerken kâr hacmini yükseltmek, bu uğurda emekçileri çalıştırıp bir yandan da ürünlerini tüketecek pazarın bir parçası olarak kullanmak, o pazarı genişletmek için bilim ve teknoloji yardımıyla üretimi artırırken iletişim ve ulaşımı kolaylaştırarak bütün dünyayı hem hammadde kaynağı olarak sömürmek hem pazar haline getirmek, artık sermayeyi nemalandırmak adına benzeri görülmemiş büyüklüklerde kentler inşa etmek, vb. için uğraştığını, ama kapitalizmin sınırlarının ve ondan kurtulma imkânımızın da yine bu yasalara içkin olduğunu çok güzel anlatıyor. Marx’ın eseriyle birlikte, yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken içinde yaşadığımız dünyayı anlamak için çok değerli bir kılavuz.
Kitaptan:
Marx’ın Grundrisse’si İçin Kılavuz, bugün geriye dönük olarak “Marx Projesi” adını verdiğim şeye yeni bir katkıdır. “Geriye dönük olarak” diyorum çünkü bu projeyle yıllardan beri meşgul olduğumu ancak geriye dönüp baktığımda görebiliyorum. Bilinçli bir amaç ya da tasarıyla başlamadım: Öyle ilerledi. Ne var ki, yaklaşık yirmi yıl önce başlayan bu projenin ardındaki itki hem açık hem de daimi olmaya devam etti. Marx’ın klasik siyasal iktisada yönelik eleştirisinde ortaya çıkarmış olduğu şeyle mümkün olduğunca açık ve basit bir biçimde iletişim kurmaya yönelik ciddi bir ihtiyaç hissettim. Aynı zamanda, bu sayede edinilen kavrayışların dünya genelinde gitgide daha çok dikkat çeken ekonomik, toplumsal, ekolojik ve siyasal sorunların ve tehlikelerin kaynaklarına nasıl faydalı bir biçimde ışık tutabileceğini de incelemek istedim. Marx’ın yazılarının derdinin, sermayenin neden yalnızca insan ihtiyaçlarını gidermede değil, aynı zamanda çevrenin bozulmasının tehlikelerini bertaraf etmede de bütünüyle başarısız kaldığını anlamak olduğunu düşündüm. Çalışmaları, sermayenin uzun vadede neden iki bahiste de başarısızlığa mahkûm olduğunu açıklamaya yardımcı oldu.
Marx’ın siyasal iktisadın eleştirisi üzerine hacimli çalışmalarıyla karşılaşan insanların çoğu onları zor, göz korkutucu ve kafa karıştırıcı bulur. Bunun sonucu olarak da Marx’ın çalışmalarının hem akademisyenler hem de aktivistler tarafından yapılan ve onun teorik katkılarını detaylı olarak incelemeye yönelik doğru çizginin ne olduğuna ilişkin fraksiyonlar, hatta koca düşünce okulları halinde birleşen çeşitli yorumları ortaya çıktı. Sol siyasal partiler (özellikle de komünist görüşte olanlar) genellikle kendi siyasal durumlarına ve gündemlerine uygun ayrı ayrı ama biraz da sabit yorumlar oluşturdular. Tartışmalı bir figür olan Marx, karşıtlarının kişisel yergilerinden de payını aldı. Görüşlerinin altını oymaya yönelik daha karmaşık ve ince girişimlerin yanı sıra kasıtlı ve kasıtsız yanlış betimlemeler de bol. Bütün bunlar, birtakım beklentiler ve onun herhangi bir metninin basit ve karışık olmayan bir okumasını neredeyse imkânsız kılan bir hüküm ve önyargı iklimi yaratıyor.
Hedefim Marx’ın düşünme biçimine bir kapı açmak ve olabildiğince çok insanı bu kapıdan geçmeleri, metinlere daha yakından bakmaları ve onlarla istediklerini yapmaları konusunda cesaretlendirmek. Kimseye kendi özel yorumumu dayatmaya çalışmaktan bir menfaatim yok. Bu nedenle de kitaplarıma “rehber”den ziyade Marx “kılavuz elkitapları” diyorum. Ama tabii kendi deneyimimi ve ilgi konularımı yoruma yönelik önemli yardımcılar olarak kullanmadan da Marx’ın düşüncesini anlamaya giden bir patika açamam. İlgi alanımın kentleşme ve çeşitli ölçeklerdeki eşitsiz coğrafi gelişme olması, Marx’ın metinlerini değerlendirişimi açık bir biçimde etkiliyor. Ancak okura uzun ve çetin bir yürüyüşün içinde metinle olan büyük deneyimimden faydalanmak suretiyle kâh orada kâh burada şunu bunu işaret ettiğimi ve okurun tüm bunları ne yapacağını daima merak eder ve sorarken mümkün olduğunda fikirleri birbirine bağlayarak kendi aydınlanma anlarımı vurgulamak suretiyle siz okurlara eşlik ettiğimi hayal ediyorum. Son elli sene boyunca Marx üstüne ders verirken her türden farklı grup ve dinleyiciye hitap etmek benim için büyük bir şans oldu. İnsanların Marx’ın ne söylediğinin ayrımını kavrayabilmelerini sağlayan oldukça farklı yöntemlerden pekâlâ bir şeyler öğrendim. Bu kuşkusuz ki metinlerin zengin karmaşıklıklarına bir övgüdür; yani bu metinler, son derece radikal bir biçimde farklı durumlarda yaşayan ve son derece radikal bir biçimde farklı kültürel ve entelektüel geleneklerden gelen çok insana doğrudan söz söyleyebiliyorlar.
Grundrisse, Marx’ın incelemesi açık ara en ilginç ve en zor kitabı. Çılgın bir zamanda çılgıncasına kendi için aldığı bir dizi nottan oluşuyor. Marx hayatı boyunca muhatap kitlesine bağlı olarak farklı yazma biçimleri kullanmıştır. Bunlar dört türe ayrılabilir. İlki gazeteciliğinde, dönemini yorumlayışında ve mektuplaşmalarında benimsemiş olduğu yazma biçimi. Zorlu konuları az çok kavramsal bir zarafetle ele alsa da açık sözlü ve konuşma dilindedir. Siyasal iktisat üzerine olan ciddi yazılarının bazıları yayımlandı; Kapital’in I. Cildi gibi. Orada muhatap kitlesinin anlayacağını düşündüğü bir dil kullanmaya çok özen gösterecekti. Bu muhatap kitlesi, çoğunluğu okuryazar olmayan işçi sınıfının okuryazar kesimiydi. Okuryazar olan kesim, resmi eğitimin disiplin klişelerine tabi olmaları mümkün görünmeyen, kendi kendini yetiştirmiş, oldukça bilgili bir kesimdi. Dolayısıyla, Kapital bizlere zor bir kitap ve resmi eğitimdeki ortalama bir lisans öğrencisinin kapasitesinin biraz üstünde gibi görünebilir ama bu, Marx’ın etkilemek istediği ve öncelikli olarak Britanya ve Fransa ama aynı zamanda da ABD ve ötesinde yer alan kendi kendini yetiştirmiş zanaatkârlar için ille de geçerli değildi. Kendi Marx projemde umduğum şey, Marx’ın dilini günümüz öğrenci kitlesinin yanı sıra sendikalardaki ve toplumsal hareketlerdeki kendi kendini yetiştirmiş olan insanlara (evet, hâlâ varlar) daha erişilebilir kılacak bir tarzda yeniden biçimlendirmektir. Üçüncü yazma biçimi daha deneyseldir. Marx’ın bazen, takip etmek isteyen herkes için ilginç ve hatta sır dolu kavramlar kullanarak belli bir argümanı geliştirdiği bir keşif yolculuğu olarak oluşturulmuştur. Engels’in Kapital’in hem II. hem de III. cildini oluşturmak için kullandığı müsveddelerin ayırt edici niteliği budur. Dördüncü yazma türüyse, Marx’ın kafasında ne var ne yok kullanarak tamamen kendisi için yazmasıdır; önemli oldukları ya da olmadıkları, sonradan üstüne daha fazla düşüneceği çalışmalarında anlaşılacak olasılıkları ve potansiyel ilişkileri not etmek amacıyla bilinç akışını serbest bırakır bunlarda. Bu sonuncusu Grundrisse’de ağır basan tarzdır ve işte tam da bu özelliği onu böylesine heyecan verici, sinir bozucu, yaratıcı ve incelendiği zaman da sıkıcı bir biçimde kendi kendini tekrarlayıp duran bir metin haline getiriyor. Özetle Marx kendi kendine konuşmaktan başka bir şey yapmıyordu. Açık seçik bir biçimde kendine ait olan dilini anlamak yetmez. Aynı zamanda, sözü yumuşatarak söyleyecek olursak, biraz kaçamaklı diyebileceğimiz düşünce biçimini de anlamak gerekiyor. Ancak Grundrisse’ye hâkim olan yazma biçimi budur.

















