Masthead header

Büyü Romanları: Tesadüf ve Büyücüler

Masallarda, efsanelerde, destanlarda çeşitli şekillerde yer alan “büyü” motifi, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Tesadüf (1900)  ve Levent Mete’nin Büyücüler (2004) romanlarında farklı amaçlarla, yazarların içinde yaşadıkları toplumların inanışlarına dayanılarak kullanılmıştır.

Tabiatüstü gizli güçlerle ilişki kurarak ya da kendilerinde gizli güçler bulunduğuna inanılan bazı tabiî nesneler kullanılarak zararlı, faydalı veya koruma gayeli sonuçlar elde etmek için yapılan işlere büyü denilir. Büyünün amaçları insanlara ve olaylara etki ederek balık tutma, hayvan yetiştirme, düşmanı yenme, zarara uğratma, öldürme, kadın elde etme, hastalıktan kurtulma, ürün ve mal çoğaltmadır. Büyücüler iyi veya kötü varlıkların yardımını sağlayan, büyü tekniğini, usullerini, tılsımlı sözleri, iksirleri, muskaları bilen kişilerdir. Büyüde araç olarak ruhlar, cinler, şeytanlar, canlı veya ölmüş hayvanlar, cisimler, şekiller ve adlar kullanılır.[1] 
Büyüler, ak büyü (koruyucu büyü), kara büyü (başkalarına zarar vermek için yapılan, yıkıcı büyülerdir), aktif büyü, pasif büyü, temas büyüsü, taklit büyüsü şeklinde sınıflandırılır. Büyüler, uygulanışlarına göre üç bölüme ayrılırlar: Uzaklaştırıcı uygulamalar, hücum uygulamaları ve istekle ilgili uygulamalar.[2]
 
Mehmet Halit Bayrı, İstanbul’da yapılan büyüleri şöyle sınıflandırır: Aşka ait büyüler, iki kişiyi birbirinden soğutmak ve ayırmak için yapılan büyüler, kaçağı tutmak, uzaktaki bir kimseyi geri getirmek için yapılan büyüler, dil ve uyku bağlamak için yapılan büyüler, muhtelif büyüler.[3]
 
Pertev Naili Boratav büyünün yapısını şöyle açıklar:[4]
 
1. Konusu (sevgi, soğutma v.b.);
 
2. Etkilenecek kişi veya onun yerini tutan hayvan, nesne;
 
3. Etkileyici madde;
 
4. Etkileyici maddenin taşıdığı “büyülük” öğe (yazı, rakam, şekil v.b.);
 
5. Etkileyici maddenin kullanılışı (yenme, içilme, yakılma v.b.);
 
6. İşlemin zamanı (gün, saat);
 
7. İşlemin tekrarlanma sayısı.
 
 
Büyü yapılırken önceden belirlenmiş kurallara uyulması gereklidir. Gizemli sözcükler söylenir. Bunların eksiksiz ve doğru söylenmesi gereklidir. Büyünün başarısızlığı bu sözcüklerin yanlış söylenmesine bağlanır. Özel bitki kökleri ve okunup üflenmiş bakla, kıl, kemik, tahta parçaları gibi nesnelerin büyü törenlerinin başarılı olması bakımından önemli olduğuna inanılır. Bu nesneleri insanlar boyunlarına asarlar ya da evlerinde saklarlar. Bunlar kuşaktan kuşağa aktarılır.
Büyücülerin hazırladıkları karışımların içinde kara kurbağasının zehri, yılan derisi, su kertenkelesinin gözü, kurbağa bacağı, yarasa tüyü, köpek dili, engerek dili, baykuş yavrusunun kanadı, ejderhanın pulu, kurt dişi, bir Türk’ün burnu, bir Tatar’ın dudakları, bir Yahudi’nin karaciğeri, boğulan bir bebeğin parmağı gibi şeyler ile çeşitli otlar bulunur.[5]
Orta Çağ’dan beri kediyle büyü arasında ilişki olduğuna inanılır. Özellikle kara kedinin ölümü anımsatan rengi sebebiyle özel güçlere sahip olduğu ve büyücülere yardım ettiği düşünülür.[6]
İstanbul’da “Büyüye inanmak hak, yapan da yaptıran da kâfirdir” sözü yaygın olmasına rağmen kadını kocasından, erkeği karısından, evlâdı annesinden, babasından, veziri padişahtan soğutmak için domuz yağı kullanılarak büyü yapılırdı. Büyücü Müslüman ise büyünün kısa zamanda çözülebileceğine, büyücü Hristiyan ise ancak büyücü ölüp de eli çürüdüğü zaman çözülebileceğine inanılırdı. Boynunda içi cıva dolu fındık taşımanın, içine maydanoz tohumu konulmuş kovadan alınan su ile sabah akşam yüz yıkamanın insanı büyünün kötü etkilerinden koruyacağına inanılırdı. “Zar bozan, zor bozan, büyü bozan” tütsüsü büyü bozmak için kullanılırdı.[7]
İstanbul’un değişik semtlerinde özellikle Nuruosmaniye Camii’den Çemberlitaş’a giden yol üzerindeki dükkânlarda oturan kılık kıyafet ve konuşma bakımından dışarıdan geldikleri anlaşılan, “hüddamlı hoca” denilen kişiler yaptıkları büyüler ve yazdıkları muskalarla ünlüydüler.[8] Bu hocaların ocaklı ve izinli oldukları söylenir, nereden geldikleri, nasıl bir ailenin çocuğu oldukları bilinmezdi. Bunların arasında kendisine müracaat edenlerin başına cin ve perilerini musallat edenlerin ve hastalıkların tedavisinde onların yardımını görenlerin olduğu rivayet edilirdi.[9]
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Tesadüf [10] romanının ilk bölümünde bir yanlış anlama sonucu kocasının kendisinin üstüne evleneceğini düşünen Gülsüm, komşusu büyücü Nefise Hanım’a gidip derdine çare bulması için ona yalvarır. Nefise Hanım, Gülsüm’den para sızdırmak amacıyla çeşitli büyüler yapar. Gülsüm, Nefise Hanım’ın istediği parayı denkleştirmek için annesinin saatini çalarken ona yakalanır. Annesiyle birlikte Nefise Hanım’a gidip gelmeye başlarlar. Karısı ile kaynanasının büyücü Nefise Hanım tarafından dolandırıldığını öğrenen Rıfkı,  Nefise Hanım’a dolandırıcılık davası açar. Bu dava, Nefise Hanım için iyi bir reklam olur. Cerrahpaşa semtine taşınan Nefise Hanım “Çardaklı Bakıcı” olarak anılmaya başlar.
 
Romanın ikinci bölümünde kocası Mâil’in kendisini aldattığını öğrenen Sâibe ve Mâil’in metresi Şöhret birbirlerinden habersiz Nefise Hanım’a başvururlar. Nefise Hanım her ikisini de okuyup üfleyerek, çeşitli muskalar, tütsüler, büyüler yaparak sömürür. Sâibe’den boşanmak için sebep arayan Mâil, onu büyücünün evinde yakalar ve boşar.
Baş ağrılarına, sıtmaya karşı nefesi keskin olduğuna inanılan, üfürükçülük yapmak isteyen kişilerin ağızlarına tükürerek onlara izin veren, kurşun döken, muhabbet tılsımları yapan Nefise Hanım, Gülsüm’ün kocasının yapacağı düğünü bozmak için  “iyi saatte olsunlar”la görüştüğünü, onlara davet vereceğini söyleyerek ondan para sızdırır. Bu davet için tütsüler yakacağını, şerbetler yapacağını, bensiz düz siyah bir horozla iki tavuk keseceğini, kocasının alacağı kızı ona çirkin göstermek için yedi dolaptan yedi çekirdek faresi tersi toplayıp, bunları yedi komşunun havanında dövüp, yedi çeşmeden yedişer damla suyla yoğurup bu hamuru yedi fırında pişireceğini, yedi terazide tartılacak bu hamuru yedi parçaya ayırıp her birini birer çeyrek mecidiyeyle küçük çıkınlara bağlayıp sabahleyin gün doğmadan yedi köşe başına bırakacağını söyler.
Romanda Nefise Hanım’ın yaptığı şirinlik muskası şöyle tarif edilir: İç içe iki eşkenar üçgen çizilir, içine “l,m,s”, “boru kefleri”, çeşitli rakamlar yazılır ve ne olduğu anlaşılmayan çeşitli resimler yapılır. “Mühr-i Süleyman” adındaki bu muska yedi kat muşambaya sarılır, deniz kenarında, kıbleye karşı durularak ağrıyan yerin üzerine asılır. Dönerken yolda bir tanıdığa rastlanıp da nereden geldiği sorulursa “Deryâ kenârına vardım, derdimi suya attım, muskamı taktım, geliyorum.” cevabı verilir.
Muhabbet muskası yaptırmak içinse gündüz Nefise Hanım’a gidip okunmalı, gece onun okuduğu şerbet içildikten sonra muskanın üstündeki yastığın sağ tarafında akşamla yatsı arası yatılmalı ve görülecek rüya sabah ona anlatılmalıdır.
 
Nefise Hanım, Sarman’a bir büyücü kedisi görünüşü vermek için onun boynuna mavi boncuklu altınlar takar, kaşlarını rastık, yanaklarını kınayla boyar. Nefise Hanım, kedisinin bakışlarından ve bahçede bıraktığı izlerden çeşitli anlamlar çıkararak müşterilerini aldatır. Mahallenin bekçisinin mahalledeki evlerden birine giren hırsızları bulamayınca Sarman’dan yardım istemesi, mahallelinin büyücü Nefise Hanım’ın kedisinden bile medet umduğunu gösterir.[11]
 
Dolandırıcı ve büyücü Nefise Hanım romanın nirengi noktasını teşkil eder. Nefise Hanım ve ona bağlananlar romanda bir sosyal tabakalaşma meydana getirirler. Büyüyü yapan kişi ve çevresindeki mekân bir bütün meydana getirir. Ferdileşen kuvvetin ve sosyal tabakalaşmanın kökleri buradadır.[12]
 
 Büyü yapmanın ve yaptırmanın anlamsızlığının vurgulandığı bu romanda büyü yapan ve yaptıran kişilere karşı yazarın bakış açısı olumsuzdur. Saf insanların batıl inançlarından faydalanan büyücüler, ahlaksız ve kurnaz kişilerdir. Büyücülere sadece cahil kadınlar inanmaz. Okur yazar olanlar (Sâibe) da büyücülerden medet umar.                                                                                                                                             
 
Büyü motifinin işlendiği bir başka eser de Levent Mete’nin yolculuk romanı olan Büyücüler’idir.[13] Romanda iki tür yolculuk vardır: Birincisi, Matke ve Todor adlı büyücülerin Alita adlı köylü kızın hayatını kurtarması ve üçünün birlikte kaçmalarıdır. İkincisi, üçünün zihninde yapılan fantastik yolculuktur.
Romanda Matke, çocukluğundan beri büyücü (insanların acılarını ve çılgınlıklarını yatıştıran, seçilmiş bir kişi) olmak istediğini söyleyerek babasını ve amcalarını güldürmüş, oyunlarda hep büyücü olup hastaları eliyle dokunarak veya büyülü sözler söyleyip, onlara şuruplar içirerek iyileştirmiştir. Yıllar sonra Todor ile birlikte Taş Bina’ya giden Matke, orada öğleye kadar çeşitli iksirler hazırlar, öğleden sonra hastalara ve dertlilere küçük şişelere doldurulmuş sıvılar ve paketlenmiş otlar verir.
Büyücü Todor, insan ruhunu kurcalayarak değiştirmek için yaprakları, kabukları ve kökleri toplayıp onları kaynatır, kedere, uykusuzluğa ve çılgınlığa iyi gelecek iksirler hazırlar. Todor, hiç konuşmayan ve kıpırdamayan Alita’nın içindeki kötü ruhu çıkarmak için eğilip ağzını kızın omzuna dayar ve oradan küçük kanlı bir kurtçuk çıkarır. Todor,  küçük bir kuş tüyünü dilinin altına yerleştirip sonra dilini kanatmış ve bunu bir kurt gibi göstermiştir. Kız konuşmaya ve hareket etmeye başlar.
 
Todor’un Alita’yı iyileştirme tarzı şamanların bedenine cin veya kötü ruh giren kişileri tedavi etme yöntemlerine benzer. Şamanlar da hastalığı (cin veya kötü ruh) bazı öğrenilmiş yöntemlerle taş, tüy, kan, et parçası, tükürük, solucan şeklinde somutlaştırarak ve emerek hastanın bedeninden dışarı çıkarırlar.[14]
 
Todor’a göre büyünün gücü gizlilikle beslenir, büyünün nasıl yapıldığı bilinirse o, hiç kimseyi etkilemeyen basit bir oyuna dönüşür. Önemli olan bu oyunu inandırıcı bir şekilde oynamaktır. Büyücü bir mucize gerçekleştiren peygamber gibi davranırsa karşısındaki insan ona ve büyünün etkisine inanır. İyi bir büyücü olmak için sürekli okumak, ustaları izlemek ve taklit etmek gerekir. Büyücü insanları kandırıp istediği biçimde davranmalarını istiyorsa onları yaptığı işin gücüne inandırmalıdır. Çünkü insanlar kendilerine içinde bulundukları karmaşık durumu açıklayan bir masal anlatıldığı zaman ona sarılıp anlamsızlıktan kurtulurlar. Büyünün etkili olması için insanların büyülendiklerini bilmeleri gerekir.
 
Romanda devlet adamları, insanları dörde ayırır: Birinci grup “inançlı, imparatorluğa bağlı ve huzurlu”dur. Bu gruptaki insanlar korunup, geliştirilmelidir. İkinci grup “sorgulayıcı, kafası karışık, huzursuz”dur. Bu gruptaki insanlar yakından izlenip, korkutulmalıdır. Üçüncü grup “zehirli fikirler taşıyanlar”dır. Bu gruptaki insanların ruhsal ve bedensel sakatlıklara uğratılması gerekir. Dördüncü grup ise “asiler”dir. Bu gruptaki insanlar yok edilmelidir.
 
Büyü, devlet adamları için “kontrol edilebilir bir güç” ve halkı kontrol etmenin yöntemidir. Büyücüler bunun karşılığında para alırlar. Devlet adamı Ordina, baş büyücü Magome’den halkın yöneticilerin hazırladığı geleceği görmelerini sağlayacak bir büyü yapmasını ister. Bu büyü sayesinde halk, imparatorluğu devirmeye çalışmanın olanaksızlığını görür.
 
Büyü, gençleri çok daha hızlı etkiler. Anne babalar ve öğretmenler ile çocuklar arasında çatışmalara sebep olur. Köylüler arasında çeşitli sebeplerle kavgalar çıkar ve cinayetler işlenir. Büyünün halk üzerindeki bu olumsuz etkileri yöneticileri memnun eder.
 
Kitapta büyünün “insanın soyuna işleyen, eşyalara hatta sözcüklere ve harflere bulaşıp orada kendisine yaklaşacak kurbanını bekleyen bir hastalık gibi kuşaklar boyu sürüp gitmek üzere”[15] planlandığı ifade edilir.
 
Baş büyücü Magome, yaptığı büyünün kontrolden çıkması üzerine önlem alması gerektiğini düşünür. Geleceğin herkes tarafından bilinmesi farklı beklentileri ortadan kaldırıp herkesin aynı şeyleri hissedip, aynı şeyleri düşünmesine sebep olur. Magome, yaptığı büyünün kendisini de olumsuz bir şekilde etkilemesinden korkar. Çünkü büyü diğer büyücüleri de etkilemiştir. Yakında öleceğini öğrenen Pinpini kendisinden beklenmedik biçimde cüretkâr ve küstah bir insana dönüşmüştür.
 
Tesadüf’te büyücü Nefise Hanım, insanların batıl inançlarından istifade eder, Büyücüler’de ise Matke, Todor ve Baş Büyücü Magome insanları kandırmak için yaptıkları büyünün kendilerini de etkilemesinden korkarlar. Çünkü büyünün etkileme gücü, insanların ona inanma ihtiyacıyla orantılıdır.
 
Tesadüf’te tabiatüstü gibi görünen olaylar romanın sonunda mantıklı bir açıklamaya kavuştuğu için bu eser Todorov’un sınıflandırmasına göre “tekinsiz fantastik”tir.[16]  Büyücüler’de ise tabiatüstü gibi görünen olaylar romanın sonunda mantıklı bir açıklamaya kavuşmaz. Bu sebeple bu eser “olağanüstü fantastik”tir.[17]
 
Bir İstanbul romanı olan Tesadüf’te batıl inançların insanı gülünçleştiren ve onun hayatını alt üst eden gücü, zamanı ve mekânı belirsiz olan Büyücüler’de ise büyünün (inanç) politik bir silah olarak gücü vurgulanmıştır.
 
Kaynaklar:
 
“Büyü, Büyücüler”, İstanbul Ansiklopedisi (Reşat Ekrem Koçu), İstanbul 1963, C. 6, s. 3186-3187.
“Büyücülük”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, İstanbul, C. 2, s. 343-344.
Bayrı, Mehmet Halit, İstanbul Folkloru, Türkiye Yay. , İstanbul 1947.
Boratav, Pertev Naili, 100 Soruda Türk Folkloru, Gerçek Yayınevi, İstanbul 1973.
Crow, W. B. , Büyünün, Cadılığın ve Okültizmin Tarihi, Dharma Yayınları, İstanbul 2002.
Frazer, James, Altın Dal Dinin ve Folklorun Kökleri, Çev: Mehmet H. Doğan, Payel Yayınları, İstanbul 1992.
Göçgün, Önder,  Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanları ve Romanlarında Şahıslar Kadrosu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1987.
Hüseyin Rahmi, Tesadüf, İkdam Matbaası, İstanbul 1900.
Koşar, Emel, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanlarında Bâtıl İnançlar, Piya Art Yayıncılık, İstanbul 2008.
Loire, Peter, Batıl İnançlar, Milliyet Yay. , İstanbul 1997.
Mete, Levent, Büyücüler, Can Yayınları, İstanbul 2004.
Örnek, Sedat Veyis, 100 Soruda İlkellerde Din, Büyü, Sanat, Efsane, Gerçek Yayınevi, İstanbul 1988.
Saydam, M. Bilgin, Deli Dumrul’un Bilinci, Metis Yay. , İstanbul 1997.
Tanyu, Hikmet, “Büyü”, İslâm Ansiklopedisi, DİA, İstanbul 1992, C. 6, s. 501.
Todorov, Tzvetan, Fantastik Edebi Türe Yapısal Bir Yaklaşım, Metis Yay. , İstanbul 2004.
 
 
[1] Hikmet Tanyu, “Büyü”, İslâm Ansiklopedisi, DİA, İstanbul 1992, C. 6, s. 501.
[2] Sedat Veyis Örnek, 100 Soruda İlkellerde Din, Büyü, Sanat, Efsane, Gerçek Yayınevi, İstanbul 1988, s. 141.
[3] Mehmet Halit Bayrı, İstanbul Folkloru, Türkiye Yay. , İstanbul 1947, s. 161-176.
[4] Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Folkloru, Gerçek Yayınevi, İstanbul 1973, s. 131-133.
[5] W. B. Crow, Büyünün, Cadılığın ve Okültizmin Tarihi, Dharma Yayınları, İstanbul 2002, s. 274.
[6]  Peter Loire, Batıl İnançlar, Milliyet Yay. , İstanbul 1997, s. 56.
[7] “Büyü, Büyücüler”, İstanbul Ansiklopedisi (Reşat Ekrem Koçu), İstanbul 1963, C. 6, s. 3186-3187.
[8] “Büyücülük”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, İstanbul, C. 2, s. 343-344.
[9] Mehmet Halit Bayrı, a.g.e. , s. 98.
[10] Hüseyin Rahmi, Tesadüf, İkdam Matbaası, İstanbul 1900.
[11] Emel Koşar, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanlarında Bâtıl İnançlar, Piya Art Yayıncılık, İstanbul 2008, s. 70.
[12] Önder Göçgün,  Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanları ve Romanlarında Şahıslar Kadrosu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1987, s. 132.
[13] Levent Mete, Büyücüler, Can Yayınları, İstanbul 2004.
[14] M. Bilgin Saydam, Deli Dumrul’un Bilinci, Metis Yay. , İstanbul 1997, s. 83.
[15] Levent Mete, a.g.e. , s. 146.
[16] Tzvetan Todorov, Fantastik Edebi Türe Yapısal Bir Yaklaşım, Metis Yay. , İstanbul 2004, s. 50.
[17] Todorov, a.g.e. , s. 57.

Emel Koşar

Dil ve Edebiyat dergisinin 18. sayısında kısaltılarak yayımlanan makalenin tam metnidir.

edebiyathaber.net (24 Mayıs 2012)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r