
Kıyıda kalmayı seçen, bütün mümkünsüzlüklerin kıyısında bir aileyi anlatıyor Gülhan Davarcı, dördüncü kitabı, ikinci romanı olan Kıyısında’da. İlk romanı Sisler Dağıldığında’da, parçalanmış bir aileyi çocuğunun gözünden anlatan Davarcı, son romanında yine hikayesinin merkezine aileyi alıyor ancak bu sefer, tam anlamıyla hiçbir biçimde bir arada olamayan bir aile ile tanışıyoruz.
Romanın ismi tasarımın ardındaki gizli çekirdeği de açık ediyor, hikaye boyunca sanki herkes herkesin, herkes her şeyin kıyısında var olabiliyor. Geçmişten bugüne, merkezde buluşamayan bir ailenin en küçük üyesinin birden kaybolmasıyla, onu aramak amacıyla bir araya gelse de aile üyeleri, hala herkes kendisi ile diğerleri arasında bir aralıkta, açıklıkta var olabiliyor sadece.
Gülhan Davarcı’nın ilk kitabından bu yana, yazarlık hünerinin daha açık hale geldiği görülüyor. Kaybolan bir kardeşi arama hikayesi gibi, son derece olağan kabul edilebilecek bir konunun işleniş biçimi ile ilgili, son yıllarda okuduğum en iyi anlatılardan birisi olduğunu söylemeliyim. Hikaye toplam 3 günde geçiyor. Davarcı, atmosfer yaratmada mahir ancak bu metinde buna ek daha önemli bir başarı var: Bu atmosferler, karakterlerin duygularının fiziksel mekanları olarak tezahür ediyor. Karakterler, bulundukları fiziksel dünyalarının içine yerleşiyor sanki ya da yerleşemiyor. Böylelikle duygular, dünyada vücud buldukları somutluklardan sızıyor. Neredeyse hiç doğrudan duygu anlatımı, romantik ya da ajitatif anlatısı olmamasına rağmen, yazar karakterlerinin varoluşsal sorgulamalarını, mekanlar ve son tahlilde atmosfer ile öyle nitelikli şekilde bütünleştiriyor ki, evin çatlaklarından, bahçenin karmaşasından, köy kahvesindeki sobadan, ormandan, taşan nehirden sızıyor sanki duyguları.
Romanın dramaturjisini bu atmosfer kuruyorken, başta Azmi ve Azim (ya da Aslan) olmak üzere, karakterlerin zihinsel mülahazalarının, zamanın büküldüğü, dilin uçlara doğru yükseldiği muazzam bir ikili anlatımı ile metnin edebi lezzeti zirveye ulaşıyor. Bu anlatı evreni içindeki güçlü dil kullanımı sayesinde, Kıyısında; yolun sonunu görmek istediğiniz değil, kendisini deneyimlemek, o yolda kalmak istediğiniz metinlerden birisine dönüşüyor. Sonunu merak ettiren bir konusu olmasına rağmen, okudukça kitabın sonuna doğru değil, merkezine doğru yolculukta hissediyorsunuz kendinizi. Anlatının kendisinde kalmak, dilin etkisinde doymak, finale varmaktan daha çok arzulanır oluyor. Edebiyatın kıyısında bir oyun oynuyor yazar, giriş gelişme sonuç akışını bozuyor, girilmeyen, gelişemeyen, sonucu olmayan bir hikayenin ne kadar sarsıcı ve mümkün olabileceğini gösteriyor. Yaşamı mümkünsüzlüklerin kıyısındaki karakterleri bize öyle anlatıyor ki Gülhan Davarcı, edebiyatın hangi mümkünlerin kıyısına ulaşabileceğini gösteriyor, sessiz sakin bir cüretle.

















