Borges Llosa’ya neden küstü? |  Metin Celâl

Mayıs 6, 2026

Borges Llosa’ya neden küstü? |  Metin Celâl

Büyük bir yazarla tanışma öncelikle eserleriyle olur.  Mario Vargas Llosa’da 50’li yıllarda Borges’i öykü ve denemelerini okuyarak tanımış. Sonraki yıllarda Borges’in eserlerini tekrar tekrar okumuş. Her yeni okuma Borges’in dünyasının yeni sırlarını, inceliklerini görmesini sağlamış.

Eserlerini karşılaştırdığınızda Borges ve Llosa oldukça farklı, hatta ters anlayışta, eğilimde yazarlar. Llosa, kişiliklerinin de çok farklı olduğunu belirtiyor. Ama bu farkların “Borges’in dehasının hakkını verme noktasında bir engel teşkil ettiğini sanmıyorum” diyor içtenlikle.

“Borges’le Yarım Asır” Llosa’nın Borges’e hayranlığının somut bir ifadesi gibi. Bu küçük kitapta Borges’le yaptığı söyleşiler, çeşitli zaman ve vesilelerle Borges hakkında yaptığı konuşmalar ve yazılar yer alıyor. Böylece kitap bir hayranlığın ve ardından gelişen dostluğun ifadesinin yanında Borges’i ve eserlerini tanımak isteyenler için küçük bir rehber halini alıyor. 

Mario Vargas Llosa, Jorge Luis Borges’i ilk kez 1963’de Paris’te görmüş. Borges fantastik edebiyat hakkında konferanslar veriyormuş. Sonra da o zamanlar çalıştığı Fransız Radyo ve Televizyonu için onunla bir röportaj yapmış. “Borges’le Yarım Asır”ın ilk bölümünü oluşturan bu röportajdan sonra aralarında bir dostluk gelişmeye başlamış.

“Ondan sonra, dünyanın farklı yerlerinde, hatta Lima’da bile birkaç kez karşılaştık” diye anlatıyor Llosa anılarını anlatırken. “Orada ona bir akşam yemeği verdim. Yemeğin sonunda kendisini tuvalete götürmemi istedi. İşerken birden, ‘Katolikler, sizce ciddi mi bunlar?’ dedi. ‘Muhtemelen değil.’”

Borges’in Llosa’ya küsmesinin nedeni ise bir başka röportaj. Llosa olayı şöyle anlatmış; “Onu son kez Buenos Aires’teki evinde gördüm. Peru’da yaptığım bir televizyon programı için onunla röportaj yaptım ve sorduğum bazı sorulara içerlediği izlenimini edindim. Garip bir şekilde, röportajdan sonra -ki elbette, ona duyduğum hayranlıktan değil, aynı zamanda o büyüleyici ve kırılgan adama duyduğum büyük sevgiden dolayı da son derece dikkatliydim- mütevazılığına şaşırdığımı söylediğim için sinirlendi. Duvarları dökülen ve çatısında sızıntılar olan evinden bahsetmiştim. Bu onu derinden incitmişti anlaşılan. Ondan sonra bir kez daha gördüm ve son derece mesafeliydi.”

“Borges’le Yarım Asır”da yer alan ikinci röportaj bu. Haziran 1981’de Buenos Aires’te yapılan röportaj Borges’in kedisi Beppo ile yaşadığı evin tasviri ile başlıyor. Llosa, iki yatak odası ve bir yemek odasından oluşan evin mütevazılığını anlatırken duvarlarda derin izler bırakan rutubetten de söz etmiş. Borges’in yatak odasını da bir hücreye benzetmiş. Ama bu tasvirlerin ötesinde Llosa’nın Borges’i büyük bir hayranlıkla anlattığını görüyoruz. Söyleşileri ise oldukça dobra. Llosa, Borges’i hem edebi hem de politik açılardan anlamaya çalışan sorular sormuş, Borges de oldukça samimi, hatta dobra cevaplar vermiş.

“Borges’le Yarım Asır” anılardan oluşan bir kitap değil, ki keşke öyle olsaydı ve Llosa anılarını daha ayrıntılı anlatsaydı. Kitapta Llosa, Borges’le buluşup görüşmelerinden söz etse de esas amacının Borges’i hayatı ve eserleriyle tanımak isteyen bir okura küçük bir rehber sunmak olduğu anlaşılıyor. Bir başka deyişle Borges’in portresini lafı uzatmadan çizmek istiyor. Kitabın Türkçesi sadece 96 sayfa.    

1963’teki ilk karşılaşma ve röportajla başlayıp 1981’de küslükle sonuçlanan ikinci röportajla devam ediyor kitap. Sonra 1987 tarihli, “Borges’in Kurguları” geliyor ki, Borges’in eserlerini tanıyıp anlamak, İspanyol Edebiyatı ile bağlarını ve etkisini anlamak, bu eserlere Llosa’nın bakışını öğrenmek için çok faydalı bir bölüm. 1999 tarihli “Borges Paris’te”den ise büyük ustanın kendi ülkesinde bile pek tanınımazken 1963’de Fransa’da nasıl büyük bir üne kavuştuğunu ve bu ününün dünyaya nasıl yayıldığını anlatıyor Llosa.

Ekim 1999 tarihli Borges ve Politika’da tahmin edebileceğiniz gibi Borges’in son derece tartışmalı ve değişken siyasi görüş ve tavırlarını ele almış. Bu arada da Borges’in gazete ve dergi sayfalarında kalan dev bir külliyatı olduğunu, bunların derlenip kitap yapılarak aslında çok kısa olan Borges’in bütün eserleri listesine eklendiğini de öğreniyoruz.

2018 tarihli Onetti ve Borges adlı denemede Llosa, Juan Carlos Onetti’nin eserlerinde Borges’in varlığını araştırırken bize Borges’in fantastik sayılan eserlerinin gerçekçi bakışla nasıl değerlendirilebilkeceğini de gösteriyor.

Llosa’nın 2011 tarihli Borges Hanımların Arasında yazısından Borges’in bir zamanlar kadınlar ve ailelere yönelik magazin sayılabilecek bir dergide kitap yazıları yazdığını, bu yazıların da derlenip kitaplaştığını öğreniyoruz. Borges, ciddiyetini hiç bozmadan okuyup sevdiği kitaplardan söz etmiş ki onun okuma dünyasının ne kadar geniş olduğunu, birçok eseri orijinallerinden okuduğunu bir kez daha örnekleriyle görüyoruz.

Son yazı 2014 tarihli Balonla Seyahat’te, Atlas kitabına da yansıyan Borges’in gezginliğini ele almış Llosa. Büyük ustanın gözleri görmezken bile nasıl seyahatler yaptığını, o seyahatlerden nasıl izlenimler edindiğini anlatmış.

“Borges’le Yarım Asır”, Mario Vargas Llosa’nın 1960’lardan  2010’lu yıllara uzanan Jorge Luis Borges ile söyleşilerini, denemelerini, yorumlarını ve kişisel tanıklıklarını bir araya getiren ve bu yönüyle hem bir edebî portre hem de yarım yüzyıllık bir entelektüel ilişkinin kaydı olan bir kitap. Llosa, Borges’i yalnızca metinleri üzerinden değil, gündelik hayatı ve düşünme biçimiyle de görünür kılıyor. Kitap aynı zamanda Vargas Llosa’nın gençlik dönemindeki eleştirel mesafeden olgunluk dönemindeki hayranlığa uzanan bakış değişimini de yansıtıyor. Bu nedenle “Borges’le Yarım Asır”, Borges’i sistematik biçimde çözümleyen bir incelemeden çok, onun nasıl okunduğunu, nasıl algılandığını ve 20. yüzyıl edebiyatındaki yerinin büyük bir yazarın, Llosa’nın gözünden nasıl yeniden kurulduğunu gösteren bir tanıklık metni olarak da değerlendirilebilir.

* Borges’le Yarım Asır, Mario Vargas Llosa, çev. Süleyman Doğru, Can yay. Nisan 2026.  

Yorum yapın