Masthead header

“Biz planlar yaparken hayat…” ya da “gerçek” gerçekler | Burak Soyer

İngiliz yazar Maddie Mortimer’in yazdığı ‘Muhteşem Bedenlerimizin Coğrafyası’ kitabı, vücudunu ele geçiren kanserle birlikte yaşamını baştan aşağı sorguya çeken Lia ve ailesinin hikâyesini odağına alırken, böyle bıçak sırtı bir konuda hayatın kaldığı yerden devam ettiği gerçeğini soğukkanlı bir gerçeklikle okura sunuyor. 

“Trafikte kısa bir boşluk oluşmuştu. Yolun bir tarafını karşıya bağlayan ufak bir geçit. Trafik ışıkları henüz değişmemişti. Önce suratındaki kemikleri dışarı fırlamış bir adam yola atıldı. Ardından mavi okul formalı kız, arkadaşını da çekerek onu takip etti. Lia’nın gözleri, o sırada köşeyi dönen arabaya kenetlenmişti. Araba bir anda belirivermişti, hızla ilerliyordu. Çarpışma gerçekleşmeden önce her şeye tanık oldu Lia. Darbeyi ciğerlerinde hissetti, tıpkı gökyüzünden düşerken gittikçe şiddetlenerek yağmurdan fazlasına dönüşen su damlaları gibi. Acı bir fren sesi. Araç aniden durunca bir anlığına geciken çarpma etkisi. Küçük kızın vücudunu betona çarparken meydana çıkan incecik dizleri. Lia, zamanın katlandığını hissetti, saniyeler üst üste biniyordu sanki. Aman Tanrım, biri yanında bağırmıştı, ama o ne olduğunu göremeden insanlar olay yerine akın etmeye başlamıştı. Hepsi kurt gibi aç birer kemirgendi sanki; katliam yerinden bir şeyler tırtıklamaya çalışıyordu. Lia kusmak istedi.” Sonra mı? Sonrasını The 2022 Booker Prize’a aday gösterilen İngiliz yazar Maddie Mortimer, Timaş Yayınları’ndan Rabia Çelik Özcan çevirisiyle yayımlanan Muhteşem Bedenlerimizin Coğrafyası’nda ayan beyan anlatıyor. Ve enteresandır ki; bahsi geçen Lia’nın hikâyesi nedense her birimizin başına gelebilecek bir trajediyi çok ama çok andırıyor. 

Yukarıda ‘olay raporu’nu yazdığım kazanın ardından Lia gözlerini hastanede açtığında, vücudunda kazadan arta kalan şeylerin sadece kırık çıkıkla kalmadığını anlıyor. Uzun süredir bedenini mesken tutmuş kanserin bütün vücudunu ele geçirdiğini öğreniyor Lia. Kocası Harry, annesi Anne, babası Peter ve kızı Iris’le birlikte yaşayan Lia’nın durumu ailedeki herkesin hem hayata hem de Lia’ya karşı pozisyon değiştirmesine sebep oluyor. Her ne kadar herkes durumu kabullenip elinden geleni yapmaya çalışsa da hayatın o umursamaz tavrı her zamanki gibi devam ediyor. Lia ise bir yandan tedaviye devam ederken diğer yandan da her şeyin başladığı yere, geçmişe giderek yaklaştığı sonu o mutlu günleriyle karşılamak istiyor. Muhafazakar annesi ve bir Peder olan babasının katı dini kuralları altında Tanrı’yla olan bağı kurcalıyor ilk Lia’nın kafasını. Sonra ise Matthew düşüyor aklına. Büyük aşkı. Teninin tenine değdiği ilk kişi, kokusunu bile kendine has bir şekilde içine çektiği Matthew. İkisinin ne çok hayali olduğunu düşünüyor. Yaşlandıkları dönem de dahil. Ama sonra ortadan kayboluyor bir anda büyük aşkı. Belki bir dönemeci de böylece almış oluyor Lia. Harry’yi hatırlıyor bu kez. Doktora öğrencisine gözü kaymadan duramayan kocası Harry. Zamanla aslında aralarındakinin hiçbir şey olduğuna dair gerçekler canlanıyor Lia’nın gözlerinin önünde. Vücudunu keşfe çıkıyor. Belki yok olmaya yüz tutmuş kadınlığını da. Anılar yığını ve git gide ağırlaşan tedavi sürerken kızı Iris’in büyüme sancılarına da tanık oluyor. Iris bir yandan büyümeye çalışırken diğer yandan ise o hastalığı bir türlü konduramıyor annesine. Kabul etmiyor. Ama onunla yaşamak zorunda kaldığının da farkında olarak devam ediyor karman çorman hayatına. Lia’nın hastalığı, aslında birbirinden çok uzakta kalmış bir ailenin fotoğrafını da çekiyor. Kanser onları istemsizce tekrar birbirine yaklaştırmaya çalışırken hayat ise yine bildiğini okumaya devam ediyor. Tüm bu hikâyeden geriye ise Lia’nın doğduğundaki kilosundan 500 gram az olan yanmış kemikleri kalıyor. 

Maddie Mortimer, Muhteşem Bedenlerimizin Coğrafyası’nda ne değişik bir konuya değiniyor ne çok farklı bir ölümcül hastalık hikâyesi anlatıyor, ne de anlattığı hikâyeden şeytanın aklına gelmeyecek çıkarımlar yapıyor. Mortimer, sadece bir hikâye anlatıyor. Kitabın sırrı da hikâyenin bu sıradanlığında yatıyor. Ölümle vuslatına beş kalmış bir kadının manipülasyona açık öyküsünü türlü trajedilere büründürerek, ondan bir “Güneş de doğar” sonucu çıkartmak varken Mortimer, dünyada her gün yaşanan binlerce vakadan birini sunuyor okura. Yazar kullandığı buz gibi dili, zaman arasında gelip gidişleri, Lia’nın bold’la yazılmış, kimsenin kendisini duymadığını ifade eden iç serzenişleriyle öyküyü destekliyor ve ortaya uzun süre akılda yer edinecek bir metin çıkarıyor.  

edebiyathaber.net (23 Kasım 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r