
Bu yazımda 1927 yılında resmi kayıtlara göre 1 Mart’ta ancak annesinin tarifi ile farklı bir tarihte hayata merhaba diyen bir çocuğun yaşamından söz etmek istiyorum. Aile çok yoksuldur. Merzifon her ne kadar Amasya’nın ilçesi olsa da Amasya’dan daha fazla gelişmiştir. İlçede Amerika’nın İngilizce eğitim yapan bir koleji ve Fransızların Katolikliği benimsetmek amacı kurduğu sörler okulu vardır. Merzifon konumu itibariyle Osmanlı dışında Ermeni ve Rumların da yaşadığı bir bölgeydi. Okulun öğretim kadrosu, Rum, Ermeni ve Amerikalılardan oluşuyordu. Fransız Sörler Okulu ise Rum, Ermeni öğrenciler yanında yoksul ailelerin çocuklarına da din adamı olarak yetiştirmek üzere, yatılı eğitim vermektedir.
Özellikle Amerikan Koleji ilçede yaşayanlara hafta sonları kapılarını açar, okuldaki etkinliklere katılımını sağlar. Tüm bunların sonucunda kasaba halkı arasında İngilizce ve Fransızca bilenlerin sayısı artar.
İşte bu ortamda doğan Cemil Eren, ilkokulu bitirdikten sonra okumaya devam edebilmesinin tek yolu parasız yatılı okuyabilmesidir. Erzincan’daki yatılı askeri okulun sınavlarına gitmesi bile başlı başına bir maceradır. Sınavı kazanır. Askeri disiplin çok sıkı olsa da artık karnı doyacak, üşümeyecek ve giyeceği kıyafetleri olacaktır. En önemlisi ise gelecek korkusu yoktur.
Erzincan depremi ile bu kez öğrenciler Konya’ya nakledilir. Bu okulda resim yapmaya, nota okumaya ve mandolin çalmaya başlar. Ardından kemanı da öğrenir. Artık askeri eğitime karşın sanatçı kimliği de ortaya çıkmaktadır.
Ankara’da Harp Okulu’na başladığında askerlikte uzmanlaşmak istediği alan harita sınıfıdır. Böylece resim sanatına olan ilgisine de zaman ayırabilecektir. Bir yandan resim kurslarına devam ederken bir yandan da keman çalma becerisini geliştirir. Giderek askerlikten uzaklaşmaya başlamıştır. Eşref Üren ile tanışır. Artık askerlik ile ressamlık arasında bir seçim yapma noktasına gelmiştir. Mezun olduktan sonra kararını verir, askerlikten ayrılır. Evlenir ve ilk çocuğu dünyaya gelir. Devlet Tiyatrolarında çizilen dekorları sahne boyutuna uyarlamaktadır. Demokrat Parti iktidarının sanatçılara yönelik baskılarından o da nasibini alır. İstanbul’da hücreye atılıp, tutuklanır. Babasının cenazesine bile katılamaz. Üç ayın sonunda serbest bırakılır ama artık işsizdir. Bu sırada Viyana’dan Anıt Kabir inşaatında kuru fresk uzmanı Henrich Jencek ile çalışmaya başlar. Üç ayda Almanca öğrenir. Bugün Anıt Kabir’ in tavanında gördüğümüz halı desenli fresklerde Cemil Eren’in izi vardır. Kullanılan motifleri kilim desenlerinden oluştururken bir yandan da Anadolu’nun geleneklerini Anıt Kabir’e taşımış oluyordu. Giderek yeni işler de almaya başlayan Cemil Eren’in adı da duyulmaya başlar. İlk sergisini Türk-Amerikan Derneği Galerisi’nde açar. Sergi İstanbul’a taşınınca İstanbul’daki resim sanatçıları ile tanışır.
Artarda yeni işler alır. Yurt dışı seyahatleri başlar. Paris seyahati onun yeni çevreler edinmesine fırsat olsa da ekonomik sorunlar nedeniyle bu çok uzun sürmez. Ankara’da yeni arayışlarının ürünlerini gösterebileceği yeni sergiler açar. Cemil Eren sürekli yeni teknikler yaratan bir ressamdır. Bodrumda balıkçıların getirdiği mürekkep balıklarını kullanarak yaptığı resimler bu örneklerden sadece bir tanesidir.
Yakın dostu Nuri İyem ile birlikte açtıkları ortak sergileri de çok ilgi görür. Cemal Eren resmin yanında seramik ve vitray çalışmalarını da sürdürür.
Cemil Eren’in dostları arasında Erhan Bener, Bedrettin Cömert ve Hasan Hüseyin’de vardır. Onun hakkında pek çok yazı yazarlar.
Bir dönem Bodrum’a yerleşir. Bundan dolayı Bodrum ressamı olarak anılmaya başlar. Sık sık yurt dışı gezileri yapar. Ürdün, Almanya, Amerika, Polonya, İtalya, Fransa, Macaristan bu ülkelerden bazılarıdır. Bu ülkelerdeki sergileri ve müzeleri ve galerileri gezer.
Açtığı sergilerde kimi zaman kapıları, kimi zaman Bodrum evlerini kimi zaman limandaki tekneleri resmeder. Beyaz en çok kullandığı renktir. Beyaza yeniden hayat vermiştir sanki.
Bodrumda mürekkep balığı mürekkebi ile ilk Don Kişot çizimlerini yapar. Yaptığı çizimlerden birisi de kendi portresini Don Kişot olarak çizmesidir. Haklıdır çünkü o alaylı bir ressam olarak Türk resminin Don Kişot’udur.
Son sergisini 13 Haziran 1999’da atölyesinde oğlu Barış, kızı Zeynep’in eserleriyle birlikte açar.
Bugün Cemil Eren’in izlerini görebileceğimiz yerleri kısaca anımsamak istersek; Anıt Kabir ’deki kilim desenli fresklerden başlayıp Akün Sineması’na, şimdiki TRT Arı Stüdyoları eskiden Arı Sineması ve Karayolları Genel Müdürlüğü başta olmak üzere pek çok kurumdaki seramik ve vitray çalışmalarında karşımıza onun imzası çıkar.
Merzifon’da yoksul bir ailede doğan ve sırf karnı doysun, üşümesin diye yatılı okula gönderilen bir çocuktan akademik eğitim almadan uluslararası bir ressam olmanın öyküsüdür Cemil Eren’in yaşamı.
Üç ayda yabancı dil öğrenip, uluslararası boyutta başarılara uzanan yolculuğu 29 Kasım 2016 yılında Ankara’da sona erer.
Bu değerli ressamın Ay ve Altı Kuruş adlı son sergisi Ankara’da Kuleli Sok.N.61-A da bulunan Maarif Modern Sanat Galerisi’nde 14 Haziran 2026 tarihine kadar görebileceğinizi ve bu yazıda kaynak olarak kullandığım Erhan Bener’in yazdığı ve resimlerinin de yer aldığı Cemil Eren kitabını edinebileceğinizi delirtmek isterim.


















