Masthead header

Animal Triste: Belleğin romanı | Didem Erdiman

“Yaşlılıktaki iyi yönler hakkında söylenen her şey ya aptalcadır ya da yalan; örneğin yaşlılığın bilgeliği hakkında söylenenler, sanki canlı canlı çürümeden bilge olunamazmış gibi. Yavaş yavaş sağırlaşmak, körleşmek, katılaşmak, bunamak.” Çocukluğunda İkinci Dünya Savaşı’na, Berlin Duvarı’na şahit olan ve bu durumun yarattığı toplumsal sorunlardan etkilenen adını roman boyunca öğrenemediğimiz yaşlı kadın, hayatı sorgularken iç hesaplaşmalar da yapar. Duvarın yıkılmasıyla kendini yeni bir yaşamın içinde bulmuş ve hayatında derin izler bırakacak bir aşkın içine düşmüştür. “Savaşlar olmasaydı erkekler de kadınlar gibi yalnızca insan olurlardı, erkeklere atfedilen ölümden korkmama ve şövalye sadakati gibi belirli özelliklerin yalnızca savaş aracılığıyla yüceltilmesi değildir bunun tek nedeni; savaş, erkeklerin kökünü kazıyarak onları çok kıymetli kılmıştır.” Hafıza ne kadar zayıflarsa zayıflasın derin izler bırakan hatıralar aracılığıyla yer yer silinmeye yüz tutmuş olsa da geçmiş yeni baştan yazılabilir. Romanın başkahramanı yaşlı kadın geçmişini sis bulutu içinde hatırlamaya çalışır, belki de zihninde en çok büyük aşkı Franz’la yaşadıkları kalmıştır.

“İnsanların yaşamış olmaya bile değmeyen önemsiz olaylardan oluşan dağları belleklerine neden yığdıklarını ve neden onları yüz defa belki de daha fazla eşeleyip durduklarını ve sanki yaşamaya değmiş bir yaşamın kanıtı olmaya uygunlarmış gibi sunduklarını da anlayamıyorum.” Berlin Duvarı öncesi ve sonrası yaşananlar, toplumun bütün bu değişimlerin sonucunda içine düştüğü kimlik arayışı gibi, kadın da hayatındaki değişimlerle uğraşır, anlam arayışına girişir. İki farklı Almanya ve iki farklı karakter bir aradadır. “Franz’a duyduğum hislerin dizginlenemez yönünün onların dinozorca hisler oluşundan kaynaklandığını ise çok sonraları fark ettim veya şöyle oldu: İçimde böyle seven yanın dinozorca, biraz kadim, atavist bir şiddet içeren, her türlü uygarlık normunu hor gören bir yan olduğunu kavradım, dile gerek duyan hiçbir yan Franz’a olan aşkım karşısında haklı olamazdı.”

Doğu Berlin’de bir müzede çalışan kadınla, Batı Berlin’de yaşamış olan evli Franz’ın yasak aşkını anlatan Animal Triste, dönemin sorunlarına ve yaşanan değişimin sonuçlarına arka planda yer yer değinirken, büyük aşk yaşayan bir kadının içinde bulunduğu durumun nasıl hayatının en temel meselesi haline geldiğini de anlatır. “İçimde öyle çok gençlik, öyle çok başlangıç vardı ki, ancak şiddetli ve güzel bir son düşünülebilirdi; ben yavaş yavaş ölüp gitmek için yaratılmış değildim, çok iyi biliyordum bunu. Şimdi yüz yaşındayım ve hâlâ yaşıyorum.” Orta yaşa gelene kadar gerçek hiçbir aşk yaşamamış olan kadın, gecikmiş bir aşk hikâyesi içinde hayatını yeniden kurgular. Zaman zaman mantığını kaybeder gibi olsa ve aklından delice fikirler geçse de hayatının her döneminde defalarca hatırlayıp tekrar tekrar zihninde yaşattığı bu aşk hikâyesiyle birlikte yaşamayı seçer. Sevgilisi Franz dışında onun için her şey önemsizdir. O artık olmasa bile onun yarattığı mutluluk ya da üzüntüyle yaşamayı tercih eder. Kocası ve çocuğuyla ilgili detayları bile hatırlamaz olmuştur yaşlı kadın. “Şehir elverişsiz olanla ve kestirilmeyenle, benimle ittifak halindeydi,” der hızla değişen hayatın belirsizliğini vurgulamak için. Doğadan uzaklaşmış olduğu için modern toplum düzenine uyum sağlamakta zorlanır. Toplumsal değişim süreçleriyle ilişkili olarak yaşadığı aşk da sorun olmaya başlar. Sevgilisi evlidir. Farklı bakış açıları içinde birbirlerini anlamaya, tanımaya, buluşup görüşmeye çalışırken birçok zorluk yaşarlar. Hayatında  iz bırakan bu aşkın günün birinde bittiğine inanmak istemeyen yaşlı kadın onu hatırlarken ilişkinin bazı yerlerini unutmayı tercih eder. Böylece hikâye zihninde hiç bitmeyecek, yaşadığı süre boyunca yeniden yeniden şekillenecektir. “Yılların akışı içinde, unutmak istediğim şeyi bir daha hatırlamamayı öğrendim. İnsanların yaşamış olmaya bile değmeyen önemsiz olaylardan oluşan dağları belleklerine neden yığdıklarını ve neden yüz defa belki de daha fazla eşeleyip durduklarını ve sanki yaşamaya değmiş bir yaşamın kanıtı olmaya uygunlarmış gibi sunduklarını da anlayamıyorum.”

Kendine has bir dil kullanan yazar roman boyunca bunu bazen çok yükseltiyor, bazen dengede tutuyor. Aşkın hiçbir sosyal anlamı olmayan saplantılı ve ehlileşmez yanına özgün bir bakış açısıyla dokunuyor. Yer yer kendini bu duruma fazlasıyla kaptırmış olsa da aslında bir yönüyle tamamen insana dair derinlikli duyguların gelgitler içinde olduğuna göndermeler yapıyor. Alef Yayınevi tarafından Mustafa Tüzel’in nitelikli çevirisiyle okurla buluşan Animal Triste, yazarı Monika Maron’un akıcı ve cesur anlatımı, işlediği evrensel temalar ve incelikli üslubuyla her daim okunmaya değer bir klasik.

Didem Erdiman – edebiyathaber.net (23 Eylül 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r