Bazı cümleler, bir kitabın ya da filmin içinde saklanmış halde karşımıza çıkar ve bir anda düşünce biçimimizi, hatta hayat yolumuzu değiştirebilir. Yazarlık da böyle değil midir zaten? İçimize düşen küçük bir kıvılcımla başlar, sonra bizi adım adım geliştiren bir serüvene dönüşür.

Bu söyleşide, yazarların kendi ilham kaynaklarına, yazma alışkanlıklarına ve iç dünyalarına samimi sorularla dokunuyoruz. Her yanıt bir sahneye dönüşüyor, her sahne okura yeni bir kapı aralıyor.
Orhan Pamuk’un Yeni Hayat kitabı “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” diye başlar. Sizin şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar arasında hayatınızı değiştirmese bile etkilendiğiniz, okumasaydım çok şey kaybederdim diye düşündüğünüz bir kitap var mı?
Okumasaydım eksik hissedebileceğim tek bir kitap ya da bir yazar söylemem zor. Bir yazarın dilini, üslubunu seversem onun tüm eserlerini okumak isterim. İlk aklıma gelen isimler, zamanına göre oldukça özgür yazabildiğini düşündüğüm Sevgi Soysal, modern ve deneysel çizgisi ile Leyla Erbil ve öykü türünde çok etkilendiğim metinleri olan, Nezihe Meriç sanırım. Kendi dilimde yazılmış bu değerli kadın yazarların eserlerini okumasaydım çok şey kaybederdim.
Yazmaya başlamanıza ya da yazı biçiminizi dönüştürmenize ilham olan bir film oldu mu? Olduysa hangi sahne sizi etkilemişti, bizimle paylaşır mısınız?
Yazma sürecinde romanıma farklı bir bakışla bakmamı sağlayacak kitaplar okuduğum gibi filmler de izledim. Ama siz sorduğunuzda aklıma ilk gelen filmlerin, Christian Petzold imzalı filmler olduğunu fark ettim.
Bu yönetmenin sakin, fakat izleyiciyi derinden etkileyen tarzını çok seviyorum. Barbara, Undine ve Transit severek izlediğim filmlerinden olsa da özellikle Kızıl Gökyüzü (Roter Himel) roman dosyamın bittiği bir döneme denk gelmiş; çok katmanlı hikâyesi, karakterlerden birinin dünyayı sadece kendi romanı ve kendi meselelerinden ibaret bir yer olarak görüşü ve bu düşüncesinin dönüşüme uğraması açısından epey etkilemişti.
Yazma biçimime doğrudan etkisi olmasa da atmosferi, müzikleri, hissi ile o an ki ruh halime iyi gelen bir film olmuştu.
Haruki Murakami, yazarlığın bedensel güç gerektirdiğini ve her gün koştuğunu ya da yüzdüğünü anlatır. Sizin düzenli bir spor alışkanlığınız var mı? Varsa bu fiziksel pratiğin yazma sürecinize etkisi nedir?
Yazma sürecinde beyin ve beden dengesinin olması gerektiğine inananlardanım.
Özellikle bilgisayar başında saatler geçiren bir insan olarak esneklik, güç ve dengeye dayalı bir spor olan Maxi Former yapıyorum. Saatlerimi spor salonunda geçirmeden bana hem bedensel hem de zihinsel olarak iyi geldiğini düşündüğüm, sıkılmadan yaptığım bir spor olarak benim için müthiş bir buluş.
Onun dışında açık havada yaptığım tempolu yürüyüşler bana çok iyi geliyor. Bu yürüyüşlerin mekânı her zaman doğa olmak da zorunda değil. Şehirde yaptığım, özellikle eski İstanbul, Beyoğlu rotası yürüyüşlerinin bakmayı değil görmemi sağladığını, şehrin kaos ve temposunun içinde yazılarım için sonsuz kaynak bulabildiğimi söyleyebilirim.
Virginia Woolf, “Para kazanın, kendinize ait bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın…” diyerek birçok kadına yazma cesareti verir. Bu sözden yola çıkarak, siz yazmaya yeni başlayan birine ne tavsiye ederdiniz? Bir yazarın en başta hangi gerçeğe ya da duruma hazırlıklı olması gerekir sizce?
Birine tavsiye vermek gibi değil de… Kendimde eğer olmasa yazamayacağımı bildiğim disiplinden bahsedebilirim. Belli bir düzenle, her sabah belli bir saat aralığında, bilgisayar başına oturmadan, bu iş olmazdı. Aldığım notlar, yarım kalan hikayeler, tamamlanmamış dosyalar, önümde yığılmaktan öteye gitmezdi. Özellikle bir romana çalışırken, kendi kendime uyguladığım baskı. Ve yazamadığımda hissettiğim o ödevini yapmamış çocuğun hissettiği suçluluk hissi, ne kadar olumsuz görünse de roman yazma sürecimi olumlu anlamda etkiledi. Yazma rutini oluşturmak ve bu rutinden çok önemli bir şey olmadıkça çıkmamak oldukça önemli.
İnsanlar genelde okudukları kitabın altını çize çize okur. Peki, siz bir yazar olarak kendi yazdıklarınız arasında altını çizeceğiniz bir cümle seçseniz hangisi olurdu? Neden?
Öyle Uzak ki Evim ilk romanım, onu yazan kişi ben olmasaydım, okuyucu olarak, ada atmosferinin anlatıldığı bölümleri kesin çizerdim.
Bir de Aslı karakterinin sorup okuyucuya da sordurduğu cümlelerden biri olan, sayfa 13’te yer alan, editörümün de arka kapak yazısına taşıdığı bir cümle var ki onu mutlaka çizer ve kendime de bu soruyu sorardım.
Bir insan hakkında her şeyi bilmek mümkün mü?

















