Söyleşi: Şenay Eroğlu Aksoy
Sosyal medya kullanımıyla, örgütlenmenin, birlikte hareket etmenin kolaylaştığı bir dönemde Ankara’da faaliyet gösteren irili ufaklı okur grupları iyiden iyiye artmış durumda. Onlu sayılardan başlayıp binleri bulan üye sayılarına bakıldığında nasıl örgütlendikleri, okuma takvimleri, grup içi karar alma süreçleri merak konusu… Edebiyatın mutfağında duran bir yazar olarak Ankara’daki okur gruplarına biraz daha yakından bakarken kitaplar, yazarlar ve birbirleriyle kurdukları bağı görünür kılmak, tüm bu emekten geriye kalanlara yeniden bakmak amacıyla bir dizi söyleşi yapmaya karar verdim. Bunlardan ilkine İnadına Edebiyat grubundan Ali Bektaş’la başlıyorum.
Şimdiden sorulara samimiyetle yanıt veren, söyleşiye katılan tüm gruplara teşekkür ediyorum.

İnadına Edebiyat, ne zaman, nasıl kuruldu? Çevrim içi buluşmalar dışında toplanmak için gerçek bir mekânınız var mı?
İnadına Edebiyat Kitap Kulübü, resmî olarak 30 Ağustos 2025’te kuruldu. Henüz kulüp yokken bir gün sosyal medyada doğaçlama bir paylaşım yaptım. Yarın iş çıkışı Kurtuluş Parkı’na gidip kitap okuyacağım, haydi kitabını, kahveni al gel birlikte okuyalım dedim. Biraz da eğlencesine yapılan bu paylaşım beni şaşırtan güzelliklerin başlangıcı oldu. Bir gün önce paylaşılan bir çağrıya 40’ın üzerinde kitap dostu karşılık verdi. Termoslar, çaylar, kekler, böreklerle adeta şenliğe dönüşen bir buluşma oldu bu. Unutulmazdı. Sonrasında gelemeyenlerin tekrar yapalım mesajları, gelenlerin bu buluşmaların düzenli yapılması talepleri derken sanırım hiç farkında olmadan kulübün temelleri orada atıldı.
“İnadına Edebiyat” olarak her ay bir grup kitabı belirliyor ve coğrafî sınır gözetmeksizin tüm üyelerimizin katılabildiği çevrim içi bir buluşmada kitabı tüm yönleriyle tartışıyoruz. Seçilen kitaba göre bazen yazarın da katıldığı bir söyleşiye evrilebiliyor bu buluşmalar. Sorunuzun kaynağında “çevrim içi” vurgusu olduğu için önce bu kısmı belirtmek istedim. Yüz yüze buluşmalarımıza ise Ankara’da başladık ve aslında ilk büyük buluşmamız sanılanın aksine çevrim içi değil, 7 Eylül 2025’te yüz yüze yazar söyleşisi şeklindeydi.

7 günlük bir kulüpken Ankara’da pek de alışık olunmayan bir kalabalıkla ilk söyleşimizi yapınca hâliyle kulübümüz dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Yüz yüze buluşmalar için bize ait bir mekân yok ama gökyüzü bizimdir, gökyüzü herkesindir düsturuyla buluşma noktalarımızı belirliyoruz. Ankara’da mekânsal olarak belirli yerler öne çıksa da biz “yenilik” ilkemizin de bir gereği olarak farklı sürprizlerle kitap dostlarımızı her an başka bir yere davet edebiliriz. İlgilenenler mutlaka güncel duyurularımızı takip etsin isteriz.
Sizi bir araya getiren temel motivasyon neydi? Grubunuzun hep gözettiği bir çalışma biçimi ya da manifestosu var mı?
Tüm insan topluluklarında kurumsallaşma adına misyon, vizyon, ilke, kural vs belirlenir. Ama içselleştirilmeyen ve belirli tecrübelere dayanılmadan ezbere üretilen her şey gibi bu ulvi amaçlar da anlamını yitirmeye mahkumdur. İnadına Edebiyat, 8. ayını henüz doldurmak üzere ama benimle birlikte yönetim kurulumuzda yer alan birçok arkadaşım iyi okur olma çabasının yanında edebiyat gündemini, olup bitenleri, kültürel etkinlikleri yakından takip eden bir ekip. İyi ve kötü yönetim örneklerine şahitlik eden, doğru ve yanlış işleri fazlasıyla tecrübe etmiş bir ekip olarak temel motivasyonumuzu, ilkelerimizi, parolamızı bu zemin üzerine inşa ettiğimiz için belirlediğimiz hiçbir şey tesadüfî değildir. Bizim temel motivasyonumuz, edebiyatı kitleselleştirmek. Bizim milletimiz okumuyor ya, kolaycılığına meydan okumak. Ama bunu yaparken de iyi ve nitelikli edebiyattan taviz vermemek. Edebiyatı kitleselleştirmek gibi beylik bir sözü popüler kültürün kuyruğuna takılarak yapmanın kolaycılığını da reddediyoruz. “Vasata İnat Yaşasın Edebiyat” parolamızı her söyleşimizden sonra salonu dolduranlarla birlikte haykırırken slogan atmıyor, vasatın ve vasatlığın karşısında olduğumuzu beyan ediyoruz. Kendimizi buna mecbur bırakıyoruz. Yazarlarımızı ağzına kadar dolu salonlarla buluştururken bize güvenip gelen okur dostlarımızı yeni bir vasatlığın göbeğine çekmiyoruz. Ne diyorduk, içselleştirilmeyen ilkeler sadece kâğıt üstünde kalır ama biz tüm ilkelerimizi tecrübelerimize, gözlemlerimize ve bildiklerimize dayanarak belirledik. “Nitelik, nezaket, yenilik, samimiyet ve güler yüz” ilkelerimizi “vasata inat, yaşasın edebiyat” parolamızla bütünleştirerek başlıyoruz tüm etkinliklerimize. Her bir ilkemiz, eksikliği en çok hissedilen, en çok suistimale uğrayan ama bir kitap kulübünün merkezinde gerçek anlamıyla yer bulması gereken kavramlardır. Biz bunlara sımsıkıya bağlıyız ve aklımızdan, gönlümüzden hiç çıkarmadan çalışmalarımızı sürdürmeye çalışıyoruz.

Grup üyelikleri konusunda özel şartlarınız var mı, varsa bunlar nelerdir?
Kitap okuyan veya kitap okuma alışkanlığı edinmek isteyen, kitap okuyan başka insanlarla tanışıp bu çağın sığlığından kurtulmak isteyen herkese kapımız açık. Böylesine güzel bir adım atmak isteyene kapılarımız ardına kadar açık. Kulübün işleyişinde de katı kurallara hapsedilmiş, otorite ile korkutulmuş bir anlayışı reddediyoruz. Gerçek okurlarla, tamamen gönüllülüğe bağlı katılımlarla etkinlikler düzenleyen, bu yolda ilerleyen bir düzenimiz var. İlk günden beri şuna inandık: Sahnenin önü kadar işin mutfağı da keyifli olmalıdır. Kitap ve edebiyat dışı kişisel amaçlarınız yoksa, yaşamın sıradanlığından sıyrılmak için gönüllü insanlarla bir araya gelmişseniz, emeği, vefayı, çıkarsız dostlukları her şeyin üstünde tutuyorsanız yaptığınız işin samimiyeti de emin olun herkese fazlasıyla yansıyor. Sayımız hızla artarken topluluğun işleyişinden mümkün ölçüde herkesin memnun olabilmesi için bazı kurallar da koymak gerekiyor hâliyle. Nitelikten ve nezaketten ödün vermeyen, empati duygusu gelişmiş, vasattan kaçan onlarca insan için bu ufak kurallar kendiliğinden oluşuyor ve karşılıklı anlayışla yolculuğumuz kendiliğinden güzelleşiyor.
Okuma takvimi, okunacak kitaplar, sunumlar, yazar buluşmaları… Tüm bunları nasıl planlıyorsunuz? Tüm grup üyeleri karar süreçlerinde yer alıyor mu?
Takvim meselesinde aslında hiç acele etmiyoruz, vaktin ruhuna inanıyoruz biraz. Tamamıyla plansız değiliz ama esnekliğimizi de korumayı seviyoruz. Kitap dostlarımızla sürekli taze kalan, yaşayan bir edebiyat sohbeti ağımız var. Gelen her bir öneriyi yönetim ekibimizle heybemize dolduruyor, süzgecimizden geçirip tekrar bir listeyle oylamaya sunuyoruz. Nihayetinde verilen kararla birlikte, hep beraber tek bir eserin üzerine eğilip tabiri caizse en derin tahlillerini yapıyoruz. İster ekran başında çevrim içi ister yüz yüze buluşalım, aynı istikrarla, aynı heyecanla sürüyoruz izleri. Ezcümle, işler iki ana eksende ilerliyor diyebiliriz. Her ay bir kitabı “inatçı okurlarımızın” oylarıyla belirliyor ve ay sonunda çevrim içi olarak buluşup kitap üzerine bazen yazarının da eşlik ettiği bir buluşmayla o ayı nihayetlendiriyoruz. Bir diğer eksende de yüz yüze buluşmalarımız var. Yoğun katılımla gerçekleşen yazar söyleşilerini, inatçı okur dostlarımızla kahve, kahvaltı, iftar, tiyatro, atölye gibi buluşmalarımızı da bu eksende sayarak genel durumu özetleyebiliriz.

Sosyal medya hesabınızdaki takipçi sayısı ve grubunuzun üye sayısı arasında nasıl bir oran var? Takipçi sayısını artırmak sizinler için bir hedef mi? Yanıtınız evetse neden?
Kulübümüzün @inadinaedebiyat kullanıcı ismiyle tüm sosyal medya platformlarında (Instagram, X, YouTube, Pinterest, TikTok, 1000Kitap) hesabı bulunuyor. Bu hesaplar için içerik üreten ve bu sayfaları yöneten çok enerjik, genç, heyecanlı ve yenilikçi bir sosyal medya ekibimiz var. Bu ekip, toplumumuzun tüm kesimlerinin kitap okuma alışkanlığı kazanması için farkındalık oluşturmak adına keyifli içerikler üretiyorlar ve bu konuda çok sayıda iltifat aldığımızı da belirtmeden geçemeyeceğim. İnadına Edebiyat Kitap Kulübü, tüm duyurularını bu sosyal medya hesaplarından yapmakla birlikte “İnadına Edebiyat”a üye olarak “inatçı okur” unvanını kazanmak WhatsApp grubumuza üye olmakla gerçekleşiyor. 8 aylık bir kulüp olarak çok kısa sürede büyüdük, kitap kurtları hâlâ da yoğun ilgi göstererek aramıza katılmaya devam ediyor. Bu büyümenin parasal ilişkilere, reklamlara, özel davetlere dayanmadan kendiliğinden gerçekleşmesi en büyük gurur kaynağımız. Bugün itibarıyla WhatsApp grubumuza katılarak “inatçı okur” unvanını alan 1.000’e yakın kitap dostumuz var. Instagram başta olmak üzere tüm sosyal platformlarda da sayımız hızla artıyor. Günümüzün sanal dünyası artık kendi ürettiği yalanlara kişinin kendisini de inandırmayı başarıyor ne yazık ki! Okuyan, yazan, nitelikten ödün vermeden iyi şeyler üretme mücadelesi veren insanları bir araya getirirken “takipçi sayısı” aldatmacasına düşmedik, düşmüyoruz. Sosyal medyadaki takipçi sayılarının aldatıcılığı ve gerçekliğinin kontrol edilemezliğini herkes çok iyi biliyor aslında. Biz, nitelikten ödün vermeden edebiyatı kitleselleştirmek istiyoruz. Bunu takipçi sayılarıyla değil, yazar konuklarımızı ağzına kadar dolan salonlarda kitap kurtlarıyla buluşturarak gerçekleştiriyoruz. 8 ay gibi kısa bir sürede özellikle Ankara’da ve yakın zamanda İstanbul’da da başlayan yazar söyleşilerimiz bu anlattıklarımın tamamının özeti sayılabilir. Sosyal medya kapsamında mı değerlendirmek gerek bilmiyorum ama sanırım büyük bir internet sitesi olan tek kitap kulübüyüz. www.inadinaedebiyat.net adresinde de kitap ve film incelemeleri, sitemiz yazarlarının öykü ve denemeleri, kitaplardan haberler, yazar röportajları aktif olarak yer almakta. Bu soruyu cevaplarken az zamanda ne çok iş yapmışız diye düşünmeden edemiyor insan. Şimdi gidip bu harika ekibimize sarılmak istiyorum.
Yazarlara ulaşmanın kolaylaştığı bir ortamda, kitaplardan çok yazma ritüellerinin, yazarların gündelik hallerinin daha görünür kılındığı kanısındayım. Kitap kapakları, imzalı sayfalar, popüler yazarlarla çekilmiş afili fotoğraf kareleri akıp geçiyor önümüzden. Tüm bunların içinde yazarı bir kenarda tutarak, kitapları, iyi edebiyatı görünür kılmak nasıl mümkün olur sizce?
Vitrin süslerini konuşmak işin en kolayı ama biz zoru seçiyoruz biraz. Yazarı bir ‘ünlü’ gibi değil, metnin içindeki bir işçi gibi görüyoruz. Hakkınız var, bugün sosyal medya afili karelerle, dolup taşıyor olabilir. Hem etkinliğin hakkını vermek hem de güzel anları bir hafızaya dönüştürmek adına biz de yapıyoruz bunu. Sonuçta orada olanların bir beklentisi, bir anı biriktirme arzusu da var, bunu da görmezden gelmiyoruz. Ama mesele tam da burada başlıyor işte; fotoğraf karesi bizim için bir amaç değil, sadece o günkü tahlilin bir hatıra fotoğrafı. Seçimlerimizi yaparken özellikle “popülerin inadına” sadece ismi parlatılmış olanın değil, kalemiyle o ismi hak edenlerin peşine de düşüyoruz. Hakkıyla duyulması gereken ama vasatın gürültüsünde boğulan sahici kalemlere alan açmak bizim en büyük derdimiz aslında. İyi edebiyatı görünür kılmak için yazarı yer yer bir kenara bırakıp, eserin sarsıcı gücünü masanın tam ortasına koyuyoruz. Bizim için yazarın gündelik hâlleri değil, metnin yarattığı sarsıntı kıymetli. Şovun ve ambalajın hüküm sürdüğü bu zamanlarda, asıl edebiyatın sesini, yani metnin kendisini bağırarak değil, derinlemesine tahlil ederek duyuruyoruz. Düzenlediği tüm söyleşilerin sonunda o günün güzelliğini videolarla ölümsüzleştirmeyi de görev edinmiş bir kulüp olarak bu soruda belki bize de bir taş gelmiş olabilir. Burada çok ince bir çizgi var. Bunun altını tekrar tekrar çizmek var. Bazı isimler var ki, popülerliği nedeniyle zaten nereye gitse kitlesini de arkadan sürükleyebilir. Biz bunun peşinde değiliz. Ana amacımız o isimlere ulaşıp gösterişli işler yapmak değil. Biz iyi edebiyatın içinde kalemiyle var olmaya çalışan isimlerin de hak ettiği ilgiyi göreceği ve günün sonunda herkesin mutlu ayrılacağı birlikteliklerin zeminini oluşturmak için var gücümüzle çalışıyoruz.
Çok okunan/ çok takipçisi olan yazarlar ya da büyük yayınevleri, çalışma dinamiklerinizi nasıl etkiliyor?
Edebiyatımızın dertleri ve endişelerimiz benzer olunca bir önceki soruyla benzer bir cevap olacak hâliyle. Büyük yayınevlerinin ya da çok takipçili yazarların etkileşim gücü, varlığı ve ulaştıkları kitle yadsınamaz bir gerçek. Popüler olanla bir derdimiz yok elbet ama yeter ki o popülerliğin altı nitelikli edebiyatla dolu olsun. Bir yazarın takipçi sayısından ziyade, kelimeleriyle kurduğu dünyanın derinliğine bakıyoruz biz. Çalışma prensibimiz, büyük yapıların sunduğu imkânlara sırt çevirmek değil ama o imkânların içinde kaybolmadan “vasata inat” diyerek her zaman nitelikli olanın peşinden gitmek üzerine kurulu. O rüzgârın bizi hangi edebi limana götürdüğüne odaklanıyoruz. Eğer size inanan, samimiyetinize güvenen, tek derdinizin edebiyat olduğunu her buluşmada derinden hisseden okur dostlarınız dışında kimseye borçlu hissetmiyorsanız bu tür açmazların içinden çıkmak sanıldığı kadar da zor olmuyor. Takipçi sayılarının çokluğuna, sermayeye, güce, popülerin konforuna sırtını dayayarak yelkenini doldurmanın hem uzun vadede kitap okuruna bir faydasının dokunmayacağını çok iyi biliyor hem de bu konuları gündemimizin dışında tutmaya özen gösteriyoruz. Çünkü ne diyoruz, “Vasata İnat, Yaşasın Edebiyat”



















