Adı Kadın: “Kadınların Sesine Açılan Bir Kapı”

Mart 5, 2026

Adı Kadın: “Kadınların Sesine Açılan Bir Kapı”

Söyleşi: Melike Pehlivan İşler

Edebiyatın ve feminist bakış açısının güçlü bir örneğiyle buluşuyoruz bugün : ADI: KADIN. Projenin yaratıcısı ve koordinatörlerinden Yasemin Seven Erangin, ile bir araya gelerek, Türkiye’nin kadın hafızasını kayıt altına alan, görünür kılan ve gelecek nesillere aktaran bu eşsiz platformu konuştuk.


Farklı kuşaklardan, şehirlerden ve yaşam deneyimlerinden kadınların hikâyeleri bu projede buluşuyor: Genç bir kadının umudu, yaşlı bir kadının deneyimi, görünmeyen mücadeleler ve susturulmuş öyküler. ADI: KADIN, sadece bir derleme değil; kadınların seslerini duyurmayı, öykülerini sahiplenmeyi ve dayanışmayı güçlendirmeyi amaçlayan bir platform, bir manifesto ve kültürel bir miras.
2030 yılında, bugün seçkilere bakıldığında kadınların direnci, düşleri ve mücadeleleri hâlâ ilham vermeye devam edecek. Yasemin, Ülkü ve Aliye’nin bu vizyonu, edebiyatın sınırlarını aşarak kadınların hikâyelerini görünür kılmayı ve onları bir hafıza hâline getirmeyi hedefliyor. ADI: KADIN, Türkiye’nin kadın hafızasıdır.

İlk kitabın “Annemin Son Dört Günü” Sana bu kitabı yazdıran duyguyu bizimle paylaşabilir misin biraz?

YASEMİN SEVEN ERANGİN: Çocukluğumdan bu yana yazan bir kadınım. Yazmak benim için hiçbir zaman sadece bir ifade biçimi olmadı; çoğu zaman bir tür hayatta kalma refleksi oldu. Bu kitabı yazdıran duygu da aslında bir “kusma” hâliydi. İçimde biriken, yıllarca defterlere dökülen, sustuğumda ağırlaşan ne varsa artık dışarı çıkmak zorundaydı.
Çok uzun yıllardır defterler tutuyorum. Okuyan, düşünen, dünyayı ve özellikle bu coğrafyada kadın olmayı dert eden biriydim. Ama yalnızca kadın olmayı değil; LGBTİ+’ların yaşam hakkının sınırlandırılmasını, ötekileştirilmelerini, şiddete maruz kalmalarını, öldürülmelerini de içimde taşıyordum. Bu bir vicdan yüküydü. Ve o yük bir noktadan sonra susarak taşınamıyor.
Annemin Son Dört Günü biraz da o yüzden çıktı ortaya. Kişisel bir hikâye gibi görünse de aslında kolektif bir acının, bir tanıklığın içinden yazıldı. Hem çok kişisel hem çok politik bir yerden…
Dosyayı 6.45 Yayınları’na gönderdiğimde açıkçası bir beklenti içinde değildim; sadece artık onu içimde tutamayacağımı biliyordum. Ertesi gün aradılar, sağ olsunlar. O an şunu hissettim: Demek ki dert sadece benim değilmiş.
Kısacası o kitabı bana yazdıran şey “edebiyat yapmak” değildi. Dertler yazdırdı. Susamamış olmak yazdırdı. Ve belki de biraz, iyileşme ihtimali…

“Delikli Tencereler Neden İsyan Eder” öykü kitabından bahsedelim mi biraz? Kadınlar hatırlıyorum ben dirayetli, kendi sınırlarını kendi çizen ve sonuçlarına katlanan. Kadınlık meselen mi?

YASEMİN SEVEN ERANGİN: Delikli Tencereler Neden İsyan Eder… Bu kitap, kadınların, görünmeyen ama derinden hissettiren dirençlerini anlatıyor. Ben büyürken hep dirayetli kadınları gözlemledim: Kendi sınırlarını çizen, bedelini göze alan, çoğu zaman susmak zorunda bırakılan kadınları… Bu sadece bir “kadınlık meselesi” değil; dişi olarak dünyaya gelmiş herkesin meselesi. Ve evet, bu meseleyi yaşayan herkes, sessizce, fark edilmeden acı çekiyor.
Hem ilk kitabım Annemin Son Dört Günü hem de Delikli Tencereler Neden İsyan Eder, görünmeyeni görünür kılma çabası. Oradaki çoğu hikaye gerçek, ancak okuyanlar çoğu zaman soruyor: “Gerçek mi bunlar?” Evet, gerçek. Duymadığımız, sosyal medyada gezinmeyen, hashtag yapılmayan, kameralara yansımayan her kadının yaşadıkları. Biz, zor bir coğrafyada kadın olarak, ünlü değilsek daha da görünmeziz. Yaşam hakkımızı savunmaya çalışıyoruz. Her adımımızda kuşatılmış durumdayız.
Benim meselem bu: Sessizliğe mahkûm edilen kadınların öykülerini yazmak, onları görünür kılmak. Bunu yapmak zorundayım çünkü sadece kadın olduğum için çoğu zaman toplum tarafından susturuluyorum, küçümseniyorum, hatta tehdit ediliyorum. Bu kitap, benim çığlığım, kadınların çığlığının bir parçası. Feminist bir perspektiften bakarsak, bu kitap aynı zamanda bir uyarı: Dünya üzerinde kadın olmak hâlâ bir mücadele. Ama bu mücadele, susturulamayacak kadar güçlü, görünmez olamayacak kadar gerçek.
Kadınlar yazmalı, seslerini duyurmalı ve birbirlerinin hikayelerini sahiplenmeli. Ben bunu yaptım; kimse benim yerime bunu yapamaz. Delikli Tencereler sadece bir kitap değil, sessiz kalınan hayatlara uzanan bir el, dirayet ve dayanışmanın öyküsü.

Sonra bizi polisiye bir novella ile selamladın. Bu geçişi neye borçluyuz?

YASEMİN SEVEN ERANGİN: Polisiye her zaman ilgimi çeken bir alan oldu; bu dünyayı denemek istedim. Başardım mı, onu okuyanlar karar verir, ama benim için çok özel bir deneyimdi. Oğuz’un hikayesini çok sevdim. Oradaki kadın kahraman Asiye, az önce kadınlarla ilgili söylediklerim üzerinden şekillenmiş bir karakter. Kayıpları olan, toplumsal çözülmede ilk harcanan, mobbinge uğrayan bir kadın… Onun hikayesi, yaşadığı zorluklara rağmen dirayetli ve kırılganlığıyla gerçek bir varoluş sunuyor.
Oğuz ise tamamen kendine odaklanmış bir erkek; zor bir öyküsü var, ama güçlü bir karakter. Bu karşıtlık, benim için polisiye türünü deneyimlemeyi hem heyecan verici hem de düşündürücü kıldı. Kadınların ve erkeklerin dünyasını bu şekilde karşılaştırmak, onların seçimlerini, güçlerini ve kırılganlıklarını gözlemlemek benim için yeni bir yazarlık yolculuğu oldu.
Polisiye denemem, sadece gerilimi ve gizemi anlatmak değil; aynı zamanda toplumsal gözlemlerimi ve kadınların görünmez mücadelelerini de işlemek için bir araç oldu. Böylece edebiyatın farklı türlerinde sesimi duyurabileceğimi gördüm ve bu bana yazarlıkta yeni bir cesaret verdi.
Kadınlık demişken Adı: Kadın Öykü Seçkisi projenizden söz edelim biraz da. İlk doğduğu yer ve sohbet neresi bu projenin?
YASEMİN SEVEN ERANGİN: Bir gün yazar arkadaşım Ülkü Yağmur’u aradım ve ona bir hayalim olduğunu söyledim. “Hadi yapalım” dedi. Sonra Aliye Çadırcı Düzgün ile konuştum; o dönemde kitabımın yayınevinde çalışıyordu ve o da “E hadi yapalım” dedi. İşte böyle başladı. Biz üç kadın bir araya geldik, okuduk, yazdık, gece toplantıları yaptık; tüm emek ve inanç birleşti ve ortaya bir proje çıktı.
İlk seçki 2023 yılında yayımlandı, ikinci seçki ise bu 8 Mart’ta raflarda olacak. Proje benim kişisel hayalimle başladı ama çok kısa sürede, kadınların sesini duyurmayı, farklı deneyimlerini görünür kılmayı hedefleyen kapsayıcı bir çalışmaya dönüştü. Bu proje, yalnızca bizim değil, tüm kadın yazarların ve okuyucuların emeğinin, cesaretinin ve hikayelerinin bir yansıması oldu. Feminist bir bakış açısıyla, kadınların hikâyelerinin görünür olmasının gücünü ve önemini bir kez daha hatırlattı.

Çok güçlü bir seçici kurulla beraber çalışıyorsunuz. Nasıl bir araya geldi o kadar şahane isin Yasemin?

YASEMİN SEVEN ERANGİN: Jüri üyelerimiz her sene değişiyor. Adı: Kadın ekibi aslında 3+1’den oluşuyor: Ben, Ülkü ve Aliye ile daimi editörümüz Özlem Pekcan. Genellikle jüri üyeleri üzerine ön hazırlığı biz yapıyoruz, sonra adayları değerlendirip onlarla iletişime geçiyoruz. Yani daimi bir jüri yok; her yıl farklı perspektifleri projeye katmak istiyoruz.
Ancak bazı isimlerle ikinci kez çalışıyoruz; örneğin Ayça Güçlüten ve Ayça Erkol ile ikinci kez birlikteyiz ve belki ileride onlar daimi jüri olabilir. Henüz kendilerine sormadım 😊. Bu şekilde hem projeye taze bakış açıları geliyor hem de süreklilik sağlayacak güçlü bir yapı kuruluyor. Feminist bir bakış açısıyla, farklı deneyimleri ve sesleri bir araya getirmek bizim için çok değerli; bu sayede kadın hikâyeleri çeşitliliğini ve derinliğini koruyoruz.
Tahmin ettiğinizden az mı çok mu başvuru oldu. Öyküleri okuma, derleme sürecinde sende okumalar sonrası en çok oluşan duygu neydi?
YASEMİN SEVEN ERANGİN: 2023’e göre neredeyse iki kat fazla başvuru aldık. Bu kez hikayeler, şehirler ve portreler çok daha farklıydı. 80 yaşındaki bir kadının yaşam öyküsü ile henüz 18’ine girmiş genç bir kadının hikayesini ardı ardına okumak inanılmaz bir deneyimdi. Müthiş farklılar ama ne yazık ki hala aynı yerdeyiz.
Anlıyoruz ki, ülkemiz ve belki de dünya çapında kadınların yaşadığı meseleler çoğu zaman aynı noktada tekrarlanıyor. Bu can sıkıcı bir gerçek ama iki kadının bize öykü göndermesi, bu sesi paylaşması muhteşem bir his.
En baskın duygu ise direnç oldu. Bize yazan kadınlar, farkında, güçlü, dirençli ve aynı zamanda düşleri olan kadınlar. Onlara, seslerini duyurdukları ve hikayelerini paylaştıkları için selam olsun.
İki yıl yapıldı bu proje Yasemin. Geleneksel hale getirmek ve devam etmek gibi uzun soluklu bir fikriniz var mı?
YASEMİN SEVEN ERANGİN: Elbette, çalışmalarımız hâlâ devam ediyor. ADI: KADIN’ı bir platform hâline getirmeyi hedefliyoruz ve uzun vadede kendi yayınevimizi açmak istiyoruz. Şu anda hepimiz bu vizyona odaklıyız ve bunun için yoğun bir şekilde çalışıyoruz.
Amacımız sadece öykü yayımlamak değil; kadınların seslerini, deneyimlerini ve hikâyelerini sürdürülebilir bir şekilde görünür kılmak. Bu platform, farklı kuşaklardan ve farklı toplumsal arka planlardan kadınları bir araya getirecek, dayanışmayı güçlendirecek ve edebiyatın gücünü kolektif bir ses hâline getirecek.
Kısacası, ADI: KADIN yalnızca bir proje değil; kadınların hikâyelerini sahiplenebileceği, güçlenebileceği ve görünür olabileceği bir alan yaratma çabamızın adı.

Peki Yasemin kadın öykülerinden ve kadın karakterlerden sıkıldığının dile getirildiği edebiyat dünyasında bu projenin hala büyük ilgi germesini neye bağlıyorsun?

YASEMİN SEVEN ERANGİN: Edebiyat dünyası bugün adeta bir labirente dönüştü. Her mahallenin “abisi” ve “ablası” var, her yayınevinin daimî, sonsuz kredili yazarları var; bir de para kazanamayan yazarlar… Eğer paran yoksa, ünlü değilsen veya rakı masalarında network yapmıyorsan, kitabını bastırman yıllar sürebiliyor. vAma bu durum herkes için aynı değil; ayrıcalıklı olanlar, bağlantıları olanlar ve parasal imkânı olanlar, edebiyat dünyasında yollarını kolayca açabiliyor.
Bir de çöp metinler var; ciddi paralar ödenip basılıyor ama teklemelerden oluşuyor, edebiyat adı altında. Bu doğal olarak yıllarca kitabı basılsın diye bekleyen birçok kadının, en azından “bir öyküm kitaplaşsın” diyerek bize başvurmasına yol açıyor. Yayıncılık zor durumda evet, ama her yerde aynı yazarların isimlerini görmek, bu çıkmazı değiştirmiyor.
Neyse, şimdi kızacaklar bana 😊 ama işte gerçekler bunlar: Edebiyat, ne yazık ki, çoğu zaman sadece parası, ünü ve doğru bağlantıları olanlar için açık bir alan.

Yıllar sonra bu projeyi nerede görüyorsun ve nasıl anılsın istiyorsun Yasemin?

YASEMİN SEVEN ERANGİN: ADI: KADIN sadece bir proje değil; bu, ülkemizin özellikle kadınlarının hafızasını kayıt altına alma, görünür kılma ve gelecek nesillere aktarma çabası. Amacımız, 2030’da, 2023 seçkisine bakıp “Aynı meseleler hâlâ devam ediyor” demek zorunda kalmamak. Kadınların yaşadığı zorluklar, direnişleri, düşleri ve başarıları… Bunları sadece kayda geçirmek değil, aynı zamanda edebiyat, öykü ve kültürel üretim üzerinden görünür hâle getirmek istiyoruz.
Bu proje, yalnızca edebiyat dünyasının sınırlarını aşmayı değil, aynı zamanda toplumsal hafızaya katkı sunmayı hedefliyor. Farklı kuşaklardan, farklı şehirlerden, farklı sosyal ve kültürel arka planlardan kadınların seslerini bir araya getiriyoruz. Genç bir kadının umudu, yaşlı bir kadının deneyimi, görünmeyen mücadeleler, susturulmuş öyküler… Hepsi ADI: KADIN’da buluşuyor.
Proje aynı zamanda bir dayanışma alanı. Kadınların kendi hikâyelerini yazması, seslerini duyurması ve birbirlerinin deneyimlerini sahiplenmesi için bir platform yaratıyoruz. Bu platform, sadece bir derleme değil; bir manifesto, bir duruş ve bir uyarı. Kadınların hikâyeleri, direnişleri ve düşleri görünmez kalmamalı. Bizim vizyonumuz, ADI: KADIN’ı sürdürülebilir bir kadın hafızası hâline getirmek: Hem bugünün kadınları için bir güç kaynağı, hem de geleceğin nesilleri için bir referans noktası.
Kısacası, bu proje bir edebiyat girişimi olmanın ötesinde, toplumsal bir görev, bir feminist duruş ve kadınların görünürlüğünü güvence altına alan bir kültürel miras. Bizim için ADI: KADIN, ülkenin kadın hafızasıdır.

Bizi muhteşem kadınlarla tanıştırdığın için ne kadar teşekkür etsek az. Heyecanla azminizin ürünlerini okuyor olacağız.
Çok teşekkürler 😊

Yorum yapın