Edebiyat Haber Masası ikinci kez buluştu: Edebiyattan tarihe, sinemadan sanata uzanan bir akşam

Ekim 23, 2026

Edebiyat Haber Masası ikinci kez buluştu: Edebiyattan tarihe, sinemadan sanata uzanan bir akşam

Edebiyat Haber Masası’nın ikinci buluşması, 22 Ekim Perşembe akşamı Ankara’da, Route Zirve’de gerçekleşti. Samimi bir akşam yemeği etrafında bir araya gelen yazarlar, sanatçılar, akademisyenler ve kültür insanları; edebiyatın tarihle, sinemayla, sanatla ve toplumsal hayatla kurduğu ilişkileri konuştu.

Edebiyat Haber Masası’nın ikinci buluşmasına Abdullah Ataşçı, Deniz Sözüak, Oğuz Karakütük, Neslihan Çalışkan Antmen, Duygu Terim, Fadime Uslu, Hafize Okan, Prof. Dr. Mustafa Şen, Hande Emekçi ve Emrah Polat katıldı.

Önceden belirlenmiş bir gündeme bağlı kalmadan ilerleyen sohbetin önemli başlıklarından biri, tarih ile edebiyatın birbirine yaklaştığı ve birbirinden ayrıldığı noktalardı. Abdullah Ataşçı’nın Heder Ağacı ve Meryem’in Çiçekleri romanları üzerinden tarihsel gerçekliğin edebiyata nasıl taşındığı, tarihçinin ve romancının aynı olaylara hangi farklı merceklerden baktığı ele alındı. Edebiyatta didaktiklik meselesinin de tartışıldığı sohbette, Alexandre Dumas’nın eserlerinden hareketle gerçeklik, sahicilik ve inandırıcılık arasındaki ilişkiler üzerinde duruldu.

Üç İstanbul’dan Medusa’nın Salı’sına

Deniz Sözüak, Medusa’nın Salı adlı belgeselinin çıkış noktasında Mithat Cemal Kuntay’ın Üç İstanbul romanının bulunduğunu anlattı. Belgeselin hazırlık sürecinde yürütülen titiz arşiv araştırmalarından ve dönem çalışmalarından örnekler veren Sözüak, yeni bölümlerin de geleceğini duyurdu.

Sözüak, Fadime Uslu’nun belgeselin anlatım diline katkısını ise şu sözlerle ifade etti: “Fadime Uslu’nun belgesele en önemli katkısı, ondan ayrıntılarını öğrendiğim atmosfer yaratma fikrini uygulamaktı.”

Belgesel anlatıcılığı ile edebiyatın tarihsel olaylara yaklaşımı arasındaki benzerlikler ve farklılıklar, akşam boyunca farklı bağlamlarda yeniden gündeme geldi.

Sanatçının sorumluluğu, edebiyatın sinemayla ilişkisi

Oğuz Karakütük, Ka’da yürütülen çalışmalardan söz ederken sanatçının sorumluluğu meselesini tartışmaya açtı. Küratöryel bir çalışmanın kimi zaman bir fikirden, kimi zaman da eldeki malzemenin sunduğu imkânlardan doğabileceğini belirten Karakütük, uluslararası sanatçılarla kurulan ilişkilerin ve ortak çalışma süreçlerinin farklı boyutlarına değindi.

Sohbetin bir başka durağı Yaşar Kemal’in İnce Memed romanı oldu. Eserin farklı açılardan değerlendirildiği konuşmada, edebiyatın kültleşmiş yapıtlarını sinemaya uyarlamanın başlı başına cesaret gerektirdiği konusunda ortak bir görüş oluştu. Yazarın senaryo sürecine katılmasının sağlayabileceği avantajlar ve yaratabileceği sınırlılıklar da tartışıldı.

Bireysel anlatılardan toplumsal hafızaya

Duygu Terim, bireysel görünen anlatıların toplumsal boyutuna dikkat çekerek Annie Ernaux’nun edebiyatını gündeme getirdi. Oto-kurmaca bağlamında, bireyin kişisel hikâyesiyle toplumsal koşullar arasındaki gerilim ve bu ilişkinin romana yansıma biçimleri ele alındı.

Fadime Uslu ise Mehmet Âkif Ersoy’un farklı bağlamlarda yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek bu düşünceyi bir tiyatro oyununda ele almak istediğini söyledi. Uslu’nun gündeme taşıdığı “seçmeci duyarlılık” kavramı, bireylerin ve toplumların hangi olaylara, hangi acılara ve hangi anlatılara duyarlılık gösterdiği üzerine düşünme imkânı sundu.

Prof. Dr. Mustafa Şen, kent, anılar ve bellek arasındaki ilişkileri yakın dönem siyasi tarihin az bilinen yönleriyle birlikte değerlendirdi. İktisadi ve sosyolojik süreçlerin gündelik hayattaki karşılıkları üzerinde duran Şen, sanat eserlerinin toplumsal hafızayı anlamadaki rolüne de değindi.

Çocuk edebiyatında görünmeyen hayatlar

Neslihan Çalışkan Antmen, çocuk edebiyatının çoğu zaman konforlu orta sınıf hayatların sınırları içinde kaldığına dikkat çekti. Dışlanmış ve dezavantajlı çocukların yaşamlarının edebiyatta yeterince görünür olmadığını belirten Antmen, “Mine Soysal benzeri, sayıları çok az yazarı ayrı tutmak gerekiyor,” dedi. Antmen ayrıca yakında düzenleyecekleri Çocuk Edebiyatı Festivali hakkında kısaca bilgi verdi.

Hafize Okan ise 19 yıldır kesintisiz sürdürülen Mersin Kenti Edebiyat Ödülü’nden söz ederek bu yıl ödülün Sema Kaygusuz’a verileceğini belirtti. Kaygusuz’un bütün kitaplarını okuduğunu belirten Okan, yazarın anlatılarında özellikle acılara belirli bir soyutlama düzeyinden bakabilme yaklaşımının kendisini etkilediğini ifade etti.

Okan, dilde doğru bilinen yanlışlara da değinerek “cefakâr” ve “cefâkeş” sözcükleri arasındaki anlam ayrımını gündeme taşıdı.

Edebiyat Haber Masası’nın ikinci buluşması, edebiyatın yalnızca kitaplar üzerinden değil, tarih, toplumsal hafıza, sinema, görsel sanatlar ve gündelik hayat üzerinden de konuşulabileceğini bir kez daha gösterdi.

Birbirini tamamlayan, zaman zaman farklı yönlere açılan düşüncelerle ilerleyen akşam, edebiyatın başka disiplinlerle kurduğu ilişkinin yanı sıra farklı deneyimlerden gelen insanların aynı masa etrafında buluşmasının değerini de hatırlattı.

Yorum yapın