
Gençken, başkaları gibi ben de şiir yazdım. Şiir dediğin aşk kokmalı, okuyanın yüreğine altı okka dokunmalı. Şiirlerimi börtü böceğe yazmadığım için, “Bu şiiri kime yazdın?” sorusundan yoruldum. İnsanlara hesap mı vereceğim? “Bi zahmet, şiirin derinliklerine in kardeşim!” dediğimde konu, “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah”a kadar gitti. Sonunda baktım olmuyor, adım şaire çıkmasın diye mizahçı oldum. Zaten beni şaire benzeten de olmadı. Şairler dalgındır, ben öyle değilim; 7-24 diken üstündeyim.
Şiir kitabı satmıyormuş… Bir şiir kitabı alana bir ekmek verilsin, ekmek arası şiir olsun, bak nasıl satıyor! Şiir kitabının okunmadığı ve şiir kitabının satmadığı bir ülkede neden şiir yazayım? Macarların şiirle ilgili bir sözü var. “Bizde her üç kişiden ikisi şairdir” derler. Aziz Nesin, “O da bir şey mi, bizde her üç kişiden dördü şairdir!” demiş. Üstelik o zamanlar internet diye bir şey yok. İnternet yok ama incelik ve nezaket var. Aziz Nesin o sözü bugün nasıl söylerdi kim bilir? Şimdi her üç kişiden altısı şair olabilir. Özetle, “Ülkemizde şair bolluğu var” diyebiliriz. Bu nedenle Can Yücel, Attilâ İlhan, Turgut Uyar gibi şairlerin adıyla şiirler yazılıyor. İnternet çıktı, mertlik bozuldu!
Yıllar önce İzmirli şair Hüseyin Yurttaş, “Sen şiir yazma, mizah yap” demiş ve beni mizahımızın önemli isimlerinden Muzaffer İzgü’ye göndermişti. Büyük sözü dinleyip mizahçı oldum ama mizahı bana yakıştıramayanlara da rastladım. Kitap fuarlarından birinde bir kadın şair, “Mizahçı için çok ciddisiniz” demişti. “Ben komedyen değilim” deyip eklemiştim: “Mizah ciddi iştir.” O zaman anladım ki bizi güldüren her şey mizah, komiklik yapan herkes de mizahçı zannediliyor. Sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri toplumun mizah algısı değiştiği için haksız da sayılmazdı. Çünkü mizah, sosyal medyada ve ayaküstü yapılan geyik muhabbetlerinde yaşıyor. İnsanlar uzun metinlerden uzaklaşırken konuşma ve yazma giderek kabalaştı. Kısa videolar dijital alışkanlık yarattı. Artık düşünecek zaman yok; bakılıyor, gülüp geçiliyor. Oysaki mizahın amacı güldürürken düşündürmek değil mi? İlginçtir, belediye etkinliklerinde gösteri yapan stand-up’çılar izleyenleri güldüremiyor. Çünkü belden aşağı espri yapamıyorlar. Bu da eğitim ve kültür seviyesi düşen toplumların içi boş ve derinliği olmayan esprilere güldüğünü gösteriyor.
Ülkemizde gündemin hızla değiştiğini ve günlük koşturmaca içinde bize “hayatımız mizah” dedirten olay ve haberler ile karşılaştığımızı da belirtmeliyim. İşte birkaç örnek:
“TÜBİTAK’ta ‘sahte diplomaları bulmakla’ görevli kişinin diplomasının sahte olduğu ortaya çıktı.”
“’Bizi koronadan koru’ diye gittikleri üfürükçü kadın, virüsü tüm mahalleye yaydı.”
“Adana’da yapılan bir operasyonda, ‘Allah Korusun’ yazısının altından esrar çıktı.”
“Gülme komşuna gelir başına” demişler. İnsanlar gülme ihtiyacını sosyal medyadan karşılayınca mizah kitabı, şiir kitabı gibi satmaz oldu. Kitap fiyatlarının yüksek olmasının da olumsuz etkisi var elbette. Ekim 2024’te, Bağcılar Kitap Fuarında standımıza gelen bir öğrenciye, “Bir yazar görsen, ne sorarsın?” diye sorunca, “Kitabının fiyatını sorarım” demişti. Rastlantı bu ya, yazar Zeynep Oral da 31 Ekim 2024 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde şöyle söylemiş: “Bugüne dek bana hep, ’En son kitabınız hangisi?’ diye sorardı genç okurlar. Şimdi ise ‘En ucuz kitabınız hangisi?’ diye soruyorlar.”
Bir dönem pembe kitaplar, bir dönem kişisel gelişim kitapları, bir dönem korku ve şimdi polisiye kitaplar revaçta. Şiire ve mizaha sıra gelir mi? Lafı uzatmayayım, “Adım şaire çıkmasın” diyerek mizahçı oldum ama “Şimdi de ne olayım?” diye düşünüyorum. Tabii benimki soğuk bir şaka. Biliyorum, şiir ve mizah ölmez. Yatalak kalırlarsa o başka…


















