Günay Gafur: “İyi yazılmış bir çocuk kitabı aynı zamanda iyi yazılmış bir gelecektir.”

Ekim 10, 2026

Günay Gafur: “İyi yazılmış bir çocuk kitabı aynı zamanda iyi yazılmış bir gelecektir.”

Söyleşi : Kâmil Erenli

Günışığı Kitaplığı’nın 30. yılına armağan ettiği Gizemli Maceralar koleksiyonunun dizilerinden “Kaos Oyunları”, ikinci kitabı Kuantum Adası ile serüvenine devam ediyor. Günay Gafur, bilimsel merakı gizem, macera ve bilmecelerle bir araya getirdiği romanında okurlarını kuantum fiziğinin şaşırtıcı dünyasına davet ederken dayanışma, farklılıklar ve birlikte hareket etmenin gücü üzerine de düşünüyor. Yazarla, bilimsel kavramları çocuk edebiyatının olanaklarıyla buluşturmayı, karakterlerin özgün seslerini kurmayı ve hikâyelerin çocukların dünyasını dönüştürme gücünü konuştuk.

Çocuklara seslendiğiniz ilk kitabınız Kelebek Etkisi’nde bilimsel konuları çocukların dünyasına taşımıştınız. Dizinin ikinci kitabı Kuantum Adası’nda ise çoğu okur için oldukça karmaşık görünen kuantum fiziği kavramlarını hikâyenin ve bilmecelerin bir parçası hâline getiriyorsunuz. Bilimi karakterlerin karşılaştıkları sorunları çözmelerinde işlevsel kılarken bir yandan da oyunlarla ve macerayla iç içe geçiriyorsunuz. Bu anlatım biçimi ve bilimi hikâyenin merkezine yerleştirme fikri nasıl gelişti?

Aslında bu anlatım biçimi benim için yeni değil. Yetişkinler için yazdığım suç-gizem türündeki romanlarımda da benzer bir yol izliyorum. Bilim, çoğu hikâyemin merkezinde yer alıyor.

2012’de çıkan ilk romanım Kuklacı, hafızanın biyokimyasal süreçlerini irdelediğim bir psikolojik gerilim anlatısı. 2016 yılında basılan Kâhin, kuantum fiziğinin gizemli sularında yüzdüğüm bir suç gizem romanı. 2024’te yılın en iyi polisiye romanı seçilen ve Kristal Kelepçe Ödülü’nü kazanan Baba ise; bilinç, paralel evrenler ve kuantum fiziği temalarının etrafında gezinen bir hapishane hikâyesi.

Kısaca bilimi gizem ve macera ile harmanlayarak hikâyenin bir unsuru haline getirmeyi tarz olarak benimsemiş bir yazarım. Çocuklar için yazdığım “Kaos Oyunları” dizisinde de bu tarzı devam ettirdim. Benim için değişen, yazdığım kitle ve dolayısıyla dil oldu.

Hem yetişkin romanlarımda hem çocuk kitaplarımda bilimi hikâyenin önemli bir parçası olarak konumlandırmamın en büyük sebebi seçtiğim bilimsel konuların barındırdığı gizem. Bunu kurgunun gizemli doğası ile birleştirdiğimde ortaya çıkan muamma oldukça cezbedici duruyor. Ayrıca, bu tarzda yazan yerli kalemlerin azlığı karşısında, yetişkin ve çocuk edebiyatındaki belirgin bir boşluğu doldurma isteğim de en büyük motivasyonlarımdan biri oldu.

İsimsiz Hayaletler Kulübü ile Kara Panterler hikâyenin başında birbirlerinin rakibi. Fakat adada hayatta kalabilmek için birlikte hareket etmek zorunda kalıyorlar. Rekabetten dayanışmaya uzanan bu dönüşümü özellikle çocuk edebiyatı açısından nasıl ele almak istediniz?

Issız bir adada hayatta kalabilmek için ihtiyacınız olan şey bireysel istek ve çıkarlarınız değil, birlikte hareket edebilme becerinizdir. Bu, aynı zamanda topluca yaşanan herhangi bir felaketten kurtuluşun da anahtarıdır. Çocukların bunu gerçek hayatta yetişkinlere kıyasla çok daha iyi yapabildiklerine defalarca şahit oldum. Yeter ki başka çocuklarla bir araya gelip temas kursunlar. İletişime önce çatışarak başlasalar da bir süre sonra aralarındaki buzları eritip orta yolu bulmayı başarıyorlar. Çünkü onlar biz yetişkinler kadar ego sahibi değiller.

Ancak çocukların bu becerisi, günümüz dünyasında sekteye uğramış görünüyor. Pandemiyle başlayan yalnızlık ve eve kapanma süreci çocukların dünyasında keskin ve olumsuz bir şekilde kendini gösterir oldu. Buna sosyal medyanın ve dijital çağın etkisi de eklenince iletişim becerileri yeteri kadar gelişmemiş çocukları etrafımızda daha sık görmeye başladık.

Oysa çocuklar beraber oynamalı, beraber gülmeli, bir arada yaşamayı öğrenmeli ve farklılıkların zenginlik olduğunu bilmeli. Sokağı, insanı, doğayı tanımalı, zorlukların üstesinden birlikte gelmeli. Evden çıkmayan, bilgisayar veya telefon başından kalkmayan, yağmurda ıslanmayan, çamurda kirlenmeyen, akranlarıyla birebir etkileşim kurmayan çocuklar hayatın neşesini ve doğal öğretisini ıskalamış oluyor.

Hikâyemde bu yalnızlaşma sürecine de itiraz ediyorum bir bakıma. Doğada, ıssız bir adada mahsur kalan on iki farklı çocuğun en sonunda dayanışma yolunu seçerek birlikte hareket ettikleri, zorlukların üstesinden beraberce geldikleri ideal bir dünyanın resmini çizmeye çalıştım. Bu resmin hem biz yetişkinler hem de çocuklar için anlamlı bir mesaj içerdiğini düşünüyorum. Kalabalığın içinde yalnız kalmamıza gerek yok. Birlikte çok daha güçlüyüz. Beraberken neşemiz büyürken kederimiz azalıyor. Zorluklar kolaylaşıyor, hayat daha keyifli bir hale dönüşüyor. Yeter ki “önemli olan tek şey benim isteklerim” duygusunu bir kenara bırakıp “biz” olmanın tadına varabilelim.

Kitapta on iki çocuğun her birinin olaylara farklı çözümler getirmesi dikkat çekiyor. Hepsinin kendi özgün duruşları ve sesleri var. Karakterleri kurarken bu farklı bakış açılarını birbirinden ayırmak için nasıl bir yol izlediniz?

“Kaos Oyunları” dizisini yazarken bir noktaya özellikle dikkat ettim. Karakterlerin hiçbiri diğerinden çok daha üst ya da alt seviyede olmamalı. Bir karakter diğerlerini gölgede bırakmamalı. Her biri özgün ve biricik kalmaya devam etmeli.

Bunun için her çocuğa dikkatlice kulak vermem gerekti. Ne diyor? Ne istiyor? Ne hissediyor? Olaylara nasıl yaklaşıyor? Bu sesi okurun da duymasını sağlamak için her bölümü farklı bir karakterin ağzından dile getirdim. Böylece okur, İsimsiz Hayaletler Kulübü’nün her üyesiyle ayrı ayrı ve gerçek bir bağ kurmuş oldu.

İkinci kitapta olaylara dahil olan Kara Panterler Kulübü ise alıştığımız sevimli ve uyumlu çocuklardan oluşmuyor. İlk bakışta insanı rahatsız edecek özellikleri ile ön plana çıkan bu ekipte de her biri farklı karakterlere sahip çocuklar var. Ve yine her birinin sesinin çıkmasına özen gösterdim. Hikâyenin zenginleştiği kısım da burası. Zaten tanıdığımız bildiğimiz İsimsiz Hayaletler Kulübü’nün yanına farklı sesler, farklı karakterler ekleyerek bu çeşitliliğin ortasında önce çatışma ardından da uyum yaratmayı amaçladım. Tıpkı hayatın kendisi gibi.

Öne çıkan temel özelliği sayesinde her çocuk, adadan kurtuluşta etkin bir rol alıyor. Böylece her birinin sesi daha güçlü duyuluyor. Hikâyedeki karakter bolluğu, farklılıkların bir kusur değil zenginlik olduğunu ve birlikte hareket edildiğinde nasıl büyük bir güce dönüştüğünü vurgulaması açısından da önemli bir katkı sağlıyor.

Çocuklar için yazdığınız ikinci kitap oluyor Kuantum Adası; çocuk edebiyatı size yazarlık açısından nasıl bir alan açtı? Yetişkinler için yazmaktan farklı bulduğunuz, hatta yazarlık serüveniniz içinde yeniden öğrenmenizi gerektiren bir durum oldu mu?

Yetişkinler için suç, gizem ve polisiye türünde karanlık romanlar yazarken çocuk edebiyatının neşeli ve ışıltılı dünyasına girmek ilk etapta bir şaşkınlık yaşamama sebep oldu tabii. Ancak yazdıkça alıştım, yazdıkça çok sevdim çocukların renkli evrenini. Dilim, kurgularım, anlatım biçimim ve üslubum doğal olarak farklı bir renge büründü. Yıllardır gizem ve macera hikâyeleri yazmam işimi kolaylaştıran bir faktör oldu. Hikâyelerimin içinden suçu ve şiddeti ayıklamayı, o karanlık tortuyu süzüp yerine neşeyi ve kahkahayı eklemeyi öğrendim. Hayal gücüm zenginleşti, kalemim tazelendi.

Değerli editörüm Müren Beykan’ın da bunda çok büyük katkısı oldu. Düzelti ve edisyon süreci benim için keyifli bir eğitime dönüştü adeta. Sonuç benim için çok keyifli oldu. Umarım okurlar da aynı keyfi alır. İyi ki okuyan çocuklar var ve iyi ki onlar için yazıyorum.

Kuantum Adası’nda Bay Zihin çocuklara kuantum fiziğiyle ilgili teorileri anlatırken, çocuklar da karşılaştıkları olayları farklı ihtimaller üzerinden düşünmeye başlıyor. Sizce çocuklarda merak etme, sorgulama ve soru sorma duygusunu güçlendirmek neden önemli? Bu konuda çocuk edebiyatının nasıl bir rolü olabilir?

Çocuklar yeryüzünün en meraklı varlıkları. Onların merak duygusunu doğru bir alana yönlendirmek, gelecek için atılabilecek en büyük adımlardan. Ben Kuantum Adası’nda çocukların bilimsel merak duygusunu ateşlemeye çalıştım. Bu kimi zaman sanat olur, kimi zaman sosyal bir beceri olur, kimi zaman da insani değerler alanında olabilir. Yeter ki bir çocuğu meraklandır ve ona ilham ol.

Bunu yapabilmenin en etkin yollarından biri edebiyat. Hikâye anlatıcılığı, insanlığın yaşıyla özdeş bir öğrenme ve ilham metodu. Tarih öncesi çağlardan bu yana hayatta kalmak için birbirimize anlattığımız ve nesilden nesile aktardığımız hikâyeler olmasaydı belki de insanlık bugünkü noktada olmazdı. Hatta belki de insanlık olmazdı.

Duyguların, fikirlerin, ideolojilerin, somut ve soyut binlerce kavramın doğmasını ve gelişmesini sağlayan sonsuz sayıda hikâyeyi, bugün başta edebiyat olmak üzere çeşitli sanat dalları sayesinde birbirimize anlatmaya ve aktarmaya devam ediyoruz.

Hikâye anlatıcılığının en büyük kolu olan edebiyat ve onun özelinde çocuk edebiyatı da okurlarını değiştirmeye ve dönüştürmeye devam ediyor. Bir çocuğun yüreğine, zihnine ve hayallerine dokunmak istiyorsanız ona ilginç bir hikâye anlatın ve arkanıza yaslanıp olacakları seyredin. Ben buna kelimelerin gücü diyorum.

Dünyayı dönüştürecek olan biz değiliz, çocuklar. Daha iyi veya daha kötü bir gelecek yaratmak onlara ne anlattığımız ile yakından ilgili. Bu nedenle iyi yazılmış bir çocuk kitabı aynı zamanda iyi yazılmış bir gelecektir.

Yorum yapın