Öykü: Nefsi müdafaa I A.Çiğdem Özerdoğan

Ekim 5, 2026

Öykü: Nefsi müdafaa I A.Çiğdem Özerdoğan

Yokuşlardan inip çıkıyoruz. Keskin virajlardan dönüyor, dağların, tepelerin arasından yol alıyoruz. Tanımadığım yerler. Şehrin epey dışında, çok yüksek apartmanların olduğu bir yerleşim bölgesine ulaşıyoruz sonunda. Öğlen vakti olmasına rağmen ortalıkta hiç insan yok. Şoför arabayı durduruyor. Dikiz aynasından bana bakarak, “Ben gitmek istediğin adresi bilmiyorum abla”, diyor. Ağzım bir karış açık. “Eee?”, diyorum. “Eeesi, buraya kadar!” Aynanın içinden konuşuyoruz. “Baştan niye söylemedin peki? Niye o kadar dolandırdın?” Sesi, bakışları kararıyor, “Hadi, ödemeni yap da in artık, işim gücüm var, seni bekleyemem”, diyor. İçimde bir titreme, ne yapacağımı bilemez halde dışarıya bakıyorum. Çevreye çok yabancıyım. Etrafta taksi, dolmuş, otobüs, beni buradan götürebilecek hiçbir şey görünmüyor. İnmeyi reddetsem adamın bana kötülük yapacağını hissediyorum. Bir araç bulurum nasılsa! “Borcum ne?”, diyorum aynaya. “Beş yüz lira”, diyor ayna bana. Oha! Hem beni dolandırdı, dağ başına getirdi, hem de beş yüz lira istiyor. Şerefsiz! Elli lira neyine yetmez! Titreye titreye cüzdanımda ellilik araştırıyorum. Bir banknot geliyor elime. İki yüz lira yazıyor üzerinde. Bir tane daha. Yüz lira bu da. Bunlardan birini versem üzerini alamam. Taksici arkaya dönmüş, cüzdanımın içine bakıyor. Yüzümdeki bütün kaslar seğiriyor. Cüzdanı alelacele kapatıp çantama atıyor, arabadan çıkıp yol boyunca geriye doğru koşmaya başlıyorum. İlerde solda devasa bir blok var. İçeri girip yardım istemeyi düşünüyorum. Binanın giriş kapısında kocaman bir asma kilit! Arkama dönüp bakıyorum. Taksici çok sakin bir şekilde iniyor arabadan. Deri ceketinin cebinden bir sustalı çıkarıyor. Yerimde, ona dönük, mıhlanıp kalıyorum. Sustalıyı şak diye açıp elinde döndürerek bana doğru fırlatıyor. Küçük bıçak havada parıldayarak dönüyor, beş-on metre önümde, asfaltın tam ortasına saplanıyor. Sapı bir süre titredikten sonra hareketsizleşiyor. Adam artistik bir poz takınıp sustalının saplandığı yeri gözleriyle ölçüp biçiyor ve ani bir atakla sağında kalan ara sokağa dalıyor. Koşarak gözden kayboluyor. Ben bıçağa ulaşana kadar yan yollardan dolanıp önüme geçecek hesaplarına göre. Tüm gücümü toplayıp sustalıya doğru hamle yapıyor, kediciğim Badiş ile birlikte paldır küldür yataktan yere yuvarlanıyorum. 

Yorum yapın