
Therese Bohman, romancılığının yanı sıra kültür gazeteciliğiyle de tanınan İsveçli bir yazar. Romanlarında kadınlık, sınıf, yalnızlık, arzu, kültürel aidiyet ve bireyin toplum içindeki konumu gibi meseleler öne çıkıyormuş.
Birçok sanat ve edebiyat dergisinde çalışmış, editörlük yapmış. İlk romanı 2010’da yayınlanmış. Roman Fransızca, Almanca, Hollandaca ve İngilizce’ye çevrilmiş.
Andromeda, 2022’de yayımlanan dördüncü romanı. 2024 ve 2025’de de yayınlanmış eserleri var, yani çalışkan bir yazar. Dünya çapında da bir üne kavuştuğu anlaşılıyor. Andromeda’nın yayın hakları Danimarka, Fransa, Almanya, Malezya, Norveç, Polonya, Romanya, İsveç, Türkiye ve ABD’ye satılmış. Kitabın Türkçe baskısı geçtiğimiz günlerde İş Bankası Kültür Yayınları’ndan Yonca Mete Soy çevirisi ile yayınlandı.
Roman, Stockholm’de köklü ve saygın bir yayınevi olan Rydéns’de geçiyor. Üniversite öğrencisi Sofie, 2009’da yayınevinde staj yapmaya başlar. Büyük bir yayınevinde staj yapacak olmak bir öğrenci için çok önemlidir. Bu stajda başarılı olursa yayıncılık mesleği haline gelebilir, bu büyük yayınevinde çalışabilir. Sofie. kitap okumayı seven, biraz içine kapanık biridir. Kitap dosyalarıyla uğraşmak, onları değerlendirmek ilk başta zor gelse de kısa sürede bu işi sever. Bir yandan da yayınevi içindeki ilişkileri öğrenmeye, birlikte çalıştığı kişlere nasıl davranması gerektiğini anlamaya çalışır.
Yayınevinin yayın yönetmeni Gunnar Abrahamsson, edebiyatın sanatsal değerine bağlı, eski kuşağın temsilcisi biridir. Onun için bir kitabın kaç sattığından çok edebi değeri, kültür hayatına yaptığı katkı önemlidir. Pazarlamayla, satışla değil içerikle ilgilenir.
Gunnar kısa sürede Sofie’nin edebî duyarlılığını, işindeki ciddiyeti ve titizliğini fark eder ve onu işe alır. Sofie, Gunnar’ın desteğiyle hızla yayın yönetmeninin yardımcısı konumuna gelirken çalışma arkadaşlarının kuşkusuyla ve kıskançlıklarıyla da karşılaşır. Sofie’nin iş arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kuramaması da bu durumu etkiler. Sanki onun için yayınevi sadece Gunnar’dan ibarettir.
Gunnar, onu yayınevinin seçkin edebiyat dizisi Andromeda’nın çalışmalarına dahil eder. Yakın çalışma süreleri arttıkça dostlukları da güçlenir. İkisi arasındaki ilişki zamanla sıradan bir mesleki ilişkinin ötesine geçer. Bir aşk mı doğuyor diye okumaya devam edersiniz.
Roman adını bu edebiyat dizisinden alıyor. Andromeda, yeni yazarların, yeni eğilimlerin yer aldığı, edebi açıdan öncü ama satış açısından pek parlak olmayan kitapların yayınlandığı bir dizi. Bir anlamda yayınevinin marka değerini yükselten, para kazandırmasa da prestij kazandıran bir proje. Andromeda adı mitolojiden geliyor. Andromeda, bir kayaya bağlanıp deniz canavarına kurban edilmek üzere bırakılan, sonra Perseus tarafından kurtarılan ve sonunda gökyüzünde bir takımyıldızına dönüşen bir kahraman. Eleştirmenler bu mitolojik çağrışımı romanın sınıf atlama, kültürel aidiyet ve edebiyatın toplumsal konumuyla ilişkilendirmiş. Gunnar ve Sofie’nin edebi faaliyetle, yayıncılık yaparak yükselme deneyimleri, bir dönemin toplumsal hareketlilik idealinin giderek donuklaşmasıyla birlikte okunabilir, diyorlar. Özellikle Gunnar’ın öyküsü tam bir sınıf değiştirme, seçkinleşme öyküsü olarak da değerlendirilebilir. Sıradan bir işçi olacakken, okuma alışkanlığı, dikkati, titizliği ve biraz da şansın yardımıyla yayıncılık sektörünün en önemli isimlerinden biri haline gelmiş. Sofie için de böyle bir değişim öngörebiliriz. Yayıncılık onun hem kişisel hem de kültürel hayatını değiştirip önemli biri haline gelmesini sağlıyor. Ama gideceği daha çok yol var.
Sofie’nin yayınevinde çalışmaya başladığı dönemde yaşanan yayınevinin kurumsal yapısı ve edebiyat anlayışının değişmesi. Nitelikli edebiyatı savunmak yerine daha popüler ve satış gücü yüksek kitaplara yöneliyorlar ve bu yapının içinde önceliği edebiyata, niteliğe değil niceliğe, satışa, daha çok gelire veren yöneticilere yer var. Yani Gunnar’ın devri kapanmıştır. Bir anlamda Sofie yayıncılık mesleğinde kaybedenlerin tarafındadır.
Karizmatik yönetici Gunnar ile ilgili ve çalışkan yardımcısının ilişkisi hemen her meslek grubunda yaşanan ve işlenebilecek bir konu. Bu ilişkinin yayıncılık sektöründe yaşanması ona farklı bir boyut katıyor. Sınıf ve kuşak çatışması, dostluk ve karşılıksız yakınlık üzerine bir anlatının yanında yayıncılık sektörünün yaşadığı değişim, edebiyatın toplumsal işlevinin bu değişimle birlikte kazandığı yeni kimlik gibi konuları da düşündürüyor.
Therese Bohman, iki ana karakterin bakış açılarını ayrı bölümlerde ele almış. İlk bölümde Sofie’nin gözlemleri, deneyimleri bakışı anlatılırken, ikinci bölümde Gunnar’ın geçmişi, düşünceleri ve bakışı anlatılıyor. Sofie’nin anlatısından sonra Gunnar’ın kendi hikâyesini anlatması, ilk bölümdeki olayların karşı/farklı bakış açısından yeniden değerlendirme olanağı yaratıyor. Yine de karakterlerin derinleşmediğini, ayrıntılara yeterince girilmediğini düşünüyorum.
Andormeda, edebiyatın hangi koşullarda üretildiği, kitaplaştığı, sanat eseriyken çok satması gereken bir ürün haline geldiği, ona değer biçen kişi ve kurumların nasıl dönüştüğünü görmek açısından da ilgiye değer. Yayıncılık sektöründe onlarca yıl çalışmış biri olarak romanı okurken “Yayın yönetmeninin edebî niteliği koruma çabası, ekonomik gerçeklerden bağımsız düşünülebilir mi? Ticari başarı ölçütleri edebî değeri kaçınılmaz olarak aşındırır mı, yoksa edebiyatın okura ulaşmasını sağlayan bir araç da olabilir mi? Bir edebiyat dizisinin geçmişteki itibarı, günümüzdeki varlığını sürdürmesi için yeterli midir?” gibi aklıma bir çok soru takıldı.
* Andormeda, Therese Bohman, çev. Yonca Mete Soy, Eylül 2026, İş Bankası Kültür Yayınları.
















