
Adelbert von Chamisso’nun Peter Schlemihl’in Olağanüstü Öyküsü (Peter Schlemihls wundersame Geschichte) adlı eseri 1813’de yazılmış, 1814’de yayınlanmış fantastik bir novella kabul ediliyor. Kişisel fikrim her ne kadar eser fantastik bir kalıp üzerine kurulmuş olsa da modern insanın varoluş kaygısına derin bir bakış attığı şeklinde.
Peter Schlemihl yoksul bir adamdır. Bir iş bulup yaşamına çeki düzen vermek amacıyla varsıl bir adam olan Thomas John’un evine gider. Thomas John konukları ile birliktedir ve onu “zengin bir adam yoksul bir adamı nasıl karşılarsa öyle karşılar.” Daha sonra kendisiyle görüşeceğini bir süre onunla birlikte kalmasını ister. Evdeki topluluk Peter’a hiç önem vermez. O da kendi yoksulluğunu bildiğinden durumu yadırgamaz ve konuklarla mesafesini koruyarak orada kalır.
Hep birlikte bahçede gezerlerken “gri giysili” bir adam Peter’in dikkatini çeker. Adam gri ceketinin içinden o sırada ne hakkında konuşuluyorsa onu çıkarıp topluluğun önüne bırakır. Bunlar bir cebe sığması mümkün olmayan çadır vs. gibi hacimli malzemelerdir. Peter bu duruma çok şaşırır. Diğer konuklar ise grili adamın bunları elini atar atmaz cebinden nasıl çıkardığına hiç aldırış etmez sadece ortaya çıkan ekipman ile ilgilenir. Bir ara gri giysili adam Peter’la yalnız kalır ve ona gölgesini kendisine satması halinde, sonsuz bir altın kesesi vereceğini söyler.
Peter zengin adamın evine zaten “yoksulluğundan kurtulma, zengin olma, toplumda bir yer edinme” arzusu içinde gitmiştir. Hiç kimsenin kendisini zerre kadar önemsemediği bu ortamda grili adamın kendisine kibar kelimelerle yaklaşıp bu teklifi yapmasından çok etkilenir.
Kısa bir an düşünür. Gölgesinin kendisine hiçbir faydası olmadığına karar verir. Ve bu tuhaf görünüşlü “gri elbise”li adamın teklifini kabul eder.
Peter’ın artık sonsuz altınları vardır. Bunları saygın bir yer edinmek için istemiştir. Oysaki gölgesinin olmaması toplumda bir eksiklik olarak kabul edilir ve insanların büsbütün ondan uzaklaşmasına yol açar. Peter gittikçe daha da dışlanır. Gölgesinin olmaması onu varoluşsal sorgulamalara iter.
Bu sırada grili adam tekrar ortaya çıkar ve Peter’a ruhunu kendisine satarsa gölgesini geri vereceğini söyler. Peter çok zor durumda olmasına karşın bu teklifi kabul etmez ve insanlardan uzaklaşarak kendi içsel yolculuğunda bir yandan da bilimsel araştırmalar yaparak insanlığa hizmet etmeye çalışır. Yaptığı detaylı araştırmaları yazılı eserler halinde Berlin kütüphanesine bırakır ve öyküyü “Sen sevgili dostum insanlar arasında yaşamak istiyorsan önce gölgene sonra paraya sahip çıkmalısın. Para gölgeden sonra gelir” diyerek bitirir.
Metnin Felsefi Psikolojik ve Tarihsel Açıdan İncelenmesi
Peter’ın gölgesini sonsuz altınlar karşılığı satması sadece fantastik bir anlatı olarak kabul edilmemelidir. Konu üzerinde çok çeşitli açılardan okumalar yapılabilir.
İçinde yaşadığımız toplumda günümüz insanı iyi bir fiyat (!) karşılığında kendisi için hayati önemi olan değerleri farkında olmadan gözden çıkarabiliyor. Söz gelimi mutluluğu daima güvenlikle takas eder ve özgürlüğünden vazgeçer. Ya da başkalarını sevgisini, sempatisini kazanmak uğruna, düşündüklerini dile getirmez. Kabul görmek için farklılıklarını törpüleyerek ya da gizleyerek “herkes” gibi olmaya çalışır. Başarı için mutluluk zamanlarından fedakârlık eder. Güçlü bir imaj sahibi olmak için kırılganlıklarını dibe iter ve ruhsal yapısını büsbütün kırılgan hale getirir. Bütün bunları yaparken “kendi” olmayı siler hatta unutur.
Peter gölgesini sattığı halde yine aynı iyi kalpli, düşünceli, çalışkan ve zeki insandır ama artık insanlar onu sadece “gölgesiz adam” olarak tanımlar. Modern zamanda toplumun insanları bütünlük ve değerleri üzerinden değerlendirmek yerine eksiklikleri üzerinden yargılaması hepimizin çok tanıdık olduğu bir durumdur. Zaman zaman bireylerin tek bir hatası/ başarısızlığı / zaafı/ eksikliği bütün özelliklerinin önüne geçebilir. Toplum, insanı iyi özelliklerine göre değerlendirip, kazanmakla uğraşmaz en kestirme yoldan dışarı atar.
Burada Chamisso’nun fantastik anlatısı, insanın toplumsal varoluşuna dair gerçek bir soruya dönüşür. “Bizi biz yapan gerçekten ne olduğumuz mudur yoksa başkalarının gözünde nasıl göründüğümüz müdür?”
Felsefi Açıdan
Chamisso’nun eseri kaleme almasından yüzyıl kadar sonra Sartre varoluşsal gerilim konusuna “başkalarının bakışı” üzerinden yaklaşacak ve insanın kendisini içerden inşa etmesi kadar başkalarının bakışı ile de bir kimlik edindiğini, bunun da her zaman taşınması kolay bir şey olmayacağını vurgulayacaktır.
Bu açıdan Peter Schlemihl’in yaşadığı deneyim, Sartre’ın daha sonra kavramsallaştıracağı “başkasının bakışı” meselesinin edebî bir önsezisi olarak okunabilir.
Dışarıdan dayatılan kimlik bazı hallerde insanın kendi kimliğinde çatlamaya hatta kırılmaya yol açabilir. Chamisso’nun Peter’i bu trajediyi içtenlikle yaşar. Kendisi değişmemiştir ana başkalarının gözünde gölgesi olmayan “eksik” bir kişidir. İnsan başkalarının kendisi hakkındaki görüşlerini kendi yargılarının önüne aldığında ise önce özgürlüğünü yavaş yavaş kalan benliğini yitirmeye başlar.
Burada Hegel’in bakış açısından olaya yaklaşıldığında “ötekinin bizzat kişinin yaratıcısı olma hali yani kişinin var kabul edilmesi, diğerlerinin ona “sen” demesine bağlıdır” yaklaşımını göz önüne almak gerekir. Bu bakış açısı karşıdakinin kişiyi kabulünü varoluşun temeli haline getirir.
Psikolojik Açıdan
Hikayeye psikolojik açıdan yaklaşıldığında ise Peter’ın “ikincil aynalanma” olgusunu sattığı düşünülebilir. Çocukluk döneminde “İkincil aynalanmanın” yetersiz ya da travmatik olması, ilerleyen yaşlarda dış dünyada kabul görme kaygısına, aidiyet sorunlarına ya da kırılgan narsisizme yol açabilir.
Bir başka yönden değerlendirildiğinde ise ortaya çıkan resimde Peter, başlangıçta tutkularının peşinden koşan bir adamken gölgesini kaybettikten sonra, hayatının gerçek anlamını sorgulamaya başlar. Onun bu yolculuğu, kendini bulma ve öz farkındalık arayışına dönüşür. Peter’in dönüşümü okuru da kendi içsel yolculuğuna teşvik ediyor.
Tarihsel Açıdan
Esere yazıldığı dönem açısından bakıldığında da Adelbert von Chamisso bu novellayı 19. yüzyılın başlarında toplumsal değişimlerin, bireysel özgürlük arayışlarının ve romantik akımların etkili olduğu zaman diliminde yazılmıştır. Eserde dönemin birey odaklı bakış açısı üzerinden toplumun baskısı da sorgulanır. Peter Schlemihl’in hikayesi, o dönemdeki bireylerin kimliklerini bulma çabalarının toplumsal normlarla çatışmasını ele alır. Ayrıca, Chamisso Alman edebiyatında önemli bir yere sahiptir; eser, romantik akımın izlerini taşırken, bireyselliği net bir şekilde ön plana çıkarır.
Bu bağlamda, “Peter Schlemihl’in Olağanüstü Öyküsü” tarihsel olarak da okunması gereken önemli bir metin olarak değerlendirilebilir.


















