
Eğitim hayatım boyunca sıkıldığım derslerden biriydi tarih dersi. Yakın tarih tamam ama biraz daha geriye doğru gittikçe işler daha bir karmaşıklaşıyordu. Zorlansam da başarmak zorundaydım. Lisans eğitimi bitti artık programdaki (benim için) tüm gereksiz konulardan kurtuldum diye seviniyordum ki mesleğe başlamak için girdiğim o büyük sınav için tekrar karşıma çıktı. Onlarca padişah, getirdikleri yenilikler, başarıları, başarısızlıkları, savaşlar, barış antlaşmaları, eserleri vs. vs. Gel de çık işin içinden. Bu konuda bir tek ben böyle düşünmüyorum sanırım. Tarih gibi, coğrafya gibi ya da pozitif bilim alanları gibi özel ilgi gösterilerek, sindirilerek çalışılacak konular bana göre. Bir de zorunluluk söz konusuysa… Sonraki yıllarda bile isteye elime aldığım tarih metinlerinde aynı sıkıntıyı yaşamadığımı hissettim. Bu durumda küçük yaşlarımdan itibaren karşılaştığım zorunluluğun beni biraz soğuttuğunu, alandan uzaklaştırdığını fark ettim. Bugünlerde elime aldığım kitap da durumun sağlamasını yaptı adeta. Dedim ki kendime, budur işte. Çocuklara tarih anlatılacaksa ders kitaplarındaki gibi resmi bir dille değil, bu şekilde hikâyeleştirerek, daha sevimli bir dille, daha insancıl yönler öne çıkarılarak anlatılmalı. Daha etkili bir öğretim yöntemi olduğuna inancım tamdır. Hadi böyle yapılmıyor, o halde ders kitaplarının yanında bu tür kitaplar okutulsun. Çocuklar hem tarihi daha çok severler, hem de eğlenerek öğrenirler. Tabii bu kitapları okutmak zorunluluğa dönüşürse de aynı etkiyi göstermeyebilir. Bunu da göz ardı etmemek gerek. Fakat bir şekilde bu tür kitaplarla çocukları buluşturmalıyız. Geçmişi bilsinler ki geleceğe ona göre yön versinler. İlham kaynakları bu kitaplar olsun.
*Bir Sinan Bir de Süleyman
Sözü daha fazla uzatmadan geçelim kitaba. Doğan Çocuk etiketiyle yayımlanan, Sevil Köybaşı’nın yazdığı, Tansel Ünal’ın resimleriyle can verdiği “Bir İnsan Bir de Süleyman”a. Tarihimizin en önemli isimlerinden biridir Mimar Sinan. Yüzlerce yıl önce inşa ettiği eserleri hâlâ dimdik ayakta, hâlâ yaşıyor. Peki, bu nasıl olabiliyor. Elli yıl önce inşa edilen yapılar şu an yokken, varsa bile dökülüyorken, yok olmaya yüz tutmuşken, Mimar Sinan’ın eserleri nasıl hâlâ yaşıyor. Bu sorunun peşine düşmek bile çok önemli. Çocukları bu sorunun peşine düşürebilmek daha da önemli.
Bu kitap Mimar Sinan’ın hikâyesini anlatıyor bize. İstanbul’dan çok uzaklarda ‘taşlara fısıldayan çocuk’ olarak başlayan hikâyesini. Merak, hayal ve çalışkanlık. Üç önemli özellik. Bugünün çocuklarında (hepsi değil tabii) olmayan bu özellikler kitapta vurgulanıyor. Sinan’ın sahip olduğu bu özellikler onu günün birinde devrin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın karşısına çıkarır. Birlikte çıktıkları bu uzun yolculuk boyunca Sinan’ın hayalleri Hürrem Sultan Külliyesi’nin avlularında yankılanır. Süleymaniye’de İstanbul’un ufkuna karışır, Kırkçeşme’de suya can verir, Selimiye’de gökyüzüne dokunur.
Meraklısına keyifle öğretir, ilgisi olmayanda da merak uyandırır. Bir imparatorluğun kaderini hayalleriyle şekillendiren iki kahramanın hikâyesi bu kitap.



















