
Charles John Huffam Dickens, modern romanın kurucu adlarından. Dünya klasiklerinin yazarı. Dünyanın en büyük yazarlarından. Edebiyatın en bilinen kurgusal karakterlerini yaratmış. Eserleri yaşamı boyunca benzeri görülmemiş bir popülerliğe sahipmiş ve hâlâ da öyle. Romanları ve öyküleri bugün de yaygın olarak okunuyor, sinemaya, televizyona, tiyatroya uyarlanıyor.
Yoksulluk, sınıf eşitsizliği, çocukların sömürülmesi, bürokrasi, hukuk ve sanayileşme gibi toplumsal sorunları unutulmaz karakterlere, mekânlara ve hikâyelere dönüştürerek okurun toplumsal gerçeklikle ilişki kurmasını sağlamış.
Eleştirmenler, Dickens’ın asıl önemi, yüksek edebiyat ile popüler kültürü, toplumsal eleştiri ile mizahı, gerçekçilik ile groteski birbirinden ayırmadan bir araya getirmesinde ve kendi çağının sorunlarını anlatırken modern dünyanın hâlâ tanıdığı eşitsizlik, yabancılaşma, bürokrasi, para ve kent hayatı deneyimlerine edebî bir bakışla işlemesinde yatar, diyorlar. Nicola Bradbury, Dickens, romanın yalnızca içeriğini değil, şeklini, temposunu, yapısını ve okurla kurduğu ilişkiyi değiştirdi, diye yazmış.
Yaşam öyküsünün ayrıntılarına baktığımızda Dickens’ın önemi daha da artıyor. Çünkü o yalnızca Dünya edebiyatının büyük romancılarından biri değil, romanın okurla, toplumla ve kitle kültürüyle kurduğu ilişkinin kurucularından biri, belki de birincisi. Romanlarını dergilerde tefrika olarak yayınlayarak geniş bir okur topluluğu yaratmış, gazetecilikten tiyatroya, yayıncılıktan okurla buluştuğu okuma etkinliklerine uzanan faaliyetleriyle yazarı yalnızca kitap yazan bir kişi olmaktan çıkarıp bir kültür figürüne dönüştürmüş.
Charles Dickens, edebiyatın yalnızca “kitap” olmadığını çok erken kavramış bir yazar. Dickens’ın eserleri gazeteyle, dergiyle, reklamla, illüstrasyonla, tefrikayla, kitap piyasasıyla, toplu okuma deneyimiyle birlikte var oldu diyorlar ki, günümüz yazarları ve yayıncılık endüstrisi bunların hepsini kullanıyor. Ama Dickens, romanlarını bu yöntemlerle yaygınlaştırmayı keşfettiğinde 1836’ydı. Türkçeye Mister Pickwick’in Serüvenleri adıyla çevrilen ilk romanının tefrika yayını Mart 1836’da 400 adet satışla başlamış ve Kasım 1837’de 40 bin tiraja ulaşarak son bulmuş. 20 ayda 19 sayı yayınlanmış. Roman yayınlandığında Dickens, 24 yaşında bir parlamento muhabiriymiş. 1860’da Büyük Umutlar 300 bin afişle tanıtılmış ve haftalık olarak yayınlanmış, 23 Mart 1861’de otuz altı bölümde tamamlanmış. Romanın tefrika edildiği ve Dickens’ın sahibi olduğu All the Year Round haftada 100.000 adet satıyormuş. İki Şehrin Hikayesi’nin tefrikasında ilk sayının 125.000 sattığı ve derginin daha sonra 300.000 satışa kadar çıktığı belirtiliyor. Bunlar sadece İngiltere’deki tefrikaları yayınlayan dergilerin rakamları, ABD’deki yayınlar, romanın kitap olarak baskıları dahil değil. Dickens aynı zamanda biletle izlenebilen okumalarla hem romanlarını tanıtıyor, hem de önemli bir gelir elde ediyormuş. Tabii romanlar hızla tiyatroya da uyarlanıyormuş. İki Şehrin Hikayesi’nin kitap formunda yayını için tahmin edilen satış adedi 200 milyon.
İngiliz romancı ve biyografi yazarı Peter Ackroyd’un önemi, yalnızca çok üretken bir yazar olmasından değil, biyografi ile edebiyat, tarih ile hayal gücü arasındaki sınırı yeniden düşünmüş bir yazar olmasından kaynaklanır, diyor eleştirmenler. T. S. Eliot, Ezra Pound, William Blake, Thomas More, Shakespeare gibi büyük yazar ve tarihsel kişilikleri yalnızca kronolojik hayat hikâyeleri olarak değil, kendi dönemlerinin kültürel ve zihinsel dünyaları içinde yeniden kurması ile önemli olduğu belirtiliyor. Geçmişi kuru bir tarih bilgisi olmaktan çıkarıp mekân, atmosfer, ses ve gündelik hayat üzerinden okura yaşatmasına dikkati çekiliyor. Ackroyd’un asıl başarısı ise geçmişi “anlatmak”tan çok geçmişi yeniden yaratması olarak görülüyor ki bu görüşe katılıyorum. Sokakları, binaları, alışkanlıkları, söylentileri, metinleri ve insanları birbirine bağlayarak tarihsel kişiliği kendi dünyası içinde yeniden yaratıyor. Bu yüzden Ackroyd’u yalnızca bir biyografi yazarı olarak değil, edebî biyografinin imkânlarını genişleten ve Londra’yı başlı başına tarihsel bir karaktere dönüştüren bir anlatıcı olarak değerlendirmek daha doğru olur, diye değerlendirilmiş.
Peter Ackroyd çok üretken bir yazar ve birçok eseri, romanları, biyografileri Türkçeye çevrildi. Çoğunu da okudum. Dickens biyografisini de merakla bekliyordum. Çünkü Dickens yaşam öyküsünde birçok bilinmez bulunan bir yazar. Hakkında yazılan her biyografi, “gerçek Dickens”ı bulduğunu iddia ederken büyük usta için farklı bir yaşam öyküsü kuruyor.
Dickens, yaşamı boyunca kendi imgesini olağanüstü bir ustalıkla yönetmiş. Başarılı, çalışkan, ailesine bağlı, toplumsal sorunlara duyarlı, enerjik ve halktan yana bir yazar imajı yaratmış. Birçok biyografi yazarı gibi Ackroyd’da Dickens’ın yakın arkadaşı John Forster’in yazdığı The Life of Charles Dickens’ı temel kaynak olarak almış ama verilen her bilgiyi ayrıca sorgulamış, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bulmakla kalmamış, bilinmeyenleri de günyüzüne çıkarmış.
Ackroyd’un Dickens‘ında büyük usta eserleri ile birlikte ele alınıyor. Dickens’ın özellikle büyük yokluk ve zorluklarla geçen çocukluğunun, müsrif babasının yaptığı inanılmaz borçlarla aileye yaşattıklarının romanlarına yansıdığı biliniyor. Ama yaşananlar esere ne kadar yansır, yansırken ne kadar değişime uğrar, tartışılmaya değer. Ackroyd da tartışıyor ve hayatın ne kadar romana dönüştüğünü sorguluyor. Bunu yaparken mektupları, günlük kayıtlarını, gazete haberleri tek tek incelemiş. Tek sorun benim gibi aşırı meraklılar için kitabın sonunda bir kaynakça olmaması.
Dickens olağanüstü başarılı bir yazar ama insan olarak birçok kusurları ya da eleştirilecek yanları var. Dediğim dedikçi, obsesif özellikler gösteren bir kuralcı, aşırı titiz ve ayrıntılarda olağanüstü dikkati var. Tabii bu özellikler günlük hayatta onun çekilmez biri olmasına yol açmış. Karısını da çocuklarını da sevmiyor. Hele erkek çocuklarına hiç ilgi göstermiyor. Zaten o kadar yoğun çalışıyor ki aile sorunlarına ayıracak zamanı yok. Aynı anda iki roman yazıyor, dergi yayınlıyor, makaleler yazıyor, sıkı bir pazarlıkçı olarak yerli ve yabancı yayınevleri ile ilişkileri yürütüyor. yazar örgütlenmeleri ya da hayır işleri için çalışmalar yapıyor ve amatör tiyatro ile ilgileniyor. Her gün 30-40 kilometre yürüyor. Yürürken romanları için araştırmalar yapıyor, yeni bölümleri tasarlıyor.
On çocuğu olmuş, üçü kız. Kızlarıyla daha yakın ilişkisi olmuş. Genç baldızları ile de çok yakın. Karısından ayrıldıktan sonra bile baldızı onunla birlikte yaşamaya devam etmiş. Tabii biyografi yazarlarının en çok tartıştığı konu, Dickens’ın karısı Catherine ile evliliğini bitirmesi ve çok genç tiyatro sanatçısı Ellen Ternan ile ilişkisi. Ackroyd, bu konunun net olmadığını ama Dickens’ın Fransa’ya taşınan Ellen Ternan’ı görmek için sık sık gizemli seyahatlere çıktığını tespit ettiğini belirtiyor.
Ackroyd’un biyografisinde sorun belge ile sezgi, gerçek ile kurmaca, tarih ile edebiyat arasındaki sınırı belirsizleştirmesi. Bu da biyografiyi yarı kurmaca bir eser gibi kaleme almasından kaynaklanıyor olabilir. Ackroyd‘un yaklaşımı Dickens’ın davranışlarına karşı daha hoşgörülü veya açıklayıcı bulunmuş. Bence Ackroyd “Dickens kimdi?” sorusuna yazarı tüm boyutlarıyla ele alarak tatmin edici bir cevap vermiş. Dünyanın en büyük romancılarından Charles Dickens’ı tanımak isteyen herkese Dickens‘ı tavsiye ediyorum.
* Dickens, Peter Ackroyd, çev. Ulaş Apak, Alfa yay. Temmuz 2026.


















