Şairin sanat eleştirmenliği | Metin Celâl

Ağustos 9, 2026

Şairin sanat eleştirmenliği | Metin Celâl

Sennur Sezer, şairliğinin yanı sıra yaşamına birçok işi sığdırmış bir edebiyat insanı, yayın emekçisi Onun yaşam öyküsünü araştırırken ne kadar çok iş yaptığını fark edip şaşırmıştım. Şairliğinin yanında düzeltmenlik, redaktörlük, editörlük, gazetecilik, röportajcılık, senaryo ve radyo oyunu yazarlığı, fotoroman yazarlığı, ansiklopedi maddesi yazarlığı, seçki ve antoloji oluşturma, halk anlatılarını yeniden yazma, çocuk kitapları kaleme alma gibi birçok alanda çalışmış. Bu işler içinde en az bilinen ama en uzun süre emek verdiği alan ise sanat gazeteciliği, eleştirmenliği olsa gerek. 70’lerde Cumhuriyet ve Vatan’la başlayıp en son yazdığı yayın olan Evrensel Kültür’e dek hep resimle, heykelle, sanatla yakından ilgilenmiş, haberler yapmış, yazılar kaleme almış. 

Sennur Sezer, Cumhuriyet gazetesiyle ilişkisi sanat sayfasında da şiirler yayımlayarak başlamış. Sonra gazetenin sanat sayfasına yazmaya başlamış. Cumhuriyet o sıralar haftalık sanat ve edebiyat eki veriyor, ekte şiir ve öyküler de yayınlanıyor. “Toplum Polisine Mektup” şiiri Cumhuriyet gazetesinde 13 Aralık 1975 tarihinde yayınlanınca üzerine gazeteye ve şaire “güvenlik güçlerini tahkirden” soruşturma açılmış, ancak daha sonra takipsizlik kararı verilmiş, bu gelişmeden sonra yazı işleri müdürü Çetin Özbayrak, Sezer’e iki yıl boyunca gazeteye yazı yazamayacağını iletmiş. Ama talihi yaver gitmiş ve gazetenin sahibi ve başyazarı Nadir Nadi’nin İstanbul’a gelen Fahrelnissa Zeid’le röportaj yapılmasını istemesi üzerine genel yayın müdürü Oktay Kurtbüke’nin “bizim buradaki çocukların hiçbiri bu işi yapamaz” demiş ve röportajı yapma görevi Sennur Sezer’e verilmiş. Yani görevine dönmüş. Sennur Sezer altı yıl (1972-1978) bu görevi sürdürmüş.

1970’li yıllarda Cumhuriyet gazetesi, Türkiye’deki kültür-sanat hayatının en önemli haber kanalı, dönemin yoğun siyasi gündemine rağmen kültür ve sanat haberlerine geniş ve sistemli yer veren nadir ana akım yayınlardan. Oktay Akbal, Fahir Aksoy gibi yazarların yanı sıra Nadir Nadi ve İlhan Selçuk, başyazılarında kültür politikalarını, devletin sanata ve sanatçıya yaklaşımını ideolojik ve eleştirel bir süzgeçten geçirerek topluma aktarıyordu. 1970’lerde İstanbul ve Ankara’da sergiler de günü gününe Cumhuriyet’te duyurulurdu. Gazete, devletin kültür alanındaki hamlelerini (örneğin Kültür Bakanlığı’nın sanat ödüllerini artırması veya İstanbul Sanat Bayramı gibi etkinlikleri) hem destekler hem de yapıcı bir şekilde eleştirirdi. Sennur Sezer’in bu işte büyük bir emeği olduğu anlaşılıyor.

Cumhuriyet’te yazdığı resim ve sergi eleştirileri öylesine beğenilmiş ki Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi kimi sanatçıların sergi kataloglarına Sezer’in yazıları eklenmiş. Nasip İyem açtığı serginin broşürüne Sezer’in yazısını koymuş. Gazetecilerle görüşmeyi reddeden Eyüboğlu’nun “ben gazeteci değilim şairim” diyen Sezer’le röportaj yapmayı kabul etmesi de onun pratik zekâsı, hazırcevaplığı, ikna yeteneğiyle açıklanabileceği gibi “şairlik” vasfını bir kimlik olarak taşıdığını gösterir. Eyüboğlu’yla uzun yıllara dayanan dostluğun ilk karşılaşmasıdır bu. Sonraları ailecek görüşülecek, eşi Eren Eyüboğlu’nun da sıkı ahbaplığını kazanacaktır. “Ustam” dediği Eyüboğlu, bir resim broşürünü “Sennur Reis’e” diyerek imzalar.

Sennur Sezer’in Cumhuriyet’te yayınlanan sanat yazıları “Resim Defteri” adıyla kitaplaştı. Sertaç Çelik’in derleyip yayına hazırladığı kitapta Sennur Sezer’in gazete sayfalarında kalmış yazıları biraraya gelirken 1970’lerin sanat ortamına da neredeyse gün gün şahit oluyoruz. Sennur Sezer “acar bir muhabir” olarak İstanbul’da gerçekleştirilen neredeyse hiçbir sergiyi, sanat etkinliğini kaçırmıyor. Gazetenin kısıtlı olanakları ve sanat sayfasının yetmemesine rağmen kısa da olsa her sanat etkinliğini duyurmaya çalışıyor. 

1970’ler sanat etkinliklerinin yoğunluk kazandığı bir dönem. Daha önce çok az sayıda olan sanat galerilerinin sayısı artıyor. Cumhuriyetin 50. yılı kutlamaları vesilesiyle çeşitli sergiler, yarışmalar düzenleniyor. İKSV kurulup Uluslararası İstanbul Festivali başlıyor. Yine de Sennur Sezer gibi iyi bir gazetecinin gözünden kaçmayacak kadar çok değil bu etkinlikler.

70’li yılların başlarında sergi mekânı olarak, devlet galerileri, eğitim kurumları, özel kuruluş, dernek ve kültür merkezlerinin sergi salonları ile az sayıdaki özel galeri kullanılırken, 1975 yılından başlayarak özel galeri sayısında diğer yıllara oranla bir artış yaşanmış, sergileme olanakları çoğalmış yine de erişilemeyecek kadar çok değiller. Hatta iki elin parmaklarını geçmeyecek gibiler, Beyoğlu Şehir Galerisi, Taksim Sanat Galerisi, Alman, Fransız, Amerikan ve İtalyan Kültür Merkezleri, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi ve İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu sergi salonları, Şişli Terakki Lisesi, Işık Lisesi, Kültür Koleji, Olgunlaşma Enstitüsü gibi eğitim kurumlarının sergi salonları, Yapı Kredi Bankası, İş Bankası ve Garanti Bankası’nın sanat galerileri, az sayıda özel galeri, Moda Cumalı Sanat Galerisi, Melda Kaptana Sanat Galerisi, Tiglat Sanat Galerisi, Maçka Sanat Galerisi… Bütün bu sanat kurumları Sennur Sezer’in ilgi alanında. 1973’te kurulan İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın düzenlediği “İstanbul Festivali” ve “Cumhuriyet’ in 50. Yılı Kutlamaları” vesilesiyle yapılan sanat etkinliklerini de kaçırmamış, tek tek hepsini izlemiş. Fahrünnisa Zeyd’den Ara Güler’e, Nuri İyem’den Cihat Burak’a, Aliye Berger’den Adnan Çoker’e pek çok önemli ismin sergilerini haberleştirmiş, onlarla röportajlar yapmış. 

“İstanbul’a 20 Heykel” (1973–1974) projesi ise Sennur Sezer’in “Resim Defteri”nde önemli bir yer kaplıyor. Cumhuriyet’in 50. yılı onuruna İstanbul’a dikilen yirmi heykelin öyküsü heykeltıraşların seçiminden heykellerin dikimine, kiminin çalınmasından kiminin saldırıya uğramasına ya da bir gecede sökülüp kaldırılmasına uzanan garip bir macera ve Türkiye’de sanata, heykele nasıl bakılıp davranıldığının ibret verici bir örneği. Üstelik aradan elli yıldan fazla zaman geçmesine rağmen bu heykellerin macerası bitmemiş. Sennur Sezer, bu heykellerin başına gelenlerin yakın takipçisi olmuş, haberleştirmiş, yazılar yazmış.

“Resim Defteri” hem Sennur Sezer’in bilinmeyen bir yönünü, sanat eleştirmenliğini, sanat muhabirliğini örneklemesi açısından hem de 70’li yıllarda Türkiye ve İstanbul’daki sanat ortamını anlamak ve gün gün takip edip öğrenmek için faydalı bir eser.

* Resim Defteri, Sennur Sezer, Vapur Yay. Temmuz 2026.

Yorum yapın